KÖK HARFLER: ث ن ي
ANLAM:
ثَنَى: Bir şeyi katlamak veya çiftlemek; onu bükmek; bir tarafını diğer tarafının üzerine katlamak.
AÇIKLAMA:
Bu kelimenin çekimli hallerinde temel, “katlamak, bükmek veya iki kat yapmak” anlamındaki ثَنْي kelimesi ile “iki” anlamındaki اِثْناَن kelimesidir. Kullanımlarında da ya “sayı” ya “içinde bulunan tekrarlama anlamı” ya da “her ikisi birden” göz önünde bulundurulur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ثَانِيَ اثْنَيْن …iki kişinin ikincisi olarak (9/40); اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً …on iki pınar (2/60); فَانكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ Hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer ya da dörder olarak evlenebilirsiniz (4/3).
ثَنَّيْتُهُ تَثْنِيَةً “Onun ikincisi oldum” veya “Malının yarısını aldım” ya da “Ona kendisi ile iki tane olacağı bir şey ekledim” demektir.
ثِنَى : İki defa tekrarlanan. Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: لاَ ثِنَى فِي الصَّدَقَةِ : Sadaka (zekat) yılda iki defa alınmaz.
اِمْرَأَةٌ ثِنْيٌ : iki doğum yapan kadın. Bu ikinci çocuğa ثِنْيٌ denir.
حَلَفَ يَمِينًا فِيهَا ثِنْيٌ، وَثَنْوى، وَثَنِيَّةٌ، وَمَثْنَوِيَّة : İçinde bir istisna bulunan bir yemin etti.
Bir nesneyi bükene “Onu büktü” anlamında قَدْ ثَنَاهُ denir. Örneğin, أَلا إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ Haberiniz olsun ki, onlar, başlarını göğüslerine yapıştırarak iki büklüm olurlar (göğüslerini bükerler) (11/5). İbn Abbâs bunu يَثْنَوْنى şeklinde okumuştur. Bu ise, اِثْنَوْنَيْتُ kökünden gelir.
Yüce Allah’ın ثَانِيَ عِطْفِهِ …yanını bükerek… (22/9) sözü ise, “karşıdakinin hoşlanacağı bir halden hoşlanmayacağı bir hale dönüverme” ve “yüz çevirme” anlamındadır. Bu kullanımıyla “Avurdunu büktü” anlamındaki لَوَى شِدْقَهُ sözüne ve وَنَأَى بِجَانِبِهِ yan büktü (17/83) sözüne benzer.
ثَنِيٌّ : İki yaşına girmiş koyun veya ثَنِيٌّ denen ön dişi düşmüş, dökülmüş deve. “Devenin ثَنِيَّةٌ denen dişi düştü, döküldü” anlamında fiil olarak, قَدْ أَثْنَى denir.
ثَنَيْتُ الشَّيْءَ-أَثْنِيهِ : Şu nesneyi -hemzesiz olarak- بِثِنَايَيْنِ ile yani iki iple düğümledim ya da bağladım. Söylendiğine göre, hemzesiz kullanılmasının nedeni, sözcüğün yapısının tekil lafza değil de ikil lafza dayalı olarak oluşturulmuş olmasıdır.
مُثَنَّاةٌ : Yuların ucundaki katlanan kısım.
ثُنْياَن : Liderler ya da ileri gelenler sayılırken ikinci sırada sayılan kişi.
فُلاَنٌ ثَنِيَّةُ أَهْلِ بَيْتِهِ : “Filan kişi aile halkının ثِنْيَةٌ sidir” sözü, “o kişinin onların içindeki konumunun, mevkiinin düşüklüğünden” kinayedir.
ثَنِيَّةٌ : Kendisini kat etmek ve kendisinde yolculuk yapmak için yukarı çıkmak, tırmanmak ve aşağı inmek gereken dağ. Bununla sanki o dağın yolculuğu katladığı ya da büktüğü anlatılmak istenir. Biçim ve sertlik yönüyle, ثَنِيَّة denen dağa benzetilerek ön kesici dişlere ثَنِيَّة denmiştir.
ثُنْيَا : Kesicinin kesilen ya da kesilecek deveden kendisine ayırdığı baş ve belkemiği.
Şöyle denmiştir: ثَنْوَى ve ثَنَاء kelimeleri, “insanların zikredilen, anılan övgüye değer özellikleri ya da işleri” demektir. Bunlar zamanla tekrar anılırlar (يُثْنَى). Fiil olarak “Onun övgüye değer bir özelliğini ya da işini zikretti, andı, onu övdü”
anlamında أَثْنَي عَلَيْهِ şeklinde kullanılır.
تَثَنَّى فِي مَشْيِهِ sözü تَبَخْتَرَ فِي مَشْيِهِ (böbürlenerek yürüdü) sözü ile eş anlamlıdır.
Yüce Allah’ın şu sözünde “Kur’an sureleri” مَثَانِي olarak adlandırılmıştır: وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعاً مِنَ الْمَثَانِي Gerçekten sana sürekli tekrarlanan yediyi verdik (15/87). Çünkü sureler zaman geçtikçe okunarak ya da yazılarak tekrarlanır ve yinelenirler. Dolayısıyla, günler geçtikçe yok olan ve zail olup hükmü kalmayan diğer nesneler gibi silinip gitmezler. Yüce Allah’ın şu sözü de bu çerçevededir: اَللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَاباً مُتَشَابِهاً مَثََانِيَ Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer, ikişerli bir Kitap halinde indirdi (39/23). Ayrıca zaman geçtikçe faydalarının tekrarlanarak ve yenilenerek ortaya çıkmasından dolayı Kur’an’a da مَثَانِي denmesi sahih olur. Nitekim Kur’an’ın vasf edildiği bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir: لاَ يُعَوَّجُ فَيُقَوَّمَ ، وَلاَ يَزِيغُ فَيُسْتَعْتَبَ، وَلاَ تَنْقَضَي عَجَائِبُهُ Yanlış yola girmez ki, doğrultulsun, sapmaz ki, kınansın, onun harika tespitleri ise sınırsızdır. Yani: Kur’an kendisine tutunan için bir kurtuluştur. Ona tutunan eğilmez. Bilakis doğrultulur. Haktan, doğru yoldan sapmaz, uzaklaşmaz. Bilakis Yüce Allah’ın razı olduğuna dönmesi istenir. Onun, insanı hayranlık içinde bırakan acayiplikleri bitmez, tükenmez.
Bunun, yani مَثَانِي kelimesinin, ثَنَاء kökünden gelmiş olması da mümkündür. Bu durumda ise, ayette ” Kur’an’dan daima kendisinin, kendisini okuyanların, öğretenlerin ve kendisi ile amel edenlerin övülmesini (ثَنَاء) sağlayacak şeylerin çıktığına” dikkat çekilmiş olur.
Kur’an’ın إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ Bu kitap, Yüce Kur’ân’dır (56/77) sözünde “kerem”le ve بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَجِيدٌ Aksine, o şerefli bir Kur’ân’dır (85/21) âyetinde ise, “yüceltilmişlik” sıfatlarıyla (şanlı, şerefli olarak) tanımlanmasının gerekçesi de budur.
اِسْتِثْنَاء : Öncesinde zikri geçen bir lafzın genel anlamının gerektirdiği şeylerden bir bölümünün hükmünün kaldırıldığına delalet edecek ya da o lafzın hükmünün tümüyle kaldırıldığına delalet edecek bir lafız söyleme.
Örneğin Yüce Allah’ın şu sözü, lafzın genel anlamının gerektirdiği (kapsadığı) şeylerden bir bölümünün hükmünün kaldırıldığına delalet edecek bir lafız söyleme türündendir: قُلْ لاَ أَجِدُ فِي مَا أُوْحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّماً عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً De ki: Bana vahyedilen âyetlerde ölü hayvandan başka hiçbir hayvanın yenmesinin yasaklandığını görmüyorum (6/145).
Lafzın gerektirdiği (kapsadığı) şeylerin hükmünün tümüyle kaldırılması ile ilgili ise, örnek olarak şunlar ifade edilebilir: والله لَأَفْعَلَنَّ كَذَا إِنْ شَاءَ الله : Allah’a yemin olsun şunu mutlaka ve mutlaka yapacağım, tabii Allah dilerse. عَبْدُهُ عَتِيقٌ إِنْ شَاءَ الله : Kölesi hürdür, tabii Allah dilerse. اِمْرَأَتُهُ طَالِقٌ إِنْ شَاءَ الله : Eşi boştur, tabii Allah dilerse.
Bu bağlamda Yüce Allah şöyle buyurmuştur: إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ وَلاَ يَسْتَثْنُونَ Hani onlar sabah olurken kimse görmeden onun mahsullerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi; istisna da etmiyorlardı (68/17-18). (Müfredât)
Özetle, bu kökteki temel anlam “katlamak”tır. Bir şey katlandığı zaman “çift” olmuş olur. “İki” anlamı buradan gelmektedir. Senâ ise insanların övgüye değer yönlerini dile getirmektir. Bir iyiliğinden diğerine geçerek yapılan anlatımdır. Yani iyiliğin anlatımında “tekrarlanmak, katlanmak” durumları söz konusudur.
DİĞER BAZI TÜREVLER:
ثَنَى (geniş zaman يَثْنِى mastar isim ثَنْىٌ):
ثَنَى الشَّىْءَ : O şeyi katladı veya çiftledi; onu büktü; bir tarafını diğer tarafının üzerine katladı.
ثَنَى زَيْدًا عَنْ حَاجَتِهِ : Zeyd’i emelinden veya amacından döndürdü veya çevirdi.
ثَنَى الْاَرْضَ : Toprağı ekmek veya biçmek için zemini iki kere alt üst etti.
ثَنَى ayrıca, on birdi on iki yaptı anlamındadır.
ثَنَى صَدْرَهُ : Göğsünü büküp içindeki düşmanlığı ve nefreti sakladı.
اَلَا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ : Görmüyor musunuz, içlerinde olanı (düşmanlıklarını) gizlemek için bağırlarını (veya göğüslerini) büküyorlar (11:5).
ثَنَّاهُ (mastar isim تَثْنِيَةٌ ) : Onu ikiledi veya iki saydı; onu tekrarladı.
اَثْنَى عَلَيْهِ : Onu övdü; onu kötüledi.
ثَنَاءٌ : Övgü ve kötüleme; methiye ve kınama.
اِسْتَثْنَاهُ : Onu muaf veya hariç tuttu (istisna etti). Dedi ki اِنْ شَاءَ اللّٰه Allah (c.c.) izin verirse.
ثَانٍ : İkiye katlama, bükme veya döndürme. Aynı zamanda ikinci anlamındadır.
هٰذَا ثَانِىَ هٰذَا : Bu, bunun ikincisidir.
ثَانِىَ اثْنَيْنِ İki şeyden ikincisi.
اِثْنَانِ ve اِثْنَيْنِ ve اِثْنَا ve اِثْنَتَىْ ve اِثْنَتَيْنِ : Tümü “iki” anlamında veya وَاحِد kelimesinin iki katı anlamındadır.
اِثْنَا عَشَرَ شَهْرًا : On iki ay (9:36).
اِثْنَانِ اِثْنَانَ = مَثْنَى : ikişer; ikili ikili; veya ikisi bir kerede ve diğer ikisi bir kerede.
جَاءُوا مَثْنَى : İkişer ikişer geldiler.
صَلَاةُ اللَّيْلِ مَثْنَى مَثْنَى : Gece namazı ikişer rekâttır.
مَثْنَى الْاَيَادِى : Bir kazancın tekrarlanması.
مَثَانٍ veya مَثَانِىَ (tekili: مَثْنَى) : ikiye katlanan veya bükülen bir yeri ifade eder.
اَلْمَثَانِى : Kuran-ı Kerim’in ilk suresinin ( اَلْفَاتِحَةُ ) bir diğer adıdır. Çünkü bu Sure namazın her rekâtında tekrar eder veya Allah’a (c.c.) övgüler içerir. Kuran-ı Kerim’in bütününü veya Kuran-ı Kerim’in ayetlerini de ifade eder.
مَثَانِىَ الْوَادِى : Vadinin kavisleri.
مَثَانِىَ الشَّىْءِ : Bir şeyin kapasitesi veya yetileri.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
ثَنَى | fiil-I | 1 | Dürdü, büktü | 11/5 |
|
اِسْتَثْنَى | fiil-X | 1 | İstisna etti | 68/18 |
|
إِثْنَيْنِ | isim | 13 | İki | 6/143 | Ref’ Hali: اِثْنَانِ |
إِثْنَتَيْنِ | isim | 7 | İki | 36/14 | Ref’ Hali: إِثْنَتَانِ |
ثَانِى | isim | 2 | İkinci | 9/40 |
|
مَثْنَى | isim | 3 | İkişer | 35/1 |
|
مَثَانِى | isim | 2 | İkişerli, övülen | 15/87 |
|
| Toplam | 29 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- ثَنَى (a)
- ثَنَى (b)
- أَثْنَى
- أَشَادَ > bak: ش ي د
- مَدَحَ
- قَرَّظَ
- ثَنَاءٌ
Zıt Manada Kelimeler
- ثَنَى (a)
- ثَنَى (b)
- أَثْنَى
- نَدَّدَ > bak: ن د د
- أَنَّبَ
- وَبَّخَ
- ثَنَاءٌ
AÇIKLAMA:
SENÂ ile MEDH kelimeleri arasındaki fark
( ث ن ي – م د ح )
Senâ, bir kere değil, tekrar tekrar yapılan medihtir. Çünkü senâ kelimesinin kökünde ikiye katlamak ve tekrarlamak manaları vardır. Ayrıca senâ kelimesinde sadece olumlu mana yoktur. Övgü olsun, yergi olsun sözün yayılmasıdır. (Farklar Sözlüğü 48) (Medh kelimesinin ait olduğu kök, herhangi bir şekilde Kur’ân’da geçmemektedir.)
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
Senâ | ثَنَاء | Övgü, övme. | Medh-u senâ |
Esniye | أَثْنِيَة | Övmeler. Senalar. Medhetmeler. |
|
Esna | أَثْنَاء | Bir işin yapıldığı an, sıra |
|
Sâniye | ثَانِيَة | 1: İkinci. 2: Bir dakikanın altmışta biri olan zaman birimi. 3: Bir derecenin altmışta biri. |
|
Sânî | ثَانِى | İkinci. |
|
Sânevî | ثَانَوِي | İkinci. |
|
Sevânî | ثَوَانِي | Saniyeler. |
|
Mesnâ | مَثْنَى | İkişer ikişer. |
|
Mesânî | مَثَانِى | Bir şeyin tekrarı. İki. Çift. Mükerrer. | Seb’u’l Mesânî |
Mesnevî | مَثْنَوِى | Her beyti ayrı uyaklı bir divan edebiyatı nazım biçimi. | Mesneviyyât |
Tesniye | تَثْنِيَة | İkilik. Arapçada bir kelimenin iki şeye delaelt etme hali. Vasıflandırma. |
|
Müsennâ’ | مُثَنَّاء | Kat kat olan. İkili. |
|
İstisnâ’ | اِسْتِثْنَاء | Bir kimse veya bir şeyi benzerlerinden ayrı tutma. |
|
Müstesnâ’ | مُسْتَثْنَاء | 1: Bir bütünün veya kuralın dışında olan, kural dışı, şaz. 2: Benzerlerinden üstün olan, benzerleri az bulunan. |
|
İsnâ | إِثْنَا | 1: Övme, şükretme. 2: Değerini yükseltme. 3: Bir yerde uzun zaman kalma. |
|
İsnân | إِثْنَان | İki | İsneyn |
İsneyniyyet | إِثْنَيْنِيَّة | İkilik, ikiden ibaret olma. |
|
Tesennî | تَثَنِّى | İki kat olma, eğilip bükülme. |
|
İnsinâ’ | اِنْثِنَاء | Bükülme, burkulma, burulma. |
|
Sünâî | ثُنَائ | İkili. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
ثَنَى : Fiil-I.
11:5 | أَلَا إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ |
Diyanet Meali: | İyi bilin ki onlar, O’ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. |
اِسْتَثْنٰي : Fiil-X.
68:18 | وَلَا يَسْتَثْنُونَ |
Diyanet Meali: | (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (“İnşaallah” demiyorlardı.) * |
إِثْنَيْنِ : İsim. İkili isim. Nasb / Cerr Hali. Ref’ Hali: اِثْنَانِ
5:12 | وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا |
Diyanet Meali: | Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. |
5:106 | إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ |
Diyanet Meali: | Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. |
6:143 | ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ |
Diyanet Meali: | O, (hayvanlardan) sekiz eşi de yaratandır: (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki… |
6:143 | وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ |
Diyanet Meali: | Keçiden de iki. |
6:144 | وَمِنَ الْإِبِلِ اثْنَيْنِ |
Diyanet Meali: | Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki… |
6:144 | وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ |
Diyanet Meali: | Sığırdan da iki. |
9:36 | إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ |
Diyanet Meali: | Şüphesiz Allah’ın (gökleri ve yeri yarattığı günkü) yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. |
9:40 | إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ |
Diyanet Meali: | inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, (ona bizzat Allah yardım etmişti). Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. |
11:40 | حَتَّىٰ إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ |
Diyanet Meali: | Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift … ona yükle.” |
13:3 | وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ |
Diyanet Meali: | Orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. |
16:51 | وَقَالَ اللَّهُ لَا تَتَّخِذُوا إِلَٰهَيْنِ اثْنَيْنِ |
Diyanet Meali: | Allah, şöyle dedi: “İki ilâh edinmeyin. |
23:27 | فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ |
Diyanet Meali: |
Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, (bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni) gemiye al.
|
36:14 | إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ |
Diyanet Meali: | Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. |
إِثْنَتَيْنِ : İsim. İkili İsim. Müennes. Nasb / Cerr Hali. Ref’ Hali: اِثْنَتَانِ
2:60 | فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا |
Diyanet Meali: | Böylece kayadan on iki pınar fışkırmıştı. |
4:11 | فَإِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ |
Diyanet Meali: | (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. |
4:176 | فَإِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ |
Diyanet Meali: | Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. |
7:160 | وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ أَسْبَاطًا أُمَمًا |
Diyanet Meali: | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. |
7:160 | فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا |
Diyanet Meali: | (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. |
40:11 | قَالُوا رَبَّنَا أَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ |
Diyanet Meali: | Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün.. |
40:11 | وَأَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ |
Diyanet Meali: | İki defa da dirilttin. |
ثَانِى : İsim.
9:40 | إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ |
Diyanet Meali: | İnkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, (ona bizzat Allah yardım etmişti). Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. |
22:9 | ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ |
Diyanet Meali: | İnsanları Allah’ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. |
مَثْنَى : İsim.
4:3 | فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَىٰ وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ |
Diyanet Meali: | Size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. |
34:46 | أَنْ تَقُومُوا لِلَّهِ مَثْنَىٰ وَفُرَادَىٰ ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا |
Diyanet Meali: | (Ben size ancak bir tek şeyi), Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi (öğütlüyorum). |
35:1 | جَاعِلِ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا أُولِي أَجْنِحَةٍ مَثْنَىٰ وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ |
Diyanet Meali: | (Hamd, gökleri ve yeri yaratan), melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan (Allah’a mahsustur). |
مَثَانِى : İsim.
15:87 | وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ |
Diyanet Meali: | Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur’an’ı verdik. * |
39:23 | اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَ |
Diyanet Meali: | Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. |