KÖK HARFLER: ع و د
ANLAM:
عَادَ : Geri dönmek, bir şeyden yüz çevirdikten sonra o şeye geri dönmek.
AÇIKLAMA:
عَوْدٌ : Bir şeyden döndükten veya ayrıldıktan sonra ona, ya bizatihi olarak ya da sözle ve azim, kararlılık itibariyle geri dönmek. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ : Rabbimiz, bizi buradan çıkar, tekrar dönersek doğrusu zulmetmiş oluruz (23/107); وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ : Eğer dünyaya geri döndürülseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler (6/28); وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللَّهُ مِنْهُ : Kim dönerse/bir daha aynı suçu işlerse Allah ondan öç alır (5/95); وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ : Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O’dur (30/27); وَمَنْ عَادَ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ : Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır (2/275); وَإِنْ عُدْتُمْ عُدْنَا : Siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de (sizi cezalandırmaya) döneriz (17/8); وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ : Geri dönerseniz biz de döneriz (8/19); قَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذِينَ آَمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا : Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: Ey Şuayb; seni ve beraberindeki inanmış olanları, ya memleketimizden çıkarırız veya mutlaka bizim dinimize dönersiniz (7/88); قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ إِذْ نَجَّانَا اللَّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَعُودَ فِيهَا إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّنَا : Allah, bizi ondan kurtardıktan sonra yine sizin dininize dönecek olursak; doğrusu Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi bir yana, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir (7/89).
Şu sözüne gelince: وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا : Eşlerinden zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerine dönenlerin eşleriyle temas etmeden önce bir köleyi hürriyetine kavuşturmaları gerekir (58/3).
- Zahirilere göre bu, kocanın, karısına ikinci kez “sen bana anamın sırtı gibisin” demesidir. Böyle demesi halinde onun kefaret vermesi gerekir. ثُمَّ يَعُودُونَ sözü Bakara Suresi 226. ayette geçen فَإِنْ فَاءُوا (Eğer o süre içinde dönerlerse…) ifadesi gibidir.
- Ebu Hanife’ye göre, “ziharda dönme; kocanın, karısına zihar’da bulunduktan sonra tekrar onunla cima etmesi” demektir.
- Şafi’ye göre ise, “ziharın gerçekleşmesinin ardından kadının, kocasının kendisini boşamasının mümkün olduğu bir süre alıkonulup kocanın onu boşamaması” demektir.
- Müteahhirinden bazıları şöyle demiştir: مُظَاهَرَةٌ mesela “Eğer şunu yaptıysam ya da yaparsam karım bana anamın sırtı gibi olsun” sözünde olduğu gibi bir yemindir. Kişi ne zaman bunu yapar ve yeminini bozarsa, o zaman Yüce Allah’ın bu yerde açıkladığı kefareti vermesi gerekir.
Yüce Allah’ın ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا sonra söylediklerine dönerler (58/3) sözü ise, “yapmayacağına yemin ettiği işi yapma” anlamında yorumlanır. Bu bakımdan ayetteki bu kalıp “bir kimse yemin ettiği şeyi yerine getirdiğinde” söylenen فُلاَنٌ حَلَفَ ثُمَّ عَادَ sözüne benzer.
el-Ahfeş, لِمَا قَالُوا sözünün, فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ sözüyle ilişkili olduğunu ifade etmiştir ki bu da son görüşü kuvvetlendirmektedir. Şöyle demiştir: Kişinin yeminini bozduğunda bu keffaretin gerekli hale gelmesi tıpkı, Yüce Allah’ın adıyla yemin edilip bu yeminin bozulması ile ilgili şu ayette açıklanmakta olan keffaretin gerekli hale gelmesine benzer: لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْأَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ : Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun kefareti; ailenize yedirmekte olduğunuzun ortalamasından, on düşkünü yedirmek, yahut giydirmek veya bir köle azad etmektir. Kim de bunları bulamazsa; üç gün oruç tutmalıdır (5/89).
إِعَادَةُ الشَّيْءِ كَالْحَدِيثِ وَغَيْرِهِ : Bilgi, haber veya başka bir şeyin tekrarlanması. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى : Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu ilk hâline döndüreceğiz (20/21); إِنَّهُمْ إِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ أَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُوا إِذًا أَبَدًا : Eğer onlar size galip gelirlerse sizi taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler ki, o takdirde asla iflâh olamazsınız (18/20).
عَادَةٌ kelimesi ise “yapılması tıpkı tabiat gibi, kolay hale gelinceye kadar bir fiilin ve infialin tekrar edilmesinin” adıdır. Bundan dolayı “adet ikinci bir tabiattır (اَلْعَادَةُ طَبِيعَةٌ ثَانِيَةٌ)” denmiştir.
عِيدٌ : Belli aralıklarla tekrarlayan şey. Şeri dilde ise, özellikle “oruç açma günü ve kurban günü” anlamında kullanılmıştır. Allah Rasulünün (s.a.v.) أَيَّامُ أَكْلٍ وَشُرْبٍ وَبِعَالٍ “Yeme, içme ve eşlerin oynaşma günleri” şeklindeki sözünde dikkatleri çektiği gibi, bu günler, şeriatta, sevince tahsis edildiğinden dolayı, عِيدٌ kelimesi “sevincin olduğu her türlü günle” ilgili kullanılır olmuştur. Yüce Allah’ın şu sözünde de bu anlamda geçer: رَبَّنَا أَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِأَوَّلِنَا وَآَخِرِنَا : Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram olsun (5/114).
عِيدٌ : İnsan üzerinde dönüp duran/tekrarlayan her türlü durum.
عَائِدَةٌ : Herhangi bir şeyden dolayı, insana geri dönen her türlü yarar.
مَعَادٌ kelimesi ise “dönüşle” ilgili ve “dönülen zamanla” ilgili kullanılır. Ayrıca “kendisine dönülen mekanla” ilgili de kullanılabilmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآَنَ لَرَادُّكَ إِلَى مَعَادٍ : Sana Kur’ân’ı farz kılan, seni dönülecek yere elbette döndürecektir (28/85).
- Yüce Allah’ın bununla “Mekke’yi” kastettiği söylenmiştir.
- Doğrusu ise müminlerin emiri Hz. Ali’nin işaret ettiği ve İbni Abbas’ın zikrettiği şu görüştür: “Burada Yüce Allah’ın (Allah Rasulünü) Hz. Adem’in belinde bil-kuvve olarak yarattığı ve “Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye onları kendilerine şahit tutmuştu.” (7/172) sözünde ifade edildiği gibi, ondan yani Hz. Adem’den izhar ettiği, ortaya çıkardığı yer olan cennete işaret edilmektedir.”
عَوْدٌ : Yaşlı deve. Böyle adlandırılmasında ya “onun hayatı boyunca yolculuklar ile çalışmaları tekrarlamış olması” ya da “onun üzerinde yılların tekrar tekrar geçmiş olması ve onun üzerinde bir yılın geçip gitmesinin ardından başka bir yılın dönüp gelmesi” göz önünde bulundurulmuştur. Birinci durumda عَوْدٌ kelimesi fail anlamında olur. İkinci durumda ise meful anlamında olur.
عَوْدٌ : Yolcuların kendisine geri döndüğü eski yol.
“Hasta ziyareti” anlamına gelen عِيَادَةُ الْمَرِيضِ sözü عَوْدٌ kökünden gelir.
عِيدِيَّةٌ : Kendisine عِيدٌ denen aygır deveye nispet edilen develer.
عُودٌ : Şöyle denmiştir: Bu kelime temelde “kesildiğinde geri dönme özelliği taşıyan ağaç parçası” demektir. Fakat yalnızca “herkesçe malum olan ud çalgısına” ve “kendisiyle buhur yapılan öd ağacına” tahsis edilmiştir. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَادَ (geniş zaman يَعُودُ mastar isim عَوْدٌ ve مَعَادٌ):
عَادَ فِيهِ وَ لَهُ وَ عَادَ اِلَيْهِ : O kişi veya şey o şeye geri döndü, ondan yüz çevirdikten sonra o şeye geri döndü.
عَادَ اِلَى كَذَا : O kişi veya şey, başlangıçtaki duruma, yeniden böyle bir şeye, duruma veya koşula döndü.
عَادَ tekrar etti ya da ikinci bir kez yaptı, manasındadır.
بَدَاَ ثُمَّ عَادَ : İlk kez yaptı veya başladı, sonra tekrar etti veya ikinci bir kez yaptı (يَعُودُ mastar isim عِيَادَةٌ).
عَادَ الْمَرِيضَ : Hasta adamı tekrar tekrar ziyaret etti.
عَادَ السَّائِلَ : Dilenciyi reddetti ya da onu geri çevirdi.
عَادَ عَلَيْهِمُ الدَّهْرُ : Zaman onları mahvetti.
اَعَادَهُ اِلَى مَكَانِهِ : Onu geri getirdi ya da eski yerine koydu; onu ikame etti.
اَعَادَ الْكَلَامَ : Konuşmayı tekrar etti.
اَعَادَ الصَّلٰوةَ : Duayı ikinci bir kez etti.
اَعَادَهُ : Onu geri getirdi ya da eski bir haline geri döndürdü, onu yeniledi; onu yeniden diriltti.
مَا يُبْدِئُ وَ مَا يُعِيدُ : Ne özgün olarak ne de tekerrür yoluyla herhangi bir şey söylemez.
اَعَادَ : O hale getirdi veya öyle olmasını sağladı, o hale geldi.
عَائِدٌ : Yaptığı veya söylediği şeye geri dönen veya gerisin geriye dönen kişi.
مَعَادٌ : Geri dönüş, bir kimse veya şeyin geri döndüğü bir yer; bir varış yeri veya nihai bir durum veya koşul; hac, ölü bir insan için bir bekleme yeri.
العِيدُ : Bayram..
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| عَادَ | fiil-I | 18 | Döndü | 36/39 |
| أَعَادَ | fiil-IV | 18 | Döndürdü, iade etti | 85/13 |
| عَادٌ | özel isim | 24 | Ad (kavmi) | 7/65 |
| عَائِدٌ | isim | 1 | Dönen | 44/15 |
| عِيدٌ | isim | 1 | Bayram | 5/114 |
| مَعَادٌ | isim | 1 | Dönüş | 28/85 |
|
| Toplam | 63 |
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- عَادَ
- أَعَادَ
- اِعْتَادَ
- تَعَوَّدَ
- عِيدٌ
- اِحْتِفَالٌ
- طَقْسٌ
- مَرَاسِمٌ
- مِهْرَجَانٌ
- عُودٌ
- قَضِيبٌ > bak: ق ض ب
Zıt Manada Kelimeler
- عَادَ
- أَعَادَ
- تَعَوَّدَ
AÇIKLAMA:
SÜNNET ile ‘ÂDET kelimeleri arasındaki fark
( س ن ن – ع و د )
‘Âdet, “insanın kendisinden önceki bir uygulamayı sürdürmesi”dir. Sünnet ise, “daha önce geçmiş olan bir örneğe göre hareket etmek”tir. (Farklar Sözlüğü 332) Bknz: ( س ن ن )
‘ÂDET ile DE’B kelimeleri arasındaki fark
( ع و د – د أ ب )
‘Âdet, ihtiyârî ve zorunlu olmak üzere ikiye ayrılır. İhtiyârî ‘âdet, “şarab içmek vb gibi insanın sıklıkla yaptığı ve alışkanlık haline getirdiği, terk etmekte zorlandığı alışkanlık”tır. Zorunlu ‘âdet ise, “beden ve ruhun ayakta kalması ve yaşayabilmesi için yemek yemek, su içmek vs gibi alışkanlıklar”dır. De’b ise, ancak tercihe bağlı olabilir. Nitekim hayatta kalmak amacı ile yemek yiyip su içenlerin bu alışkanlıkları de’b diye isimlendirilmez. (Farklar Sözlüğü 332) Bknz: ( د أ ب )
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Âdet | عَادَة | Usul, görenek, alışılmış davranış. Huy, tabiat. | Ale’l-âde, fevka’l-âde hariku’l-âde |
| Âid | عَائِد | Geri gelen, dönen. Raci. |
|
| Âidât | عَائِدَات | Gelirler, kazançlar. |
|
| Âidiyyet | عَائِدِيَّة | Alakalılık, ilgililik. |
|
| Avdet | عَوْدَة | Dönüş. | Avdet etmek |
| Âdî | عَادِيّ | Değersiz, kötü, sıradan, hiçbir özelliği olmayan. |
|
| İyd | عِيد | Bayram. |
|
| Maâd (Meâd) | مَعَاد | Ahiret. Dönülüp gidilecek yer. |
|
| Muâyede | مُعَايَدَة | Bayramlaşma, birbirinin bayramını kutlama. |
|
| Mûtad | مُعْتَاد | Alışılmış; âdet olunmuş; normal. |
|
| İâde | إِعَادَة | Geri verme. | İâdeten |
| Taavvüd | تَعَوُّد | Geri dönmek. |
|
| İtiyâd | اِعْتِيَاد | Alışkanlık. Huy. Adet. Adet edinmek. |
|
| İstiâde | اِسْتِعَادَة | Bir şeyin iade edilip geri gönderilmesini isteme. |
|
| Adeta | عَادَتاً | Adet olduğu üzere, her vakitki gibi, alelade. Bayağı surette, adi bir suretle. Düpedüz. |
|
Adeta kelimesi, “alışkanlık üzere, ber mutad” anlamındaki âdeten (عادتاً) sözcüğünden gelmektedir. Bu kelime “alışkanlık, itiyat” anlamındaki âdet (عادة) kelimesinin zarf halidir. (Nişanyan Sözlük)
Bermutat kelimesi, “alışılmış, adet olmuş” anlamındaki mu’tad (معتاد) kelimesine Farsça “ber-” önekinin getirilmesi ile türetilmiştir. (Nişanyan Sözlük)
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
عَادَ : Fiil-I.
| 2:275 | وَمَنْ عَادَ فَأُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ |
| Diyanet Meali: | Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır. |
| 5:95 | وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللَّهُ مِنْهُ وَاللَّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ |
| Diyanet Meali: | Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir. |
| 6:28 | وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ |
| Diyanet Meali: | Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar. |
| 7:29 | وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ |
| Diyanet Meali: | “Dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” |
| 7:88 | أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا |
| Diyanet Meali: | “(Ey Şu’ayb! Andolsun), ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz (ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız).” |
| 7:89 | قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِي مِلَّتِكُمْ |
| Diyanet Meali: | “(Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra) eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz.” |
| 7:89 | وَمَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَعُودَ فِيهَا إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّنَا |
| Diyanet Meali: | “Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir.” |
| 8:19 | وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ |
| Diyanet Meali: | Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. |
| 8:19 | وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ |
| Diyanet Meali: | Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. |
| 8:38 | وَإِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْأَوَّلِينَ |
| Diyanet Meali: | Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır. |
| 14:13 | لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ أَرْضِنَا أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا |
| Diyanet Meali: | “Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz.” |
| 17:8 | وَإِنْ عُدْتُمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيرًا |
| Diyanet Meali: | Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de (cezaya) döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır. |
| 17:8 | وَإِنْ عُدْتُمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيرًا |
| Diyanet Meali: | Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de (cezaya) döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır. |
| 23:107 | رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ |
| Diyanet Meali: | “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.” * |
| 24:17 | يَعِظُكُمُ اللَّهُ أَنْ تَعُودُوا لِمِثْلِهِ أَبَدًا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor. * |
| 36:39 | وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ |
| Diyanet Meali: | Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. * |
| 58:3 | ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا |
| Diyanet Meali: | (Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp) sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. |
| 58:8 | أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوَىٰ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ |
| Diyanet Meali: | Gizlice konuşmaktan menedilip de, menedildikleri şeyi işleyen (ve günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşanları) görmedin mi? |
أَعَادَ : Fiil-IV.
| 10:4 | إِنَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, (sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için) onu (yaratmayı) tekrar eder. |
| 10:34 | قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ مَنْ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan, başlangıçta yaratmayı yapacak, sonra onu tekrarlayacak kimse var mı?” |
| 10:34 | قُلِ اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. O hâlde, nasıl oluyor da (haktan) çevriliyorsunuz?” |
| 17:51 | فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُعِيدُنَا قُلِ الَّذِي فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ |
| Diyanet Meali: | Diyecekler ki: “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” |
| 17:69 | أَمْ أَمِنْتُمْ أَنْ يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً أُخْرَىٰ |
| Diyanet Meali: | Yahut sizi tekrar denize döndürüp (üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama durumundan) güvende misiniz? |
| 18:20 | إِنَّهُمْ إِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ أَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي مِلَّتِهِمْ |
| Diyanet Meali: | “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler.” |
| 20:21 | قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى |
| Diyanet Meali: | Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.” * |
| 20:55 | مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَىٰ |
| Diyanet Meali: | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. * |
| 21:104 | كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ |
| Diyanet Meali: | Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, onu yine yapacağız. |
| 22:22 | كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا |
| Diyanet Meali: | Her ne zaman cehennemden, o ızdıraptan çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler. |
| 27:64 | أَمَّنْ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | Yoksa, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? |
| 29:19 | أَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللَّهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ |
| Diyanet Meali: | Onlar, Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığını, sonra onu nasıl tekrarladığını görmüyorlar mı? |
| 30:11 | اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ |
| Diyanet Meali: | Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız O’na döndürüleceksiniz. * |
| 30:27 | وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ |
| Diyanet Meali: | O, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayacak olandır. Bu, O’na göre (ilk yaratmadan) daha kolaydır. |
| 32:20 | كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا |
| Diyanet Meali: | Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler. |
| 34:49 | قُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُعِيدُ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz, eskiyi de geri getiremez.” * |
| 71:18 | ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا |
| Diyanet Meali: | Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.’ * |
| 85:13 | إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar. * |
عَادٌ : Özel İsim.
| 7:65 | وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ |
| Diyanet Meali: | Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. Onlara, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin.” dedi. |
| 7:74 | وَاذْكُرُوا إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّأَكُمْ فِي الْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | “Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi.” |
| 9:70 | أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ |
| Diyanet Meali: | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin … haberleri ulaşmadı mı? |
| 11:50 | وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ |
| Diyanet Meali: | Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin.” |
| 11:59 | وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ |
| Diyanet Meali: | İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine karşı geldiler. |
| 11:60 | أَلَا إِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ |
| Diyanet Meali: | Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı. |
| 11:60 | أَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ |
| Diyanet Meali: | (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı. |
| 14:9 | أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ |
| Diyanet Meali: | Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin … haberi size gelmedi mi? |
| 22:42 | وَإِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ |
| Diyanet Meali: | Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı. * |
| 25:38 | وَعَادًا وَثَمُودَ وَأَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذَٰلِكَ كَثِيرًا |
| Diyanet Meali: | Âd ve Semûd kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helâk ettik. * |
| 26:123 | كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ |
| Diyanet Meali: | Âd kavmi de peygamberleri yalanladı. * |
| 29:38 | وَعَادًا وَثَمُودَ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ |
| Diyanet Meali: | Âd ve Semûd kavimlerini de helâk ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. |
| 38:12 | كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْأَوْتَادِ |
| Diyanet Meali: | Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun … da Peygamberleri yalanlamışlardı. * |
| 40:31 | مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ |
| Diyanet Meali: | Nuh milletinin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi… |
| 41:13 | فَإِنْ أَعْرَضُوا فَقُلْ أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ |
| Diyanet Meali: | Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım.” * |
| 41:15 | فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ |
| Diyanet Meali: | Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamıştı. |
| 46:21 | وَاذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْأَحْقَافِ |
| Diyanet Meali: | Âd kavminin kardeşini (Hûd’u) hatırla. Hani Ahkâf’taki kavmini uyarmıştı. |
| 50:13 | وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَانُ لُوطٍ |
| Diyanet Meali: | Âd ve Firavun, Lût’un kardeşleri…* |
| 51:41 | وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ |
| Diyanet Meali: | Âd kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgârı göndermiştik. * |
| 53:50 | وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَىٰ |
| Diyanet Meali: | Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti. * |
| 54:18 | كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ |
| Diyanet Meali: | Âd kavmi de (Hûd’u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış! * |
| 69:4 | كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ |
| Diyanet Meali: | Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (Kıyameti) yalanladılar. * |
| 69:6 | وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ |
| Diyanet Meali: | Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgârla helâk edildi. * |
| 89:6 | أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, ne yaptığını görmedin mi? * |
عَائِدُونَ : İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Erkek Çoğul. Tekili: عَائِدٌ
| 44:15 | إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلًا إِنَّكُمْ عَائِدُونَ |
| Diyanet Meali: | Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz. * |
عِيدٌ : İsim.
| 5:114 | تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِأَوَّلِنَا وَآخِرِنَا وَآيَةً مِنْكَ |
| Diyanet Meali: | “(Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki); önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun.” |
مَعَادٌ : İsim.
| 28:85 | إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَىٰ مَعَادٍ |
| Diyanet Meali: | Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. |