KÖK HARFLER: غ ي ب
ANLAM:
غَابَ : Gaip olmak. Birisinden uzak veya ırak olmak. Gizli veya saklı olmak. Menzilde olmamak. Zihinsel algının uzanabileceği yerin ötesinde olmak. Yolculuk etmek ve çok uzağa gitmek. (Güneş) batmak. Bir şeyin içerisinde gizlenmek, saklanmak.
AÇIKLAMA:
غَيْبٌ : “Güneş veya başka bir şey gözden gizli, saklı hale geldi, gözden gizlendi, saklandı” anlamına gelen غَابَ fiilinin mastarıdır. Fiil olarak “Şöyle bir şey gözümden gizli, saklı hale geldi, gözümden gizlendi, saklandı” anlamında غَابَ عَنِّي كَذَا şeklinde kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ : Yoksa kayıplara mı karıştı? (27/20). Ayrıca, “algıya ve insanın bilgisine gizli, saklı kalanlarla ilgili” غَائِبٌ şeklinde kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَمَا مِنْ غَائِبَةٍ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ : Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın (27/75).
Herhangi bir şeye, insanlar nazarı dikkat alınarak غَيْبٌ ve غَائِبٌ denir, yoksa Yüce Allah dikkate alınarak değil. Zira nasıl ki O’ndan göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey kaçmazsa, aynı şekilde hiçbir şey de O’nun için bir gayb yani gizli, saklı değildir.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ : Allah, gaip olanı da müşahede olanı da bilendir (6/73). Yani “sizden gizli saklı kalanı ve sizin şahit olduklarınızı…”
Yüce Allah’ın يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ : Gayba inanırlar (2/3) sözünde geçen غَيْبٌ kelimesi “beş duyunun alanına girmeyen ve akıllara sahip olduğu bedâhetin de kendisi ile ilgili zorunlu bir çıkarımda bulunamayacağı, ancak peygamberlerin verdikleri haberlerle bilinebilecek ve reddetmesi halinde, o insana mülhid adının verileceği şey” demektir. Burada geçen غَيْبٌ kelimesinin “Kur’an” anlamında olduğunu söyleyenlere ve “kader” anlamında olduğunu söyleyenlere gelince, bu görüşler, kelimenin lafzının anlam olarak delalet ettiği noktalardan bazılarına işaret etmektedir.
Bazıları şöyle demiştir: Ayet şu anlama gelir: “Onlar, sizin yanınızdan kaybolup, ayrılıp gittiklerinde de iman ederler. Onlar, kendileri hakkında, وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ آَمَنُوا قَالُوا آَمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِئُونَ : Mü’minlere rastlayınca; inandık, derler. Şeytanları ile başbaşa kalınca da; biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay etmekteyiz, derler (2/14) demiş olan münafıklar gibi değillerdir.” Yüce Allah’ın şu sözünde de bu çerçevededir: إِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ : Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namazı kılanları uyarabilirsin (35/18). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: مَنْ خَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ : Görmediği hâlde Rahmân’dan korkan (50/33); وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ : Göklere ve yere ilişkin bilinmezlerin bilgisi Allah’a aittir (16/77); أَطَّلَعَ الْغَيْبَ : O, görülmeyeni mi biliyor? (19/78); فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا : Allah gizli bilgisini kimseye göstermez (72/26); قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ : De ki; göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez (27/65); ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ : Bunlar sana vahiy yolu ile bildirdiğimiz gayb âlemine ilişkin haberlerdir (3/44); وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ : Allah sizi, gaybın bilgisine erdirecek değildir (3/179); إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ : Hiç şüphesiz sen gaybleri bilensin (5/109); قُلْ إِنَّ رَبِّي يَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَّامُ الْغُيُوبِ : De ki; kuşkusuz, Rabbim gerçeği ortaya koyar. O, gaybleri çok iyi bilendir (34/48).
أَغَابَتِ الْمَرْأَةُ : Kadının kocası kayboldu. Yüce Allah’ın kadınları vasfettiği şu sözüne gelince: حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ : Allah’ın kendilerini koruması sayesinde gaybı korurlar (4/34). Yani “kocasının yokluğunda (غَيْبَةٌ) kocasının hoşlanmayacağı bir şey yapmazlar.”
غِيبَةٌ : Bir insanın, zikredilmesine ihtiyaç olmadığı halde, bir başkasının sahip olduğu bir ayıbı zikretmesi. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا : Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (49/12).
غَيَابَةٌ : Alçak ya da basık yer. “Bük adı verilen ve genelde aslan yatağı olan sıkı ormana غَابَةٌ denmesi de buradan gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَأَلْقُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ : Onu kuyunun dibine atın (12/10).
Şöyle denir: هُمْ يَشْهَدُونَ أَحْيَانًا، وَيَتَغَايَبُونَ أَحْيَانًا (Filanın çocukları bazen hazır bulunuyorlar, bazen de kayboluyorlar).
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ : Uzak bir yerden gaybe atıyorlar (34/53). Yani “gaybı gözleriyle ve basiretleri ile idrak edemedikleri bir yerden…” (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
غَابَ (geniş zaman يَغِيبُ mastar isim غَيْبَةٌ ve غَيْبٌ ve غَيَابٌ/غِيَابٌ ve غُيُوبٌ ve غُيُوبَةٌ ve غَيُوبَةٌ ve غَيْبُوبَةٌ ve غَيْبَةٌ):
غَابَ عَنْهُ : O kişi veya şey, ondan gaipti, ondan uzak veya ıraktı, ondan gizli veya saklıydı, menzilde değildi, zihinsel algının uzanabileceği yerin ötesindeydi ya da o hale geldi.
غَابَ (mastar isim غَيْبَةٌ ) zihne istinaden kullanıldığında, şu manadadır: O şey gaipti ya da o hale geldi.
غَابَ الرَّجُلُ : O kimse yolculuk etti ve çok uzağa gitti.
غَابَتِ الشَّمْسُ (mastar isim غَيَابٌ ve غَيْبُوبَةٌ ) : Güneş battı.
غَابَ الشَّىْءُ فِى الشَّىْءِ (mastar isim غِيَابَةٌ ve غِيَابٌ ve غِيْبَةٌ ) : O şey, o şeyin içerisinde gizlendi ya da onda saklandı.
اِغْتَابَ : Gıybet etti, arkadan atıp tuttu.
غَيْبٌ : Birinden gaip veya saklı olan her şey; gaip olan, görülemez veya gizli herhangi bir şey; ilahi bir vahiy yoluyla olmaksızın algılanamaz veya zihinsel algının ötesinde olan, keşfedilemez herhangi bir şey; gelecekte olan bir hadise gibi bir sır veya gizem.
عَالِمُ الْغَيْبِ : Gaybı bilen (9:105).
رَجَمَ بِالْغَيْبِ اَوْ قَذَفَ بِالْغَيْبِ : Bir kanıt ve delil olmaksızın tahmini olarak söyledi.
غَيْبٌ : Şüphe veya bir şüphe eden; bir kişinin ötesinde ne olduğunu bilmediği bir yer; zeminde alçak veya basık bir yer (çoğul hali غُيُوبٌ).
سَمِعْتُ صَوْتًا مِنْ وَرَاءِ الْغَيْبِ : Görmediğim bir yerin ötesinden bir ses duydum.
غَيَابَةٌ ve غَيْبَةٌ : Alçak veya basık bir toprak parçası; herhangi bir şeyin örten veya gizleyen kısmı; bir kuyunun dibi; bir kuşlak veya kuşların gizlendiği bir yer; bir kabir.
فِى غَيَابَةِ الْجُبِّ : Derin bir kuyunun dibine (12:10).
غَائِبٌ (ismi fail): Gaip, uzak veya ırak; gizli, saklı; zihinsel algının ötesinde.
اِغْتَابَهُ (ve غَابَهُ ) : Ona dair kötü konuştu ya da yokluğunda böyle yaptı, arkasından konuştu (bu temel anlamıdır); onun ardından eleştiride bulundu; ağzının yanıyla, gözle, başla veya başka bir şekilde işaretler yaparak ona dair kötü bir fikrini ifade etti ya da kastetti.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
| اِغْتَابَ | fiil-VIII | 1 | Gıybet etti (arkadan atıp tuttu, gıyaben çekiştirdi) | 49/12 |
|
| غَيَابَةٌ | isim | 2 | Dip, derinlik | 12/10 |
|
| غَيْبٌ | isim | 53 | Göze gözükmeyen, gözle görülmeyen, idrak edilemeyen, bilinemeyen | 59/22 | Çoğul: غُيُوبٌ |
| غَائِبٌ | isim | 4 | Görünürlerde olmayan, idrak edilenlerde bulunmayan | 27/20 | Müennes: غَائِبَةٌ |
|
| Toplam | 60 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Benzer Manada Kelimeler
- غَابَ (a)
- غَابَ (b)
- غَابَ (c)
- غَيْبٌ
- مَجْهُولٌ > bak: ج ه ل
Zıt Manada Kelimeler
- غَابَ (a)
- غَابَ (b)
- غَيْبٌ
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Gayb | غَيْب | Gizli olan. Görünmeyen. Belirsiz. |
|
| Gaybî | غَيْبِى | Hazırda olmayan. Görünmeyenlere aid. |
|
| Gâib | غَائِب | Kayıp. |
|
| Gaybet | غَيْبَة | Başka yerde bulunmak. Hazırda olmamak. Gıybet. |
|
| Gaybûbet | غَيْبُوبَة | Gayıplık, hazırda olmayıp başka yerde olma. |
|
| Guyûb | غُيُوب | Kayıplar. |
|
| Gıyâb | غِيَاب | Hazır ve mevcut olmama, göz önünde bulunmama, uzaklaşma. Kaybolma. Arka. | Gıyâben |
| Kayıp | ——— | Kaybolma, yitme, yitim. |
|
| Gıybet | غِيْبَة | Birisinin gıyabında hoşuna gitmeyen bir şeyi söylemek. |
|
| Mugayyeb | مُغَيَّب | Kayıp. Kaybedilmiş. |
|
| Mugâyebe | مُغَايَبَة | Kaybolma.Gıybet etme. |
|
| Tagayyub | تَغَيُّب | Gözden kaybolma, görünmeme. |
|
| Mütegayyib(e) | مُتَغَيِّب | Gözden kaybolan, görünmez olan, uzaklaşan. |
|
| Tegâyüb | تَغَايُب | Birkaç kişinin topluca kaybolması. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
اِغْتَابَ : Fiil-VIII.
| 49:12 | وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا |
| Diyanet Meali: | Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. |
غَيَابَةٌ : İsim.
| 12:10 | قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ |
| Diyanet Meali: | Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın…” dedi. |
| 12:15 | فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَأَجْمَعُوا أَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ |
| Diyanet Meali: | Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman… |
غَيْبٌ : İsim. Çoğulu: غُيُوبٌ
| 2:3 | الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ |
| Diyanet Meali: | Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar… |
| 2:33 | إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | “(Size), göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim … (demedim mi)?” |
| 3:44 | ذَٰلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir.. |
| 3:179 | وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ |
| Diyanet Meali: | Allah, size gaybı bildirecek de değildir. |
| 4:34 | فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ |
| Diyanet Meali: | İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. |
| 5:94 | لِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ |
| Diyanet Meali: | (Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlar ile elbette deneyecek ki), görmediği hâlde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın. |
| 6:50 | قُلْ لَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem.” |
| 6:59 | وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ |
| Diyanet Meali: | Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. |
| 6:73 | عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ |
| Diyanet Meali: | Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır. |
| 7:188 | وَلَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ |
| Diyanet Meali: | “Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim.” |
| 9:94 | ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ |
| Diyanet Meali: | “Sonra hepiniz, gaybı da görülen âlemi de bilene döndürüleceksiniz…” |
| 9:105 | وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | “Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” |
| 10:20 | فَقُلْ إِنَّمَا الْغَيْبُ لِلَّهِ فَانْتَظِرُوا إِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!” |
| 11:31 | وَلَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ |
| Diyanet Meali: | Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. |
| 11:49 | تِلْكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا إِلَيْكَ |
| Diyanet Meali: | İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. |
| 11:123 | وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الْأَمْرُ كُلُّهُ |
| Diyanet Meali: | Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. |
| 12:52 | ذَٰلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّي لَمْ أَخُنْهُ بِالْغَيْبِ |
| Diyanet Meali: | (Yûsuf, “Benim böyle yapmam, Aziz’in); yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi … bilmesi içindi” (dedi). |
| 12:81 | وَمَا شَهِدْنَا إِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظِينَ |
| Diyanet Meali: | “(Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti), biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik.” |
| 12:102 | ذَٰلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ |
| Diyanet Meali: | İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. |
| 13:9 | عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ |
| Diyanet Meali: | O, gaybı da görülen âlemi de bilendir, çok büyüktür, çok yücedir. * |
| 16:77 | وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. |
| 18:22 | وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِ |
| Diyanet Meali: | Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: (“Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler). Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. |
| 18:26 | قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا لَهُ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir.” |
| 19:61 | جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ |
| Diyanet Meali: | (Onlar cennete), Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine (girecekler). * |
| 19:78 | أَطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَٰنِ عَهْدًا |
| Diyanet Meali: | Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış? * |
| 21:49 | الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ |
| Diyanet Meali: | Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar. * |
| 23:92 | عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ |
| Diyanet Meali: | Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir. * |
| 27:65 | قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir.” |
| 32:6 | ذَٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ |
| Diyanet Meali: | İşte Allah, gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. * |
| 34:3 | قُلْ بَلَىٰ وَرَبِّي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir.” |
| 34:14 | أَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُهِينِ |
| Diyanet Meali: | (Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki), eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı. |
| 34:53 | وَقَدْ كَفَرُوا بِهِ مِنْ قَبْلُ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ |
| Diyanet Meali: | Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı. * |
| 35:18 | إِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ |
| Diyanet Meali: | Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. |
| 35:38 | إِنَّ اللَّهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir. * |
| 36:11 | إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَٰنَ بِالْغَيْبِ |
| Diyanet Meali: | Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. |
| 39:46 | عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ أَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ |
| Diyanet Meali: | “Gaybı da, görünen âlemi de bilen (Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda) kulların arasında sen hükmedersin.” |
| 49:18 | إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. * |
| 50:33 | مَنْ خَشِيَ الرَّحْمَٰنَ بِالْغَيْبِ وَجَاءَ بِقَلْبٍ مُنِيبٍ |
| Diyanet Meali: | “Görmediği hâlde sırf saygıdan dolayı Rahmân’dan korkan ve O’na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler (içindir).” * |
| 52:41 | أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ |
| Diyanet Meali: | Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar? * |
| 53:35 | أَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰ |
| Diyanet Meali: | Gayb’ın ilmi kendi yanında da o gerçeği mi görüyor? * |
| 57:25 | وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ |
| Diyanet Meali: | Allah da kendisine ve Resûllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin diye. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. |
| 59:22 | عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَٰنُ الرَّحِيمُ |
| Diyanet Meali: | Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir. |
| 62:8 | ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | “Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” |
| 64:18 | عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ |
| Diyanet Meali: | O, gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. * |
| 67:12 | إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ |
| Diyanet Meali: | Görmedikleri hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. * |
| 68:47 | أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ |
| Diyanet Meali: | Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar? * |
| 72:26 | عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَىٰ غَيْبِهِ أَحَدًا |
| Diyanet Meali: | O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. * |
| 72:26 | عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَىٰ غَيْبِهِ أَحَدًا |
| Diyanet Meali: | O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. * |
| 81:24 | وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ |
| Diyanet Meali: | O, gayb hakkında cimri değildir. * |
غُيُوبٌ : İsim. Çoğul. Tekili: غَيْبٌ
| 5:109 | قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ |
| Diyanet Meali: | Onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekleri (günü hatırlayın). |
| 5:116 | تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ |
| Diyanet Meali: | “Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.” |
| 9:78 | أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُمْ وَأَنَّ اللَّهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ |
| Diyanet Meali: | Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi? * |
| 34:48 | قُلْ إِنَّ رَبِّي يَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَّامُ الْغُيُوبِ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Şüphesiz Rabbim gerçeği ortaya koyar. O, gaybleri hakkıyla bilendir.” * |
غَائِبِينَ : İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Erkek Çoğul. Nasb / Cerr Hali. Tekili: غَائِبٌ
| 7:7 | فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَائِبِينَ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz. * |
| 27:20 | وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ |
| Diyanet Meali: | Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?” * |
| 82:16 | وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ |
| Diyanet Meali: | Onlar oradan kaybolup kurtulacak da değillerdir. * |
غَائِبَةٌ : İsim. İsm-i Fâil. Müennes. Müzekkeri: غَائِبٌ
| 27:75 | وَمَا مِنْ غَائِبَةٍ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ |
| Diyanet Meali: | Gökte ve yerde gâib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın. * |