ب د و

KÖK HARFLER:  ب د و

ANLAM: 

بَدَا – بَدَوَ : Ortaya çıkmak; belirgin, açık veya aşikar hale gelmek.

AÇIKLAMA:

xx

DİĞER BAZI TÜREVLER:

بَدَوَ veya بَدَا (geniş zamanlı يَبْدُو mastar isim بَدْوًا ve بُدُوًا ve بَدَاءً ve بَدَاءَةً):

بَدَا : Ortaya çıktı; belirgin, açık veya aşikar hale geldi.

بَدَا لَهُ فِى الْاَمْرِ : Meseleyle ilgili olan şey aklına geldi.

بَدَا الْقَوْمُ : Halk çöle gitti veya köy, şehir ya da ekili alan olmayan topraklara gitti.

اَبْدَاهُ : Onu açık, aşikar veya yalın hale getirdi; onu gösterdi, belirtti veya açığa çıkardı.

اَلْبَادِيَةُ veya اَلْبَدْوُ ya da اَلْبِدَاوَةُ : Çöl.

بِدَاوَةٌ sözcüğü, şu sözcüğün zıt anlamlısıdır: حِضَارَةٌ ve bu sözcük şehirde yaşam anlamına gelir.

بَادٍ : anlamları: (1) Aşikar, açık, yalın veya bariz; (2) çöle çıkan, çölde yaşayan adam ( بَادُونَ çoğul hali).

اَهْلُ بَدْوٍ : Çöl insanları veya çölde yaşayan kimseler.

بَادِىَ الرَّاْىِ : Şu sözcüklerden meydana gelir: بَادِى ve اَلرَّاْى ve بَادِى kelimesinin iki olası kökeni vardır. Şu sözcükten türemiş olabilir: بَدَأَ ki bu da, başladı anlamındadır, ya da şu sözcükten türemiş olabilir: بَدَا (geniş zamanlı يَبْدُو) ve bu da, ortaya çıktı anlamına gelir. Bu iki köke göre, بَادِى şu anlamlara gelir: (1) Başlayan veya ilk olan; (2) Ortaya çıkan. O zaman بَادِىَ الرَّاْىِ şu manalara gelecektir: (1) İlk düşünüldüğünde; (2) samimiyetsizce ya da düşüncesizce ifade edilebilecek bir fikrin dışarıdan görünüşüne göre.

بَدْوِىٌّ اَوْ بَدَوِىٌّ  Şu sözcükten: بَدْوٌ meydana gelen ilgi zamiridir ve çöldeki kimse; çöldeki bir Arap anlamına gelir.

مُبْدِى (etken ortaç  İsmi fail): İzhar edici.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


TürAdetAnlamÖrnek ÂyetAçıklama
بَدَاfiil-I11Zuhur etti, kırda ikamet etti, aklına yeni bir fikir geldi45/33Meçhulü: يُبْدَى
أَبْدَىfiil-IV15İzhar etti, açığa çıkardı5/101
بَادٍisim2Kırda yaşayan22/25
بَادِى isim1بَادِىَ الرَّاْىِ : İlk anda akla gelen11/27
مُبْدِىisim1İzhar edici33/37
بَدْوٌisim1Kır, çöl (Hazarın zıddı)12/100

Toplam:31


AÇIKLAMA:

بَادِىَ الرَّاْىِ : Şu sözcüklerden meydana gelir: بَادِى ve اَلرَّاْىِ . Şu sözcüğün: بَادِى iki olası kökeni vardır. Şu sözcükten türemiş olabilir: بَدَأَ ki bu, başladı anlamındadır. Ya da şu sözcükten türemiş olabilir: بَدَا [geniş zamanlı يَبْدُو] ve bu da, ortaya çıktı anlamına gelir. Bu iki köke göre, bu sözcük: بَادِى şu anlamlara gelir: (1) Başlayan veya ilk olan; (2) Ortaya çıkan. O zaman bu ifade de: بَادِىَ الرَّاْىِ şu manalara gelecektir: (1) İlk düşünüldüğünde; (2) samimiyetsizce ya da düşüncesizce ifade edilebilecek bir fikrin dışarıdan görünüşüne göre. 

BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

Zıt Manada Kelimeler

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Bedv بَدْو Zihinde bir şeyin peyda olması. Bir şey zahir olma. Çöl.
Bedevî بَدَوِي Çölde, çadırda yaşayan göçebe.
Bedâvet بَدَاوَة Çölde oturmak, bedevilik.
Bâdî بَادِي Çölde oturan, bedevi.
Bâdiye بَادِيَة 1: Çöl 2: Kır. Ova.  Çoğul: Bevâdi
İbdâ’ إِبْدَاء İzhar etmek. Bir yerden diğer bir yere çıkmak.
Tebeddî تَبَدِّي Sahraya çıkmak, çöle çıkmak.

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

بَدَا : Fiil-I. Meçhulü: يُبْدَى

3:118 قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ
Diyanet Meali: Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. 
5:101 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ
Diyanet Meali: Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın.
5:101 وَإِنْ تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللَّهُ عَنْهَا
Diyanet Meali: Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır.
6:28 بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ
Diyanet Meali: Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü (de ondan).
7:22 فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا
Diyanet Meali: Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü.
12:35 ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَأَوُا الْآيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّىٰ حِينٍ
Diyanet Meali: Sonra onlar, Yûsuf’un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine de mutlaka onu bir süre zindana atmayı uygun buldular.*
20:121 فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا
Diyanet Meali: Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü.
39:47 وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللَّهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ
Diyanet Meali: Artık, hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır.
39:48 وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا كَسَبُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Diyanet Meali: (Dünyada) kazandıkları şeylerin kötülükleri karşılarına çıkmış, alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır.*
45:33 وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Diyanet Meali: Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.*
60:4 كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا
Diyanet Meali: Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir

أَبْدَي : Fiil-IV. 

2:33 وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
Diyanet Meali: Açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim.
2:271 إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ
Diyanet Meali: Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel!
2:284 وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ
Diyanet Meali: İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker.
3:29 قُلْ إِنْ تُخْفُوا مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللَّهُ
Diyanet Meali: De ki: “İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir.”
3:154 يُخْفُونَ فِي أَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَ
Diyanet Meali: Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar..
4:149 إِنْ تُبْدُوا خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا عَنْ سُوءٍ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا
Diyanet Meali: Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.*
5:99 مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Diyanet Meali: Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.*
6:91 تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا
Diyanet Meali: Parça parça kâğıtlar hâline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz (Kitab)…
7:20  فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا
Diyanet Meali: Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi. 
12:77 فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفْسِهِ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ
Diyanet Meali: Yûsuf, bunu içinde sakladı ve onlara belli etmedi. 
24:29 وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Diyanet Meali: Allah, açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
24:31 وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا
Diyanet Meali: Irzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler.
24:31 وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ
Diyanet Meali: Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından (…) başkalarına göstermesinler. 
28:10 إِنْ كَادَتْ لَتُبْدِي بِهِ لَوْلَا أَنْ رَبَطْنَا عَلَىٰ قَلْبِهَا
Diyanet Meali: Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) (inancını koruması için) kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı.
33:54 إِنْ تُبْدُوا شَيْئًا أَوْ تُخْفُوهُ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Diyanet Meali: Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.*

بَادٍ : İsim. İsm-i Fâil.

22:25 وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاءً الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ
Diyanet Meali: İçinde, yerli, misafir bütün insanları eşit kıldığımız Mescid-i Haram’(dan alıkoyanlar azabı hak etmişlerdir.)

بَادُون : İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Erkek Çoğul. Tekili: بَادٍ

33:20 وَإِنْ يَأْتِ الْأَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ أَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْأَعْرَابِ
Diyanet Meali: Düşman birlikleri (bir daha) gelecek olsa, isterler ki, (çölde) bedevilerin arasında bulunsunlar..

بَادِى : İsim. İsm-i Fâil.

11:27 وَمَا نَرَاكَ اتَّبَعَكَ إِلَّا الَّذِينَ هُمْ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِ
Diyanet Meali: İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz.

مُبْدِي : İsim. İsm-i Fâil. İf’âl Bâbı (IV. Bâb). 

33:37 وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ
Diyanet Meali: Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun.

بَدْوٌ : İsim. 

12:100 وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ
Diyanet Meali: Sizi çölden getirdi.