ط و ق

KÖK HARFLER: ط و ق

ANLAM: 

طَاقَ : Bir şeyi yapmaya, tamamlamaya muktedir olmak. Bir şeye dayanmaya, o şeyi güçlükle yapmaya muktedir olmak.

AÇIKLAMA:

طَوْقٌ kelimesi temelde “mesela güvercinin gerdanlığı, halkası (طَوْقُ الْحَمَامَةِ) gibi yaratılıştan olsun ya da altın ve gümüş gerdanlık gibi el sanatı sonucunda elde edilmiş olsun, boyuna takılan şeyi” ifade eder. Anlamı genişletilerek “şöyle bir şeyi sanki ona bir طَوْقٌ yaptım” anlamında طَوَّقْتُهُ كَذَا denir ki bu anlamıyla قَلَّدْتُهُ fiiline benzer. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ : Cimrilik ettikleri şey; kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır (3/180).

Burada benzetme yapılmıştır. Nitekim bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir: يَأْتِي أَحَدَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعٌ أَقْرَعُ لَهُ زَبِيبَتَانِ فَيَتَطَوَّقُ بِهِ فَيَقُولُ أَنَا الزَّكَاةُ الَّتِي مَنَعْتَنِي “Kıyamet günü sizden birinize, iki gözünün üzerinde iki küçük siyah nokta olan başı tüysüz bir yılan gelecek ve onun boynuna dolanıp, ‘Ben işte o alıkoyduğun zekatım’ diyecek.”

طَاقَةٌ kelimesi “insanın zorlukla, sıkıntıyla yapabileceğinin en fazlasının” adıdır. Burada “bir nesneyi kuşatan, çevreleyen gerdanlığa” benzetme yapılmıştır. Bu itibarla Yüce Allah’ın رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ : Ey Rabbimiz, takatimizin yetmediğini bize yükletme (2/286) sözü “bize kendisi için çaba, gayret göstermenin, kendisini talep etmenin zor geleceği şeyleri yükleme” anlamındadır. Yoksa “bize gücümüzün, kudretimizin olmadığı şeyleri yükleme” anlamına gelmez. Çünkü Yüce Allah, bazen insana, kendisine zor gelecek şeyleri de yükler. Nitekim şöyle buyurmuştur: وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ : Omuzlarındaki ağır yükümlülükleri boyunlarındaki zincirleri kaldırır (7/157); وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ : Yükünü üzerinden atmadık mı? (94/2). Yani “terk edilmeleri kişinin aleyhine bir vizr (yük veya günah) olacak zor ibadetleri senden hafifletmedik mi?” Şu sözünde bu çerçevededir: قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ : Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler (2/249). Ayrıca bazen طَاقَةٌ kelimesinin olumsuzuyla قُدْرَةٌ kelimesinin olumsuzu ifade edilir. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ : Oruca güç yetirenlere bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir (2/184). Ayet zahirde “oruca dayanabilecek kişinin, orucunu bozsun ya da bozmasın fidye vermesinin gerektiğini” ifade eder. Ayrıca ayet وَعَلَى الَّذِينَ يُطَوَّقُونَهُ şeklinde de rivayet edilmiştir. Bu durumda ise “zor, sıkıntılı bir şeyi yüklenmeye, üzerlerine almaya zorlanan kişiler…” anlamına gelir. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

طَاقَ (geniş zaman يَطُوقُ mastar isim طَوْقٌ ve طَاقَةٌ)  ve اَطَاق:

اَطَاقَ الشَّىْءَ وَ اَطَاقَ عَلَيْهِ (mastar isim طَاقَةٌ ve اِطَاقَةٌ ) mastar isim yerine kullanılmış isimdir: O şeyi yapmaya, tamamlamaya veya ona dayanmaya muktedirdi, güç yetirebildi ya da o şeyi yapmaya zorlandı.

Takat kelimesi asla Allah (c.c.) için kullanılmaz. Allah’a (c.c.) istinaden kullanılan benzer sözcükler şunlardır: قُوَّةٌ ve قُدْرَة

طَاقَةٌ : Kudret veya güç. 

طَوْقٌ : Bir kişinin güçlükle, sıkıntıyla veya zahmetle en fazla yapabileceği şey.

لَا طَاقَةَ لِى بِهِ : O şeye dayanma veya katlanma gücüne veya kudretine sahip değilim.

طَاقَةٌ : Bir ipin tek bir ipliği, yani bir ipin tek başına gerilime dayanamayacağı zayıf kısmı.

طَوَّقْتُكَ الشَّىْءَ : Sana zor veya sıkıntılı olan şeyi yüklemiştim. 

طَوَّقْتُهُ الشَّىْءَ : O şeyi, onun boyun halkası (طَوْقٌ) gibi kılmak.

طَوْقٌ : Boyun halkası; güç veya kudret.

طَوَّقَ : Doladı, sardı, boynuna geçirdi.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek
طَوَّقَ fiil-II 1 Doladı, sardı, boynuna geçirdi 3/180
أَطَاقَ fiil-IV 1 Güç yetirebildi, zorlandı 2/184
طَاقَةٌ isim 2 Takat (güç yetirebilme) 2/249

Toplam 4

BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Benzer Manada Kelimeler

  • طَوَّقَ (a)
  • طَوَّقَ (b)
    • (أَحَاطَ (بِ > bak: ح و ط
    • (اِلْتَفَّ (حَوْلَ > bak: ل ف ف
    • حَاصَرَ > bak: ح ص ر
  • طَاقَةٌ (a)
  • طَاقَةٌ (b)
    • فُرْجَةٌ > bak: ف ر ج
    • قَمَرَةٌ > bak: ق م ر
    • فَجْوَةٌ > bak: ف ج و
    • فَتْحَةٌ > bak: ف ت ح
    • نَافِذَةٌ > bak: ن ف ذ
    • شُبَّاكٌ
    • كُوَّةٌ

Zıt Manada Kelimeler

AÇIKLAMA:

TÂKAT ile KUDRET kelimeleri arasındaki fark

( ط و ق – ق د ر )

Tâkat, bir kimsenin kudretinin erişebileceği son sınırdır. Tâkati kalmayan bir kişinin, bütün gücü tükenmiş demektir. (Farklar Sözlüğü 145) Bknz: ( ق د ر )

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Tavk طَوْق 1: Takat. Güç. 2: Halka.
Tâk طَاق Bina kemeri. Yarım daire şeklinde kapı ve pencere üstü.
Tâc ——— Hükümdarların başlarına giydikleri mücevherli ve kıymetli taşlarla süslü başlık.
Tâka طَاقَة Kubbeli mahfe. Pencere. 
Tâkat طَاقَة Güç, kuvvet. İktidar. 
Tatvîk تَطْوِيق Boynuna gerdanlık takınmak.
Mutavvak مُطَوَّق Boynu halkalı, zincirli.
Mutatavvık مُتَطَوِّق Gerdanlık gibi süs eşyası takınan.
Çardak ——— 1: Tarla, bahçe vb. yerlerde ağaç dallarından örülmüş barınak. 2: Asma vb. bitkilerin dallarını sardırmak için direklerle yapılmış yer Arapça + Farsça
Tek ——— 1: Eşi olmayan, biricik, yegâne. 2: Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri. Şüpheli
Toka ——— Kemer, kayış, ayakkabı vb.nin iki ucunu birbirine bağlamaya, bunları istenilen genişlikte tutmaya yarayan, türlü biçimlerde tutturmalık. Şüpheli
Takmak ——— Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek. Şüpheli
Toklu ——— Bir yıllık kuzu. Şüpheli

Tak kelimesi, “kemer, taç” anlamına gelen tâk (طاق) sözcüğünden gelmektedir. Bu kelime Arapçaya Farsçadan geçmiştir. Tac kelimesi de bu kökten gelmektedir. (Nişanyan Sözlük)

Çardak kelimesi, “dört kemer” anlamında çâr tâk (چار طاق) sözcüğünden gelmektedir. Bu kelime Farsça “dört” anlamındaki çâr (چار) kelimesi ile tak kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur. (Nişanyan Sözlük)

Toka, tek, toklu ve takmak kelimelerinin bu kökenden geldiğini Nişanyan Sözlük kabul etmemektedir. Ona göre bu kelimeler Eski Türkçe kökenlidir.

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

طَوَّقَ : Fiil-II. 

3:180 بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Diyanet Meali: Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır.

أَطَاقَ : Fiil-IV. 

2:184 وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ
Diyanet Meali: Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir.

طَاقَةٌ : İsim. 

2:249 قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ
Diyanet Meali: “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler.
2:286 رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ
Diyanet Meali: “Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme!”