ص ن ع

KÖK HARFLER: ص ن ع

ANLAM: 

صَنَعَ : Bir şeyi yapmak, imal etmek, üretmek, kurmak. Bir şeyi maharetle veya iyi bir biçimde yapmak. 

AÇIKLAMA:

صُنْعٌ : Bir fiili (فِعْلٌ) güzel, uygun ya da mükemmel bir şekilde yapmak.

her صُنْعٌ bir fiildir (فِعْلٌ), fakat her fiil bir صُنْعٌ değildir. فِعْلٌ kelimesi hayvanlara ve cansızlara nispet edilerek kullanılırken, صُنْعٌ kelimesi ise bunlara nispet edilerek kullanılmaz. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: صُنْعَ اللَّهِ الَّذِي أَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍ : Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır (27/88); وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ : Nûh gemiyi yapıyordu (11/38) Yine şöyle buyurmuştur: وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا : Bizim gözlerimiz önünde ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap (11/37); الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا : Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı (18/104); وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ : Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik (21/80); وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ : Temelli kalacağınızı umarak muazzam yapılar mı ediniyorsunuz? (26/129); لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ : Yaptıkları şey ne kadar kötüdür (5/63); وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا : Dünyada yaptıkları boşa gitmiştir (11/16); وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ : Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir (20/69); وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ : Allah yaptıklarınızı bilir (29/45).

“İşi güzel, uygun ya da mükemmel bir şekilde yapma” anlamı taşıdığından dolayı “işi güzel, uygun ya da mükemmel bir şekilde yapan usta, mahir erkeğe” صَنَعٌ ve “işi güzel, uygun ya da mükemmel bir şekilde yapan usta, mahir kadına” da صَنَاعٌ denir.

صَنِيعَةٌ : Kişinin bir başkasına yaptığı hayırlı iş.

فَرَسٌ صَنِيعٌ : İyi bakılmış at.

“Yüksek mekanlar” مَصَانِع  kelimesi ile ifade edilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ : Temelli kalacağınızı umarak muazzam yapılar mı ediniyorsunuz? (26/129).

مُصَانَعَةٌ kelimesi kinayeli olarak “rüşvet verme” anlamında kullanılmıştır 

اِصْطِنَاعٌ : Bir nesneyi ıslah etmede alışılmış ya da normal sınırları, haddi aşma.

Yüce Allah’ın şu sözleri ise: وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي : Seni kendim için yetiştirdim (20/41); وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي : Gözümün önünde yetiştirilmen için (20/39) hikmet ehli kişilerden birinin söylediği şu sözünün işaret ettiğine benzer bir noktaya işaret etmektedir: إِنَّ اللهَ تَعَالَى إِذَا أَحَبَّ عَبْدًا تَفَقَّدَهُ كَمَا يَتَفَقَّدُ الصَّدِيقُ صَدِيقَهُ (Yüce Allah bir kulu severse bir dostun dostunu yokladığı gibi, onu yoklar.) (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

صَنَعَ (geniş zaman يَصْنَعُ mastar isim صُنْعٌ ve صَنْعٌ):

صَنَعَ الشَّىْءَ : O şeyi kıldı, yaptı, imal etti, üretti ya da kurdu (eşanlamlısı
 عَلِمَهُ ); o şeyi maharetle veya iyi bir biçimde yaptı.

 اَلصُّنْعُ şu manaya gelmektedir: اِجَادَةُ الْفِعْلِ yani bir şeyi iyi yapma. Her صُنْعٌ bir فِعْلٌ iken her فِعْلٌ bir صُنْعٌ değildir.

صَنَعَ عَلَى فُلَانٍ : Falanca birinin namına bir söz yükledi.

صَنَعَ : Çalıştı ya da yaptı; bir sanat, bir zanaat veya bir imalat yaptı, tatbik etti.

صَنَعَ اِلَيْهِ مَعْرُوفًا : Ona bir iyilik yaptı.

صَنَعَ بِهِ صَنِيعًا قَبِيحًا : Ona bir kötülük yaptı (فَعَلَهُ ).

صَنَعَ جَارِيَتَهُ : Genç kızını yetiştirdi, büyüttü.

صُنْعٌ : İş; sanat; faaliyet.

صُنْعٌ geçim, manasına da gelmektedir.

صَنْعَةٌ : İş veya sanat, bir sanat, bir zanaat, bir el işi veya bir ticaret; bir insanın her tür meşguliyeti; bir işçinin sanat eseri veya yapıtı.

مَصْنَعَةٌ ( ve مَصْنَعٌ ) : Yağmur suyunu toplamak için bir tür depo veya hazne.

مَصْنَعَةٌ bir şölen, manasına da gelmektedir.

كُنَّا فِى مَصْنَعَةِ فُلَانٍ : Falanca biri tarafından şölene davet edildik.

مَصَانِعُ (tekil hali مَصْنَعَةٌ) : Saraylar, kaleler, köşkler; kasabalar veya köyler.

 هُوَ مِنْ اَهْلِ الْمَصَانِعِ : O, kasaba veya köy ve ekilebilir toprak halkındandır.

اِصْطَنَعَهُ : Onu iyi bir biçimde yetiştirdi ve eğitti, terbiye etti, eğitime tabi tuttu.

اِصْطَنَعَهُ لِنَفْسِهِ : Onu kendisi için seçti.

اِصْطِنَاعٌ : İmam Ragıp’a göre, bir şeyi iyi, sağlam, doğru veya uygun bir hale koymada olağan sınırların aşılmasını ifade etmektedir.

اِصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِى : Seni kendime seçtim; yani uygun bir biçimde tamamlanması için sana gereksinim duyduğum özel bir amaç veya görev için seni yetiştirdim ya da seçtim (20:41).

اِصْطَنَعَ شَيْئًا : Onun için bir şey yapılmasını buyurdu.

اِصْطَنَعَهُ o şeyi teklif etti, manasına da gelmektedir.

اِصْطَنَعَ فُلَانٌ : Falanca biri arkadaşlarını davet etmek veya Allah (c.c.) yolunda vermek için bir şölen, ziyafet veya yemek yaptı ya da hazırladı.

اِصْطَنَعَ خَاتَمًا : Onun için bir mühür yüzüğü yapılmasını buyurdu.

اِصْطَنَعَ عِنْدَهُ صَنِيعَةً : Ona bir iyilik yaptı.

صَنْعَاءُ : Yemen’de bir kasaba.

هُوَ صَنِيعَتِى : Onu güzel bir amaç için büyüttüm ve yetiştirdim ve seçtim.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek Açıklama
صَنَعَ fiil-I 15 Yaptı, terbiye etti, yetiştirdi 24/30 Meçhul muzari: يُصْنَعُ
اِصْطَنَعَ fiil-VIII 1 Seçti, ayırdı 20/41
صُنْعٌ isim 2 Yapmak; terbiye etmek, yetiştirmek 18/104
صَنْعَةٌ isim 1 Sanat, iş, yapma 21/80
مَصَانِعُ isim 1 Fabrika, sağlam yapı (çoğul) 26/129 Tekil: مَصْنَعٌ

Toplam 20


BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

  • صَنَعَ
    • كَوَّنَ > bak: ك و ن
    • صَاغَ
    • أَنْتَجَ
  • صَنَّعَ
  • صَنْعَةٌ
    • اِخْتِصَاصٌ > bak: خ ص ص
    • شُغْلٌ > bak: ش غ ل
    • مِهْنَةٌ > bak: م ه ن
    • عَمَلٌ > bak: ع م ل
    • حِرْفَةٌ > bak: ح ر ف
    • صِنَاعَةٌ > bu kök
    • وَظِيفَةٌ
  • صِنَاعَةٌ (a)
    • حِرْفَةٌ > bak: ح ر ف
    • مِهْنَةٌ > bak: م ه ن
    • عَمَلٌ > bak: ع م ل
    • صَنْعَةٌ > bu kök
  • صِنَاعَةٌ (b)
    • تَوْلِيدٌ > bak: و ل د
    • إِنْتَاجٌ

Zıt Manada Kelimeler

AÇIKLAMA:

SUN ile AMEL kelimeleri arasındaki fark

( ص ن ع – ع م ل )

Sun, önceden var olan bir bilgiye dayanarak ve beklenen amaca ulaştıracak şekilde, fiilin belli bir düzen içinde ve sağlamca yapılmasıdır. Marangoz için sâni‘ denir fakat tüccar için bu kelime kullanılmaz. Çünkü marangozun yapacağı şeylere ve kendisini amacına ulaştıracak sebeplere dair bir ön bilgisi vardır. Amel ise ilim gerektirmez. (Farklar Sözlüğü 185) Bknz: ( ع م ل )

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Sun’ صُنْع Fiil ve halk. Yapılan iş.
Sun’î صُنْعِى Yapma, yapay, takma.
Sâni’ صَانِع Sanatkarca yapan. 
Sanâyi’ صَنَايِع San’atlar.
San’at صَنْعَة Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık. Zanaat, sanatçı
Masnû’ مَصْنُوع San’atla yapılan, yapılmış. Yapma, yapmacık.
Masnuât مَصْنُوعَات San’atkarane yapılan şeyler. Yapılanlar.
Mesâni’ مَصَانِع Sarnıçlar.
Masna’ مَصْنَع Su mahzeni. Sarnıç.
Tasnî’ تَصْنِيع Düzme. Uydurma. Bir sanatla meşgul kılma.
Tasannû’ تَصَنُّع Yapmacık.
Mutasanni’ مُتَصَنِّع Kendini güzel ve süslü göstermek isteyen.
İstisnâ’ اِسْتِصْنَاع Sanatlı olarak yapmak.

Zanaat kelimesi, “imalat, ustalık, sanat” anlamındaki sinâat (صناعة) sözcüğünden gelmektedir. Bu kelime “imal etti, yaptı” anlamındaki sana’a (صنع) fiilinin mastarıdır. Sanat sözcüğünün Türkçe popüler dilde telaffuzu vardır ve iki sözcük arasındaki ayrışma 19. yy’dan önce mevcuttur. (Nişanyan Sözlük) 

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

صَنَعَ : Fiil-I. Meçhul muzari: يُصْنَعُ

5:14 وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللَّهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
Diyanet Meali: Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
5:63 وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
Diyanet Meali: … haram yemekten (sakındırsalardı ya)! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
7:137 وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ
Diyanet Meali: Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.
11:16 وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا
Diyanet Meali: (Dünyada) yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir.
11:37 وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا
Diyanet Meali: “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme.”
11:38 وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَأٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ
Diyanet Meali: (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı.
13:31 وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا تُصِيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ
Diyanet Meali: İnkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecektir.
16:112 فَأَذَاقَهَا اللَّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
Diyanet Meali: Bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı.
20:39 وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِي
Diyanet Meali: “Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.”
20:69 وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا
Diyanet Meali: “Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun.”
20:69 إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ
Diyanet Meali: “Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir.”
23:27 فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا
Diyanet Meali: Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik.
24:30 إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
Diyanet Meali: Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
29:45 وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
Diyanet Meali: Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.
35:8 إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
Diyanet Meali: Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.

اِصْطَنَعَ : Fiil-VIII. 

20:41 وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي
Diyanet Meali: “Ben seni kendim için seçtim.” *

صُنْعٌ : İsim.

18:104 وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
Diyanet Meali: İyi iş yaptıklarını sanıyorlar…
27:88 صُنْعَ اللَّهِ الَّذِي أَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍ إِنَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ
Diyanet Meali: Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

صَنْعَةٌ : İsim.

21:80 وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ
Diyanet Meali: Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun.

مَصَانِعُ : İsim. Çoğul. Tekili: مَصْنَعٌ

26:129 وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
Diyanet Meali: “İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” *