ج ب ر

KÖK HARFLER:  ج ب ر

ANLAM: 

جَبَرَ: 

  1. Kırıldıktan sonra kemiği yerine kaynatmak. 
  2. Birisine bir şeyi kendi rızası dışında zorla yaptırmak. 
  3. Yetimin sorunlarını yoluna sokmak. 

AÇIKLAMA:

جَبْر kelimesi temelde, “bir nesneye bir tür zorlamayla ya da baskıyla ıslah etmek, düzeltmek” anlamına gelir. Fiil olarak “Onu bir tür zorlamayla ya da baskıyla ıslah ettim, düzelttim. Böylece o da ıslah oldu, düzeldi” anlamında جَبَرْتُهُ فَانْجَبَرَ وَ اِجْتَبَرَ şekillerinde kullanılır. Ayrıca (geçişli) جَبَرْتُهُ ve (geçişsiz) جَبَرَ şeklinde kullanıldığı da söylenmiştir.

“Çayır bir defa otlandıktan sonra tekrar yeşerip bir miktar otlanmaya salih hale geldi” anlamına gelen تَجَبَّرَ بَعْدَ اْلأَكْلِ sözü ise, ya جَبْر kökündeki “çabalama, gayret gösterme ve bunu mübalağalı bir şekilde, ziyadesiyle yapma” anlamı düşünülerek ya da “tekellüf, kendini zorlama” anlamı düşünülerek kullanılır.

Ayrıca جَبْر kelimesi, 

  1. Bazen “salt ıslah etme, düzeltme” anlamında kullanılır, “zorlama, baskı yapma” anlamı içermez. Örneğin Hazreti Ali’nin şu sözünde böyledir: يَا جَابِرَ كُلِّ كَسِيرٍ، وَيَا مُسْهِلَ كُلِّ عَسِيرٍ : “Ey her kırılanı ıslah eden, düzelten! Ey her zoru kolay kılan!” Arapların ekmeğe جَابِرُ بْنُ حَبَّة demeleri de buradan gelir. 
  2. Bazen de “zorlama, baskı yapma” anlamında kullanılır. Örneğin Allah Rasulünün (s.a.v.) şu sözünde böyledir: لاَجَبْرَ وَلاَ تَفْوِيضَ : “Cebir de yoktur, insanların kendi yapmaları gereken şeyi Allah’a havale etmesi de.”

Hesapla ilgili kullanılan جَبْر (cebir) kelimesi ise, “ıslah edilmesi, düzeltilmesi istenen bir şeyi ıslah etmek, düzeltmek maksadıyla bir şey eklemek” demektir.

Sultana, hükümdara جَبْر adının verilmesi, ya insanları dilediği işe zorlamasından, bu konuda onlara baskı yapabilmesinden dolayı, ya da onların işlerini düzeltmesinden dolayıdır.

إِجْبَار kelimesi temelde “Bir kimseyi bir işi, meseleyi ya da nesneyi ıslah etmeye, düzeltmeye mecbur etmek, zorlamak (يَجْبُرُ)” anlamındadır. Fakat “salt mecbur etme, zorlama (إِكْرَاحٌ)” anlamındaki kullanımı yaygınlık kazanmıştır. Bundan dolayı “Onu şuna mecbur ettim, zorladım” anlamında أَجْبَرْتُهُ عَلَى كَذَا denmiştir. Bu kullanımı itibarıyla أَكْرَهْتُهُ kullanımına benzer.” Allah’ın (c.c.), kulları günaha mecbur ettiğini, zorladığını iddia edenler”kelamcıların yaygın dilinde مُجْبِرَة (mücbire) olarak, mütekaddimin dilinde ise, جَبْرِيَّة (cebriyye) ve جَبَرِيَّة (ceberiyye) olarak adlandırılmıştır. 

جَبَّار (cebbar) kelimesi, 

a) İnsanı nitelemek için kullanıldığında “nâkisasını, eksikliğini, kusurunu ya da ayıbını, hak etmediği bir üstünlük, üstün ya da yüce konumda olma iddiasıyla ıslah etmeye, düzeltmeye çalışan (يَجْبُرُ) kişi” anlamına gelir. Bu yalnızca yergi amacıyla kullanılır. Örneğin, وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ Her inatçı zorba da hüsrana uğradı (14/15); وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّاراً شَقِيّاً Beni baş kaldıran bir zorba yapmadı (19/32); إِنَّ فِيهَا قَوْماً جَبَّارِينَ Orada zorba bir kavim var (5/22) كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini bundan dolayı mühürler (40/35). Yani “Hakkı kabul etmekten ve ona iman etmekten kendini üstün, yüce gören…”

Ayrıca, “başkasını zorlayan, ona baskı yapan kişiye” de جَبَّار denmiştir. Örneğin, وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, (50/45). Akranlara üstün olmada da bir zorlama, baskı yapma (اَلْقَهْرُ) anlamı bulunduğu düşünülerek نَخْلَةٌ جَبَّارَةٌ (akranından yüksek hurma) ve نَاَقَةٌ جَبَّارٌ (akranından büyük dişi deve) şekillerinde kullanılmıştır. Rivayet edilen şu hadise gelince, ضِرْسُ اْلكَافِرِ فِي النَّارِ مِثْلُ أُحُدٍ، وَكَثَافَةُ جِلْدِهِ أرْبَعُونَ ذِرَاعًا بِذِرَاعِ اْلجَبَّارِ : “Cehennemde kâfirin azı dişi Uhud dağı kadardır. Derisinin kalınlığı da Cebbâr’ın zira’sıyla kırk zira’dır.” İbn Kuteybe burada zikredilen zira’nın, Zirâu’ş-Şât (ذِرَاعُ الشَّاةِ) adındaki bir krala ait olduğunu ifade eder.

b) Yüce Allah’ın اَلْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ Azîz, Cebbâr, Mütekebbir (59/23) sözünde olduğu gibi, جَبَّار kelimesinin yüce Allah’ı nitelemek için kullanılmasına gelince, 1) Şöyle söylenmiştir: Arapların “o fakiri zengin ettim” anlamındaki جَبَرْتُ الْفَقِير kullanımından hareketle böyle adlandırılmıştır. Çünkü nimetlerini taşıyarak insanları zengin eden (يَجْبُرُ) O’dur.

2) Başka bir görüşe göre ise, “insanları cebreden (إِجْبَار) yani “dilediğine zorlayan, baskı yapan O olduğundan dolayı” kendisine bu ad verilmiştir. Dilcilerden biri bunu lafız yönünden reddedip şöyle demiştir: أَفْعَلَ vezninden hareketle فَعَّال vezninde bir kelime türetilmez. Dolayısıyla جَبَّار kelimesinin yapısı أَجْبَرَ vezninden oluşturulmamıştır. Buna şöyle bir cevap verilmiştir: “Aslında bu, إِجْبَار sözünden değil, bilakis لاَجَبْرَ وَلاَ تَفْوِيضَ “Cebir de yoktur, insanların kendi yapmaları gereken şeyi Allah’a havale etmesi de.” sözünde rivayet edilen جَبْر kelimesinden türetilmiştir. 

Mutezile mensuplarından bir grup bu görüşü anlam yönünden reddederek Yüce Allah’ın bu tür bir şeyden yüce, münezzeh olduğunu söylemiştir. 

Bu inkar edilebilecek bir husus değildir. Çünkü Yüce Allah insanları, sapkın ve cahil kimselerin vehmettiği, düşündüğü şeylere değil; aksine ilahi hikmetin gerektirdiği şekilde kendisinden ayrılmalarının, kopmalarının mümkün olmadığı bazı şeylere mecbur etmiş, zorlamıştır. Örneğin insanları hastalanmaya, ölüme ve yeniden dirilmeye mecbur etmesi, zorlaması gibi. Her bir bireyi uğraşacağı bir sanata ve ardına düşeceği bir ahlak ve amel yoluna teshir buyurmuş, zorla boyun eğdirip belirli bir amaç ya da amaçlar doğrultusunda buna sevk etmiştir. Onu muhayyer (görünen) bir surette mecbur bırakmış, zorlamıştır. Yani birey ya yaptığı işten razıdır, ondan ayrılmak istemez, ya da işinden hoşlanmaz, nefret eder ve sanki alternatifini bulamamış gibi, duyduğu hoşnutsuzluğuna ya da nefretine rağmen ona katlanır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُراً كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ Fakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli Kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevilmektedir. (23/53); نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا Dünya hayatında onların geçimliliklerini biz taksim ettik (43/32). Yüce Allah bu sınıra kadar اَلْقَاهِرُ (el-Kâhir, zorlayan, baskın gelen) olarak vasıflandırılmıştır. Yüce Allah ancak ilahi hikmetin, kahredilmesini, zorlanmasını gerektirdiği şeylere doğru kahreder, zorlar. 

Müminlerin emiri Hazreti Ali’nin (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: يَا بَارِئَ اْلمَسْمُوكَاتِ وَجَبَّارَ اْلقُلُوبِ عَلَى فِطْرَتِهَا شَقِيِّهَا وَسَعِيدِهَا : “Ey gökleri yaratan, kalpleri kendi fıtratlarına -bedbahtına ve mesut olanına- cebreden…”

İbn Kuteybe, bu sözdeki جَبَّار (cebreden) kelimesiyle ilgili şöyle bir kullanımdan söz eder: جَبَرْتُ الْعَظْم : “Kırık kemiği uçlarını yerine koyarak sardım, kırık durumdan normal duruma getirdim veya sarıp bütünledim.” 

Çünkü “kalpleri, kendi fıtratlarının taşıdığı marifetle, bilgiyle saran, bütünleyen (جَبَرَ) Yüce Allah’tır” açıklaması zikri geçen temel anlamın genel anlam kapsamına giren anlamlardan birini zikretmekten ibarettir.

جَبَرُوت kelimesi فَعَلوُت veznindedir, تَجَبَّرَ kökünden gelir.

اِسْتَجْبَرْتُ حَالَهُ : Filan kişinin halini cebretmeyi, ıslah etmeyi, düzeltmeyi taahhüt ettim, deruhte ettim ya da buna söz verdim. 

أَصَابَتْهُ مُصِيبَةٌ لاَ يَجْتَبِرُهَا : Onun başına “büyüklüğünden ötürü kendisini ıslah etme, düzeltme yolu aramayacağı” büyük bir felaket geldi. 

جَبَرَ الْعَظْم kullanımından, “cebredilen, uçları yerlerine konup sarılacak, bir diğer ifadeyle sarılıp bütünlenecek kemiğin üzerine bağlanan bez parçasının adı” olan جَبِيَرة kelimesi ve “bu kemiğin üzerine bağlanan tahta parçasının adı” olan جِبَارَة (süyek) kelimesi türemiştir. Bunların çoğunluğu جَبَائِر şeklinde gelir. 

Biçim yönüyle buna benzetilerek “pazıbendine, kolçağa, bir tür kol bileziğine” جِبَارَة denmiştir. 

جُبَار : Sâkıt olan diyet ya da yaralama diyeti. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLERİ:

جَبَرَ (geniş zaman يَجْبُرُ mastar isim جَبْرٌ):

جَبَرَ الْعَظْمَ : Kırıldıktan sonra kemiği yerine kaynattı.

جَبَرْتُ الْيَتِيمَ : Yetimin sorunlarını yoluna soktum.

جَبَرَهُ عَلَى الْاَمْرِ : Ona o şeyi kendi rızası dışında zorla yaptırdı.

تَجَبَّرَ : Mağrur veya küstahça davrandı; servet veya mülk edindi.

جَبْرُوتٌ : Gurur; güç; saygınlık.

جَبَّارٌ : Kendini göklere çıkaran; böbürlenen; adaletsizce katleden; zorlu, zorba veya baskı yapan; zalimane; zalim kişi; asi; aşırı itaatsiz; geniş; uzun ve güçlü. (çoğul hali جَبَّارُونَ ve جَبَابِرَةُ).

قَلْبٌ جَبَّارٌ : Nasihate riayet etmeyen yürek.

اَلْجَبَّارُ : Allah’ın (c.c.) sıfatlarından biridir: Her şeye hakim; iyileştiren; kullarından daha yüksekte olan; ulaşılmaz; yoksulları zenginliğe veya salahiyete kavuşturan; yarattığı kullarını o her ne dilerse yapmalarına ikna eden.


KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek
جَبَّارٌ isim 10 Âli, azim, zorlayıcı, musallat olan 50/45

Toplam 10

BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Kök Harflerinin Yer Değişimi

Benzer Manada Kelimeler

Zıt Manada Kelimeler

  • جَبَرَ
  • أَجْبَرَ
  • جَبَّارٌ (a)
  • جَبَّارٌ (b)
  • جَبَرُوتٌ
  • مُتَجَبِّرٌ

AÇIKLAMA:

CEBR ile KEBÎR (MÜTEKEBBİR) kelimeleri arasındaki fark

( ج ب ر – ك ب ر )

Cebir, kişinin zor kullanarak büyüklük taslaması durumudur. Tekebbür ise “kahır” anlamı içermez. (Farklar Sözlüğü 365) Mütekebbir olan kişinin büyüklük taslaması için zor kullanması söz konusu değildir. Cebbâr olan kişi ise zorbalıkla üstünlük sağlamaya çalışır, tasallut edici olur. Bknz: ( ك ب ر )

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Cebr جَبْر Zor, zorlayış. Cebren
Cebriyye جَبْرِيَّة Yazgıcılık
Cebir جَبِر 1: Zorlamak. 2: Düzeltme, onarma. 3: Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.
Câbir جَابِر 1: Cebreden, zorlayan. 2: Galip gelen. 3: Aziz ve kuvvetli olan. Allah’ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4: Kırıkçı, kırık sarıcı.
Cebbâr جَبَّار 1: Cebreden, zorlayıcı. 2: Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allah’ın isimlerinden. 3: Becerikli. 4: Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.. Cebbâri, Cebbârâne
Cebâbire جَبَابِرَة Cebrediciler. Mütekebbirler. Zalimler.
Ceberrut جَبَرُّت Acımasız, merhametsiz, zorba.
Mecbûr مَجْبُور Herhangi bir konuda yükümlü, bir şeyi yapmak zorunda olan.
Tecbîr تَجْبِير Çıkık veya kırık olan kemiği sarıp iyi etme.
İcbar إِجْبَار Zorlama, zorunda bırakma.
Mücbir مُجْبِر Zorlayıcı.
Tecebbür تَجَبُّر Kibirlenme, büyüklenme.
Mütecebbir مُتَجَبِّر Zorba, zor kullanan, cebir yapan.
İncibâr إِنْجِبَار Kırılmış olan kemiğin bağlanıp tekrar kaynaması.
İsticbâr اِسْتِجْبَار Zorlama, cebretme. Baskı yapma. Zoraki yaptırma.

Cebir kelimesi bir matematik terimidir ve “kırık kemiği bütünleme” anlamından türetilmiştir. (Nişanyan Sözlük) “Düzeltilmek istenen şeyi düzeltmek için eklenen şey” manasındadır. (Müfredât)

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

جَبَّارٌ : İsim.

19:14 وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا
Diyanet Meali: O (Yahya a.s.), anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. *
19:32 وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا
Diyanet Meali: “Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.” *
26:130 وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
Diyanet Meali: “Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.” *
28:19 إِنْ تُرِيدُ إِلَّا أَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْأَرْضِ
Diyanet Meali: Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun..
50:45 نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ
Diyanet Meali: Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. 
5:22 قَالُوا يَا مُوسَىٰ إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ
Diyanet Meali: Dediler ki: “Ey Mûsâ! O (dediğin) topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var.
11:59 وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوا أَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ
Diyanet Meali: O’nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!
14:15 وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ
Diyanet Meali: Peygamberler, Allah’tan yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı. *
40:35 كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ
Diyanet Meali: Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.
59:23 الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ
Diyanet Meali: O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.  O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır.