ع د ل

KÖK HARFLER: ع د ل

ANLAM: 

عَدَلَ : Adaletli davranmak.

AÇIKLAMA:

عَدَالَةٌ ve مُعَادَلَةٌ : Eşitlik, denklik anlamına delalet eden bir lafızdır. Bağlılaşıklılık göz önünde bulundurularak kullanılır. 

عَدْلٌ ve عِدْلٌ kelimeleri birbirine yakındır. Fakat عَدْلٌ mesela hükümlerde olduğu gibi “basiretle idrak edilen konularda” kullanılır. Mesela: أَوْ عَدْلُ ذَلِكَ صِيَامًا : Yahut onun dengi oruç tutmaktır (5/95). 

عِدْلٌ ve عَدِيلٌ kelimeleri ise mesela tartılan, sayılan ve ölçülen şeylerde olduğu gibi, “duyuyla algılanan konularda” kullanılır. عَدْلٌ kelimesi “eşit, denk bir biçimde dağıtmak” demektir. Bu anlamda şöyle rivayet edilmiştir: بِالْعَدْلِ قَامَتِ السَّمَوَاتُ وَاْلأَرْضُ “Gökler ve yer adaletle ayakta durur.” Burada şuna dikkat çekilmek istenir: Şayet -hikmet gereği- alemdeki dört rükünden biri diğerinden fazla ya da eksik olsaydı, o zaman alem böyle düzen içerisinde olmazdı.

عَدْلٌ (adalet) iki çeşittir:

  1. Mutlak anlamda adalet. Akıl bunun güzelliğine hükmeder, hiçbir zaman neshe tabi değildir ve hiçbir şekilde “hakka tecavüz, zulüm” olarak nitelenmez. Mesela sana ihsanda bulunana ihsanda bulunman, sana sıkıntı vermekten sakınan kimseye sıkıntı vermekten sakınman gibi. 
  2. Adalet olduğu şeriat yoluyla bilinen ve bazı zamanlarda nesih edilebilen adalet. Mesela kısas, yaralamalar ve sakatlamalar karşısında verilen diyetler ve mürtedin malının alınması gibi. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَى عَلَيْكُمْ : Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın (2/194). Yine şöyle buyurmuştur: وَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا : Kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür (42/40). Görüldüğü üzere bu ayetlerde اِعْتِدَاءٌ (saldırı) ve سَيِّئَةٌ (kötülük) olarak isimlendirilmiştir. Yüce Allah’ın şu sözünde buna benzer bir nokta kastedilir: إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ : Allah, adâleti ve iyilik yapmayı emreder (16/90). Çünkü adalet, “bir hayır olduğunda, hayırla ve bir şer olduğunda da şerle olmak üzere, karşılıklı vermede eşitlik, denklik” demektir. İhsan ise “hayra daha fazlasıyla, şerre de daha azıyla mukabele etmek” demektir. 

رَجُلٌ عَدْلٌ : Adil adam. عَدْلٌ kelimesi hem tekil hem de çoğul anlamında kullanılır. 

وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ : İçinizden adl sahibi iki kişiyi şahit tutun (65/2) sözünde عَدْلٌ kelimesi عَدَالَةٌ anlamındadır. 

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ : Aranızda adâletle hükmetmek ile emrolundum (42/15). Şu sözüne gelince: وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا أَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ : Ne kadar uğraşsanız, eşleriniz arasında adâleti sağlayamaya gücünüz yetmez (4/129). Burada insanın cibilliyetinde bulunan meyyaliye işaret edilmektedir. Çünkü insan, sevgi bakımından kadınlar arasında eşitliği, denkliği sağlamaya güç yetiremez. 

Şu sözüne gelince: فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً : Eğer âdil davranamayacağınızdan korkarsanız tek kadınla evleniniz (4/3).

Burada “taksim ve nafaka” ile ilgili adalete işaret edilmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآَنُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا : Bir topluluğa karşı olan kininiz sizi adâletsizliğe sürüklemesin. Âdil olunuz (5/Mâide 8). Şu sözüne gelince: أَوْ عَدْلُ ذَلِكَ صِيَامًا : Yahut onun dengi oruç tutmaktır (5/Mâide 95). Yani “yoksullara yedirmenin dengi bir oruç.” 

Kendisinde eşitlik, denklik anlamı göz önünde bulundurulduğunda “gıdaya” عَدْلٌ denir. Allah Rasulünün (s.a.v.) لا يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلاَ عَدْلٌ “Ondan ne sarf ne de adl kabul edilmez” şeklindeki sözüyle ilgili şöyle denmiştir: Burada geçen عَدْلٌ kelimesi “farz” anlamındadır ki bunun hakikati, zikredildiği şekildedir. صَرْفٌ kelimesi ise “nafile” anlamındadır. Bu ise “farzın üzerine ilavede bulunmak” demektir. Dolayısıyla bu ikisi adalet ve ihsana benzer. لا يُقْبَلُ مِنْهُ sözü ise, “kendisinden kabul edilecek bir hayrı da olmaz” anlamındadır. 

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ : Hamdolsun o Allah’a ki, gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve aydınlığı var etti. Yine de inkârcılar, (birtakım varlıkları) Rablerine denk tutuyorlar (6/1). Yani “başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.” Bu bakımdan bu sözü şu sözü gibi olmaktadır: xx ve Allah’a ortak koşanlaradır: إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ : Şeytanın, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerinde, nüfuzu ve etkinliği vardır (16/100). 

  1. Bir görüşe göre “Rablerinin fiillerini ondan saptırıp, alıp, O’ndan başkasına nispet ediyorlar” anlamındadır. 
  2. Başka bir görüşe göre ise, “ibadetlerinde Rablerinden sapıp, uzaklaşıp başkasına yöneliyorlar” anlamındadır. 

Şu sözüne gelince: بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ ” Hayır, onlar (Allah’a) eş tutan bir kavimdir. (27/60). Arapların “haktan saptı, ayrıldı” anlamında söyledikleri عَدَلَ عَنِ الْحَقِّ sözünden gelmiş olması mümkündür. Bu fiilin mastarı عُدُولٌ şeklinde gelir. 

أَيَّامٌ مُعْتَدِلاَتٌ : Sıcak olmayıp, hoş olan günler. “Mutedil olmasından” dolayı böyle adlandırılmıştır. 

عَادَلَ بَيْنَ اْلأَمْرَيْنِ : Şu iki işten hangisinin daha tercihe şayan olduğuna baktı. 

عَادَلَ اْلأَمْرَ : Şu işle ilgili kafası karıştı, şaşkınlaştı. Bundan dolayı kendi fikrine dayanıp da iki taraftan birine, yani yapma ya da yapmama tercihlerinden birine yönelemiyor. 

Arapların وُضِعَ عَلَى يَدَيْ عَدْلٍ (Adl’in ellerine verildi, düştü.) sözü ise meşhur bir meseldir. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

عَدَلَ (geniş zaman يَعْدِلُ mastar isim عَدْلٌ): Adaletli davrandı.

عَدَلَ فِى اَمْرِهِ : İşinde adil davrandı.

عَدَلَ : Meyletti, saptı.

عَدَلَ عَنِ الطَّرِيقِ : Doğru yoldan saptı.

عَدَلَ بِرَبِّهِ : Rabbi’ne ortaklar tuttu.

عَدَلٌ : İki şey arasındaki tam denge.

عَدَلَ فُلَانًا بِفُلَانٍ : Falanca birini, falanca birine denk veya benzer kıldı; böyle iki kişi arasında mükemmel uyum sağladı.

عَدَلَهُ : O şeye eşit bir ağırlıktaydı ya da o hale geldi.

عَدُلَ : Adildi ya da o hale geldi.

عَدِلَ : Adaletsiz, haksız bir biçimde davrandı.

عَدْلٌ : Denklik, adalet veya doğruluk; aşırı ve eksik arası ortalama. İmam Ragıp der ki, عَدْلٌ iki türdür: Biri mutlaktır, öyle ki aklın onun iyiliğinin çıkarımına gereksinimi vardır, birine iyilik yapanın iyilik bulması ve birine zarar vermekten kaçınanın zararla karşı karşıya gelmemesi; diğeri ise şu şekilde bilinmektedir: عَدْلٌ hukukla kısas, vb. gibi. Karşılık, misilleme, tazmin veya telafi; denk sayıda, manasına da gelmektedir. Fidye anlamına da gelir. Ölçü; vacip bir eylem veya ilahi bir emir; fuzuli bir eylem; adaletli davranan kişi (eşanlamlısı: عَادِلٌ).

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek
عَدَلَ fiil-I 14 Adalet etti, fidye verdi 42/15
عَدْلٌ isim 14 Denk, adalet, doğruluk, hak yememe, fidye, kıymet, değer 2/48

Toplam 28

BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

  • عَدَلَ
  • (عَدَلَ (عَنْ
  • عَدْلٌ (a)
  • عَدْلٌ (b)
  • عَدْلٌ (c)

Zıt Manada Kelimeler

AÇIKLAMA:

‘ADL ile İNSÂF kelimeleri arasındaki fark

( ع د لن ص ف )

İnsâf, “yarısını vermek”tir. Oysa ‘adl, bu anlamda da, başka anlamda da kullanılır. Nitekim hırsızın eli kesildiğinde, ‘adele aleyhi (ona adalet uygulandı) denir ki, bu anlamda insâf kelimesi kullanılmaz.  İnsâf kelimesinin asıl anlamı, “fazlasız ve eksiksiz bir şeyin tam yarısını vermek, yarısını da almak”tır. Bazan, etlubu minke’l insâfe (senden insâf istiyorum) denildiği gibi etlubu minke’n nısfe (senden yarısını istiyorum) da denilir. Daha sonra bu kelime, belirttiğimiz anlamın dışında da kullanılmıştır. (Farklar Sözlüğü 345) Bknz: ( ن ص ف )

‘ADL ile KIST kelimeleri arasındaki fark

( ع د لق س ط )

Kıst, “apaçık adâlet”tir. Bundan dolayı ölçü ve tartı aleti, kıst diye isimlendirilmiştir. Çünkü açıkça gözle görülebilmesi için, tartıdaki adalet somut bir biçimde ortaya konulur. Ama ‘adl bazan gizli de olabilir. (Farklar Sözlüğü 345) Bknz: ( ق س ط )

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Adl عَدْل Hakkaniyet. Adalet üzere oluş. 
Âdil عَادِل Adalet eden. 
Adlî عَدْلِى Adaletle ilgili.
Adliye عَدْلِيَة Mahkeme. Muhakeme işleriyle uğraşan daire. 
Adâlet عَدَالَة Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk.
Ta’dil تَعْدِيل Doğrultma, yapılması gereken değişiklik.
Ta’dilât تَعْدِيلَات Değişiklikler, doğrultmalar, değiştirmeler, tebdil etmeler. 
Muâdele مُعَادَلَة Müsavilik, denklik. Karşılıklı uygunluk. Adalet.
Muâdelet مُعَادَلَة Müsavilik, denklik. Karşılıklı uygunluk.
Muâdelât مُعَادَلَات Beraberlikler, musavilikler.
Muâdil مُعَادِل Müsavi, eşit, denk.
Teâdül تَعَادُل Birbirine denk gelme. Eşitlik, denklik, beraberlik.
Müteâdil مُتَعَادِل Birbirine denk ve eşit gelen. Teadül eden.
İ’tidâl اِعْتِدَال Bir şeyde veya halde ifrat veya tefrite düşmemek. Vasat derece olmak.
Mu’tedil مُعْتَدِل Ne pek az, ne pek çok olan. Orta halli. İtidalli. 

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

عَدَلَ : Fiil-I. 

4:3فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ
Diyanet Meali:Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin.
4:129وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا أَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ
Diyanet Meali:Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz.
4:135فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوَىٰ أَنْ تَعْدِلُوا
Diyanet Meali:Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın.
5:8وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَىٰ أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا
Diyanet Meali:Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun.
5:8اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ وَاتَّقُوا اللَّهَ
Diyanet Meali:Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının.
6:1ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
Diyanet Meali:Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.
6:70وَإِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَا
Diyanet Meali:(Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez.
6:150وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
Diyanet Meali:Ve ahirete inanmayanların (arzularına uyma). Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.
6:152وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ
Diyanet Meali:(Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun.
7:159وَمِنْ قَوْمِ مُوسَىٰ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
Diyanet Meali:Mûsâ’nın kavminden (insanları) hak ile doğru yola ileten ve onunla adaletli davranan bir topluluk da vardı. *
7:181وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
Diyanet Meali:Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır. *
27:60أَإِلَٰهٌ مَعَ اللَّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ
Diyanet Meali:Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Hayır, onlar (Allah’a) eş tutan bir kavimdir.
42:15وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ
Diyanet Meali:“Aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum.
82:7الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ
Diyanet Meali:Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan (cömert Rabbine karşı seni ne aldattı)?*

عَدْلٌ : İsim. 

2:48وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ
Diyanet Meali:Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.
2:123وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ
Diyanet Meali:Hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı (günden sakının).
2:282وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ
Diyanet Meali:Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın.
2:282أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ
Diyanet Meali:Ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın.
4:58وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ
Diyanet Meali:(Allah) insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi (emrediyor).
5:95فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ
Diyanet Meali:(Kim ihramlı iken onu kasten öldürürse kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği (bir kurbanlık hayvan) …dır.
5:95أَوْ عَدْلُ ذَٰلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِ
Diyanet Meali:Yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir.
5:106اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ أَوْ آخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ
Diyanet Meali:(Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; (seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse), sizin dışınızdan başka iki kişi (şahitlik eder).
6:70وَإِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَا
Diyanet Meali:(Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez.
6:115وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ
Diyanet Meali:Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur.
16:76هَلْ يَسْتَوِي هُوَ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Diyanet Meali:Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?
16:90إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَىٰ
Diyanet Meali:Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder…
49:9فَإِنْ فَاءَتْ فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَأَقْسِطُوا
Diyanet Meali:Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın.
65:2وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ
Diyanet Meali:İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın.