KÖK HARFLER: ص ر ر
ANLAM:
صَرَّ : Şiddetli bir biçimde çığlık atmak. Gıcırdayan bir ses çıkarmak. Kulaklarında bir çınlama duyacak kadar susamak. (Kuş) ses çıkarmak. (Otlar veya bitkiler) aşırı soğuktan vurgun yemek.
AÇIKLAMA:
إِصْرَارٌ : Bir suça, günaha sıkıca kendini düğümleme, kendini sıkı sıkıya bağlama ve ondan kopmaktan imtina etme, sakınma, uzak durma veya kopmayı reddetme. Aslı “sıkıca bağlamak (شَدٌّ)” anlamına gelen صَرٌّ kelimesinden gelir.
صُرَّةٌ : İçine dirhemlerin düğümlendiği şey, kese, para kesesi.
صِرَارٌ : Emilmesin diye, dişi devenin meme uçlarının üzerine bağlanan bez parçası.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ : Onlar işledikleri günâhlarda bile bile ısrar etmezler (3/135); يَسْمَعُ آَيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا : Allah’ın âyetleri, karşısında okunurken işitir de sonra kibrinden hiç işitmemiş gibi ısrar eder (45/8); وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا : Israr ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler (71/7); وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيمِ : Büyük günâhta ısrar ediyorlardı (56/46).
إصْرَارٌ : Kişinin kalben üzerine bağlandığı bir bağlılıkla üzerinde durduğu her türden azim, kararlılık; azim ve kararlılık gösterme.
“Bu benden gelen bir ciddiyettir ve azimdir, kararlılıktır” anlamında هذَا مِنّىِ صِرّىِ، أصِرّىِ، صِرَّى، أَصِرّىَ، صُرِّي، صُرَّى denir .
صَرُورَةٌ : Henüz haccetmemiş veya evlenmeyi istemeyen erkekler ve kadınlar.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا : Biz de üzerlerine sarsar rüzgârı (dondurucu kasırga) gönderdik (41/16). Burada geçen “soğuk veya şiddetli soğuk” anlamına gelen صَرْصَرًا kelimesinin lafzı صِرٌّ kelimesinden gelir. Bu صَرْصَرٌ kelimesi “soğuklukta bulunan bir tür düğümlenmeden” dolayı “sıkıca bağlamak (شَدٌّ)” anlamına râcidir.
صَرَّةٌ : Sanki serrolmuş (صُرُّوا) yani bir kabın içinde toplanmış, biriktirilmiş gibi yanaşıp bir araya gelmiş cemaat, topluluk. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ : Karısı sarra içinde/çığlık atarak geldi (51/29). Buradaki صَرَّةٍ kelimesinin “sayha, çığlık” anlamında olduğu söylenmiştir. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
صَرَّ (geniş zaman يَصُرُّ ve يَصِرُّ mastar isim صَرٌّ ve صَرِيرٌ):
صَرَّ الرَّجُلُ اَوْ صَرْصَرَ : O kimse şiddetli bir biçimde çığlık attı.
صَرَّ الشَّىْءُ : O şey gıcırdayan bir ses çıkardı.
صَرَّ : Kulaklarında bir çınlama duyacak kadar susadı.
صَرَّ الطَّائِرُ : Kuş sesini çıkardı.
صَرَّ النَّبَاتُ : Otlar veya bitkiler soğuktan veya aşırı soğuktan vurgun yedi.
صِرٌّ : Soğuk veya aşırı soğuk (aynı zamanda şu şekilde: صَرْصَرٌ ); tarladaki otları ve ekinleri vuran ve onları helak eden soğuk; gürültü ve patırtı; ateş; aşırı gürültülü bir sese sahip bir rüzgar.
صَرَّةٌ : Bağırıp çağırma, feryat etme; şiddetli feryat veya çığlık; hoşnutsuzluk, nefret sebebiyle yüzün kasılması, somurtması veya sertliği; bir grup veya bir topluluk.
اَصَرَّ : Bir şeyde ısrar etti, sebat etti ya da o şeye sebat ederek tutundu.
اَصَرَّ عَلَى فِعْلِهِ : O şeyi yapmakta sebat etti. Sözcük genellikle, kötü bir iş yapmada veya suç veya günah işlemede sebat etmek için kullanılmaktadır.
اَصَرَّ عَلَى الذَّنْبِ : Günahta ısrar etti.
اَصَرَّ اَوْ اَصَرَّ عَلَى فِعْلِهِ : O şeyi yapmaya devam etmekte ve geri dönmemekte azmetti ya da ahdetti.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| أَصَرَّ | fiil-IV | 4 | İtişti, ısrar etti | 71/7 |
| صِرٌّ | isim | 1 | Şiddetli soğuk, dondurucu | 3/117 |
| صَرَّةٌ | isim | 1 | Bağırış, topluluk, yüzü buruşturma, çığlık | 51/29 |
|
| Toplam | 6 |
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Isrâr | إِصْرَار | Direnme, ayak direme, üsteleme, üstünde durma. Bir fikir veya meşru davadan dönmemek. Direnmek, sebat etmek. Hayırlı bir hal üzere sadakatla kalmayı istemek. |
|
| Musirr | مُصِرّ | Israr eden, direnen, ayak direyen. | Musırrane |
| Surre | صُرَّة | Para kesesi, para çıkını. | Surre alayı |
Surre kelimesi, “çıkın, heybe, bohça” anlamındaki surre (صرّة) sözcüğünden gelmektedir. Bu kelime “torba veya tulum şeklinde bağladı, dişi devenin memesini düğümledi” anlamındaki sarre (صرّ) fiilinden türetilmiştir. (Nişanyan Sözlük)
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
أَصَرَّ : Fiil-IV.
| 3:135 | وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَىٰ مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ |
| Diyanet Meali: | Ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. |
| 45:8 | يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا |
| Diyanet Meali: | Kendisine Allah’ın âyetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. |
| 56:46 | وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيمِ |
| Diyanet Meali: | Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı. * |
| 71:7 | وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا |
| Diyanet Meali: | “Elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.” |
صِرٌّ : İsim.
| 3:117 | كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ |
| Diyanet Meali: | (Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu), kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. |
صَرَّةٌ : İsim.
| 51:29 | فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. “Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)” dedi. * |