KÖK HARFLER: س ي ل
ANLAM:
سَالَ : (Su) akıp gitmek.
AÇIKLAMA:
سَالَ الشَّيْءُ-يَسِيلُ : Şu nesne aktı.
أَسَلْتُهُ أَنَا : Onu ben akıttım. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَأَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ : Bakır membaını ona akıttık (34/12). Buradaki أَسَلْنَا fiili “erittik” anlamındadır.
إِسَالَةٌ kelimesi hakikatte “eritildikten sonra bakırda husule gelen haleti” ifade eder. سَيْلٌ kelimesi ise temelde bir mastardır. Fakat sonradan “yağmuru senin üzerine yağmayan ama sana ulaşan suya, akan suya, sele, su akıntısına” ad olarak verilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًا : Sel de suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi (13/17); فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ : Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik (34/16).
سِيلاَنٌ : Kabzada نِصَابٌ’a giren uzun demir parçası. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
سَالَ (geniş zaman يَسِيلُ mastar isim سَيْلٌ):
سَالَ الْمَاءُ : Su akıp gitti.
سَالَتْ عَلَيْهِ الْخَيْلُ : Üzerine atlılar yağdı.
سَالَ بِهِمُ السَّيْلُ وَ جَاشَ بِنَا الْبَحْرُ (bir atasözü): Zor bir duruma düştüler, ve biz ondan daha zoruna düştük.
سَيْلٌ : Bir sel veya su akımı; bir taşkın.
اَسَالَهُ : O şeyin akıp gitmesini veya akmasını sağladı.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| سَالَ | fiil-I | 1 | Aktı | 13/17 |
| أَسَالَ | fiil-IV | 1 | Akıttı | 34/12 |
| سَيْلٌ | isim | 2 | Sel, akıntı | 34/16 |
|
| Toplam | 4 |
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Seyl (Sel) | سَيْل | Sel. |
| Seyyâl | سَيَّال | Akışkan. |
| Seyelân | سَيَلَان | Akma. Cereyan. |
| Seylâb | سَيْلَاب | Taşkın su, sel. |
| Tesyîl | تَسْيِيل | Akıtma. |
| İsâle | إِسَالَة | Akıtma |
| Mayasıl | مَا يَسِيلُ | Tende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı, egzama. |
Mayasıl kelimesi, “akan şey, akıntı” anlamındaki مَا يَسِيلُ deyiminden gelmektedir. Bu deyim, “aktı” anlamındaki sâle (سال) fiilinden türetilmiştir. (Nişanyan Sözlük)
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
سَالَ : Fiil-I.
| 13:17 | أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا |
| Diyanet Meali: | O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı. |
أسَالَ : Fiil-IV.
| 34:12 | وَأَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ |
| Diyanet Meali: | Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. |
سَيْلٌ : İsim.
| 13:17 | فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًا |
| Diyanet Meali: | Dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. |
| 34:16 | فَأَعْرَضُوا فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ |
| Diyanet Meali: | Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. |