أ و ل

KÖK HARFLER:  أ و ل

ANLAM: 

اٰلَ : Birisine dönmek ya da başvurmak. (Bir şey) azalmak, yetersiz ve eksik kalmak. Önde yer almak; önce, ilk veya başta gelmek.

AÇIKLAMA:

تَأْوِيلٌ : Asla dönüş anlamına gelir. أَوْل kökünden gelmektedir. Onun için dönülen yere مَئْوِيلٌ denmiştir. Bilgi veya fiil türünden olsun, bir şeyi kendisi ile kastedilen amaca döndürmek, demektir. Bilgiyle ilgili olana örnek, Yüce Allah’ın şu sözüdür: وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ Onun te’vilini ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilir (3/7).

هَلْ يَنْظُرُونَ إِلاَّ تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ Onlar hele bakalım nereye varacak diye onun ancak te’vîlini gözetiyorlar, onun te’vîlinin geleceği gün… (7/53) âyetindeki تَأْوِيلٌ ise, “onun -kendisiyle amaçlanan nihai gayesi demek olan- açıklaması” demektir.

Yüce Allah’ın: ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً Bu, daha hayırlı ve te’vîl açısından daha güzeldir (4/59) sözünde ise, “anlam ve açıklama bakımından daha güzeldir” anlamındadır. Kimisi de “Âhirette sevap olarak daha güzeldir” demiştir.

اَلأَوْلُ : Meali, sonucu gözetilen siyaset, yönetim. Bu anlamda أُلْنَا ve إِيلَ عَلَيْنَا denir. Yani: Tebaası olarak bizi yönetti, idare etti; komutan, idareci vs. olarak bizim işlerimize başkanlık etti.

أَوَّلَ fiiline gelince, el-Halîl bunun, bir hemze, bir vâv ve bir lâm’dan oluştuğunu söylemişti. Devamla şöyle demiştir: Bunun iki vâv ile bir lâm’dan kurulduğu söylenmiştir. دَدَنَ kelimesi gibi birinci ve ikinci harfi aynı olan kelimelerin çok az olmasından dolayı, birincisi daha doğrudur. Birinci görüşe göre, أَوَّل kelimesi, آلَ – يَؤُولُ fiilinden alınmıştır ve aslı آولَ dir. Kelimenin çok kullanılmasından dolayı, آولَ lafzındaki med, “vav” harfiyle idgam edilmiştir. Temelde bir sıfattır. Çünkü Araplar, müennesinde tıpkı أُخْرَى gibi, أُولَى derler. Şu halde أَوَّل , “başkasına terettüp eden; üzerinde başkasının sıralandığı şey” anlamına gelir. Şu anlamlarda kullanılır: 1) Zaman bakımından önce gelen. “Abdulmelik evveldir/öncedir, sonra Mansûr gelir” sözü gibi. 2) Bir şeye başkanlık etme ve başkasının kendisini örnek alması, kendisine uyuması bakımından önce gelen. Örneğin: Önce kral gelir sonra da vezir. 3) Konum ve nispet bakımından önce gelen. Örneğin, Irak’tan yola çıkan birine, “Önce Kadisiye gelir, sonra de Feyd” demen, Mekke’den çıkana ise, “Feyd evveldir sonra Kadisiye gelir” demen gibi. 4) Yapılış düzeni bakımından önce gelen. “Önce emel gelir, sonra da bina” sözü gibi.

Yüce Allah’ın sıfatları bağlamında O, evveldir dendiğinde ise, varlıkta hiçbir şey ona yetişemez, O her şeyden önce vardır, anlamına gelir. أَوَّل başkasına ihtiyacı olmayan kimsedir, diyenlerin sözü de bu anlamdadır. O, kendi kendine yeter olandır, diyenlerin sözü de bu manaya gelir.

Yüce Allah’ı nitelemek için “O evveldir” dendiğinde bu, “varoluşta kendisini hiçbir şeyin önceleyemediği varlık” anlamına gelir. “O başkasına muhtaç olmayandır” ve “O bizatihi müstağnidir” diyenleri sözleri, bu anlama dayanır.

Yüce Allah’ın şu sözlerine gelince: وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ Ve ben Müslümanların ilkiyim (6/163); وَأَنَا أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ ve ben mü’minlerin ilkiyim (7/143), şu anlamlara gelirler: Müslüman olmada, teslim olmada ve iman etmede ilk benim, kendimi örnek alan, kendi yolumu izleyen. (İslâm ve İman konusunda ben kendisine uyulacak kişiyim.) Yine buyurur ki: وَلاَ تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ Onu ilk inkâr eden siz olmayınız (2/41). Yani: Siz kâfirlikte kendisine uyulan, inkarda örnek alınan, yolu izlenen kişilerden olmayın.

أَوَّل (ilk) kelimesi, zarf olarak da kullanılır. Bu durumda, جِئْتُكَ أَوَّلُ (ilk sana geldim) sözünde olduğu gibi, zamme üzere mebnî olur. “Sana eskiden de sonra da geldim” anlamına gelen جِئْتُكَ أَوَّلاً وَآخِرًا sözünde olduğu gibi, “kadîm, eski” anlamında kullanılır.

Yüce Allah’ın: أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى Yazık sana yazık (75/34) sözüne gelince, buradaki أَوْلَى kelimesi, “tehdit” ve “korku” anlamı taşır, bu amaçla kullanılmıştır. Ya helak olmak üzere olan birine hitaben, sakınması için söylenir. Ya da böyle bir durumdan zelil bir biçimde kurtulmuş bir kimseye hitaben, aynı duruma ikinci kez düşmemesi için söylenir. Genellikle tekrarlanarak kullanılır. Sanki, kişiyi, işinin varacağı sonucu düşünmeye teşvik eder: “İşin dönüp bağlandığı noktayı iyice düşün, hiç acele etmeden, tekrar tekrar ve dikkatle düşün.” denmek istenir.

DİĞER BAZI TÜREVLER:

اٰلَ (geniş zaman يَؤُولُ):

اٰلَ اِلَيْهِ : Ona döndü ya da başvurdu.

اٰلَ عَنْهُ : Ondan geri döndü veya eski haline döndü.

اٰلَ اِلَيْهِ بِنَسَبٍ : Onunla akrabalık bağı vardı.

اٰلَ الشَّىْءُ : O şey azaldı veya yetersiz ve eksik kaldı.

اٰلَ اللَّبَنُ : Süt yoğunlaştı.

اٰلَ مِنْ فُلَانٍ : Birinden kaçtı.

اٰلَ (geniş zaman يَؤُولُ)  veya اَوِلَ (geniş zaman يَاْوَلُ) aynı zamanda şu anlamlara da gelir: O kişi veya şey önde yer aldı; önceydi, ilk veya başta gelendi. Eşanlamlısı: وَاَلَ: muhtemelen bu sözcükten türemiştir.

اٰلَ رَعِيَّتَهُ : Tebalarını yönetti veya onlara hükmetti; onların meselelerini yönetti.

اٰلَ عَلَيْهِمْ : Onlar üzerinde hakimiyet kurdu; meselelerini yönetti.

اٰلَ مَالَهُ : Servetini iyi bir şekilde idare etti.

اَوَّلَ الرُّؤْيَا : Rüyayı açıkladı, yorumunu yaptı.

تَاْوِيلٌ (mastar isim): Yorum veya açıklama; mana; tabir; nihai sonucu açıklama; son; netice, bir şeyin sonucu veya akıbeti.

اٰلٌ : Bir adamın mesela اَهْل (bir aile) ile durumu: onun ilişkileri; hısımları; aynı baba veya atadan gelen en yakın soy ilişkileri; evindeki insanlar; yandaşları; arkadaşları; bir lidere mensupları olarak din veya akrabalık açılarından bağı olan kişiler. Bu kelime “Ehil, aile, akraba, yakınlar” demektir. İzafetle kullanılır. Ekseriya hanedan sahiplerine izafe edilir.

اٰلُ النَّبِىِّ : Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) yandaşları, akrabalığı olanlar veya olmayanlar, hısımları (yandaşları olsun veya olmasın) ve eşleri.

اَوَّلٌ : İlk; başta gelen.

الاَوَّل : Ahirin zıddı olup, ilk, birinci, önceki, evvelki manasına gelir. (Dişil: اُولٰي Çoğulu: اَوَائِلُ-اَوَّلِينَ-اَوَّلُونَ) 

اُلُوا veya اُولُوا (çoğuldur ve tekil hali yoktur; اُولَاتُ dişi hali) Sahip olma, sahiplik; işleyicileri; işlenmişler; imalatlar.

اُولُو الْاَمْرِ : Yetki sahibi veya yetkisi olan.