KÖK HARFLER: ت ر ب
ANLAM:
تَرِبَ : Çamur olmak. Çamura bulanmak. Çamurlara veya yerlere düşecek kadar düşkün hale gelmek. Zarara uğramak. Serveti çok az kalmak.
AÇIKLAMA:
تُرَابٌ : Toprak ya da toz. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَئِذَا كُنَّا تُرَاباً أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ Biz ölüp toprak olunca mı yeniden diriltileceğiz? (13/5); وَاللهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ Allah sizi önce topraktan yarattı (35/11); يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَاباً Keşke toprak olsaydım (78/40).
تَرِبَ : Bir kimse fakir veya muhtaç idi ya da o hale geldi. Burada sanki “o kişinin toza, toprağa yapışmış olduğu” söylenmek istenir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَوْ مِسْكِيناً ذَا مَتْرَبَةٍ Yahut yerde sürünen bir yoksulu… (90/16), yani “fakirliğinden dolayı sanki toprağa yapışık gibi olan miskini…”
أتْرَبَ : Zengin veya ihtiyaçsız idi ya da o hale geldi. Burada sanki, “o kimsenin toprak yahut toz miktarı mala sahip hale geldiği” söylenmek istenir.
تَرْبَاء : Yeryüzünün kendisi.
تَيْرَب ve تَوْرَب : Toprak ya da toz.
رِيحٌ تَرِبَةٌ : Toz getiren rüzgâr. Allah Rasulünün (s.a.v.) عَلَيْكَ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ (Sana dindar olanını tavsiye ederim, elleri toprak olasıca) sözü buradan gelir. Burada dikkat çekilmek istenen şudur: “Dindar olanı kaçırma! Yoksa aradığını ya da istediğini elde edemez ve bilmediğin bir yerden fakir ya da muhtaç bir duruma gelirsin”.
بَارِحٌ تَرِبٌ : İçinde تُرَابٌ (toz) olan rüzgar.
تَرَائِب : Göğüs, kaburga kemikleri. Tekili تَرِيبَةٌ şeklinde gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ Bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar (86/7).
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَاراً عُرُباً أَتْرَاباً Onları, eşlerine düşkün ve yaşıt bâkireler kıldık (56/36-37); وَكَوَاعِبَ أَتْرَاباً Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar (78/33); وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ Yanlarında bakışlarını yalnız kocalarına diken kendileriyle yaşıt güzeller vardır (38/52).
أَتْرَابٌ : Birlikte büyüyen, yaşıtlar. Bu kullanımda ya birbirlerine denk ve emsal olmaları yönüyle göğüs, kaburga kemiklerine yani تَرَائِب e bir benzetme yapılmıştır ya da yere birlikte, aynı zamanda düşmelerinden ve çocukluk demlerinde beraber toprakla oynamış olmalarından dolayı böyle adlandırılmıştır.
DİĞER BAZI TÜREVLER:
تَرِبَ (geniş zaman يَتْرَبُ mastar isim تَرَبٌ ve مَتْرَبَةٌ) Anlamları: (1) O (şey) çamur oldu; (2) o (yer) çamura bulandı; (3) eli toprak veya çamur oldu; (4) o kadar düşkün hale geldi ki çamurlara veya yerlere düştü; (5) zarara uğradı ve yerlerde sürünecek kadar düşkün hale geldi; (6) serveti çok az kaldı.
اَتْرَبَ ve تَرَّبَ : Zengin oldu ve yoksul oldu (zıt anlamlıdır).
تَرِبَ بَعْدَ مَا اَتْرَبَ : Zenginken sonrasında yoksul hale geldi.
عَلَيْكَ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ : Dini bütün bir eş almalısın, muvaffak olasın (bir hadis).
تُرَابٌ : Çamur; toprak.
لَهُ التُّرَابُ : Hüsrana uğrasın.
تِرْبٌ (çoğul hali اَتْرَابٌ): Bir diğeriyle aynı zamanda doğan kişi; yaşıt; yaşı aynı olan; eşit; eş; akran veya arkadaş.
هُمْ اَتْرَابٌ veya هُنَّ اَتْرَابٌ : Onlar aynı yaşta.
تُرْبَةٌ : Toprak, yer; mezar; mezarlık.
تَرَائِبُ (tekil hali تَرْبِيَةٌ) : Göğüs kemiği; göğsün sağ ve sol taraflarındaki dörder kaburga kemiği; insan göğsünde çenenin altında bulunan en üst kısımlar.
مَتْرَبَةٌ : Yoksulluktan ötürü yerlerde sürünme; düşkünlük veya yoksunluk.
ذَا مَتْرَبَةٍ : Düşkün; yerlere düşecek veya yerlerde sürünecek kadar düşkün.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek Âyet | Açıklama |
تُرَابٌ | isim | 17 | Toprak | 78/40 |
|
أَتْرَابٌ | isim | 3 | Yaşıt | 78/33 |
|
تَرَائِبُ | isim | 1 | Göğüs/kaburga kemiği (çoğul) | 86/7 | Tekili: تَرْبِيَةٌ |
مَتْرَبَةٌ | isim | 1 | Çok fakirlik, yoksulluk | 90/16 |
|
| Toplam | 22 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Benzer Manada Kelimeler
- تَرِبَ
- تَرِبٌ / تِرْبٌ
- تُرَابٌ
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
Türâb | تُرَاب | Toprak. |
|
Türâbî | تُرَابِي | 1: Toprakla ilgili. 2: Topraktan. |
|
Türbe | تُرْبَة | İçinde din ve devlet büyüklerinin mezarları bulunan yapı. |
|
Terâib | تَرَائِب | Göğüs kemikleri. Kaburga kemikleri. Gerdanlık yeri. | Tekil: Terîbe. |
Tirb | تِرْب | 1: Hep bir yaşıt olanlar, akranlar. 2: Anasından saçlı ve dişli doğan oğlan. | Çoğul: Tirâb, Etrâb. |
Tetrîb | تَتْرِيب | Toza toprağa bulaştırma. |
|
İtrâb | إِتْرَاب | Toprak serpme. Topraklama. |
|
Teterrüb | تَتَرُّب | Toz toprak içinde kalma. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
تُرَابٌ : İsim.
2:264 | فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ |
Diyanet Meali: | Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun (kendisini çıplak bıraktığı) bir kayanın durumu gibidir. |
3:59 | إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِنْدَ اللَّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ |
Diyanet Meali: | Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. |
13:5 | وَإِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ أَإِذَا كُنَّا تُرَابًا أَإِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ |
Diyanet Meali: | Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?” demeleridir. |
16:59 | أَيُمْسِكُهُ عَلَىٰ هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ |
Diyanet Meali: | Şimdi onu, aşağılanmış olarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? |
18:37 | أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ |
Diyanet Meali: | “Seni topraktan yaratan …. Allah’ı inkâr mı ediyorsun?” |
22:5 | يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ |
Diyanet Meali: | Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan …. yarattık. |
23:35 | أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا أَنَّكُمْ مُخْرَجُونَ |
Diyanet Meali: | “O, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?” * |
23:82 | قَالُوا أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ |
Diyanet Meali: | Dediler ki: “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?” * |
27:67 | وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَإِذَا كُنَّا تُرَابًا وَآبَاؤُنَا أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ |
Diyanet Meali: | İnkâr edenler dediler ki: “Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?” * |
30:20 | وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ |
Diyanet Meali: | Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra bir de gördünüz ki siz beşer olmuş (çoğalıp) yayılıyorsunuz. * |
35:11 | وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ أَزْوَاجًا |
Diyanet Meali: | Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan (meniden) yarattı. Sonra sizi (erkekli dişili) eşler yaptı. |
37:16 | أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ |
Diyanet Meali: | “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?” * |
37:53 | أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ |
Diyanet Meali: | “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?” * |
40:67 | هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ |
Diyanet Meali: | O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra “alaka”dan yaratan.. |
50:3 | أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَٰلِكَ رَجْعٌ بَعِيدٌ |
Diyanet Meali: | “Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkânsız) bir dönüştür!” * |
56:47 | وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ |
Diyanet Meali: | Diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?” * |
78:40 | وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا |
Diyanet Meali: | İnkârcı, “Keşke toprak olaydım!” diyecek.. |
أَتْرَابٌ : İsim.
38:52 | وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ |
Diyanet Meali: | Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır. * |
56:37 | عُرُبًا أَتْرَابًا |
Diyanet Meali: | Hep bir yaşta eşlerini çok seven (gösterişli bakireler yaptık). * |
78:33 | وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا |
Diyanet Meali: | Kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar… * |
تَرَائِبُ : İsim. Çoğul. Tekili: تَرْبِيَةٌ
86:7 | يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ |
Diyanet Meali: | Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar. * |
مَتْرَبَةٌ : İsim.
90:16 | أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ |
Diyanet Meali: | Yahut yerde sürünen bir yoksul(u doyurmaktır). * |