KÖK HARFLER: ط ر ف
ANLAM:
طَرَفَ : Gözün dış açısından bakmak; göz kapağının ucunu hareket ettirmek ve bakmak.
AÇIKLAMA:
طَرَفُ الشَّيْءِ : Bir nesnenin yanı, bir tarafı. Cisimlerle, zamanlarla vs şeylerle ilgili kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَمِنْ آَنَاءِ اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ : Gece saatlerinde de tesbih et ve gündüzün etrafında/uçlarında da (20/130); وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ : Gündüzün her iki tarafında namaz kıl (11/114).
Buradan müstear olarak, “Onun babası ve anası da kerimdir, asildir” anlamında هُوَ كَرِيمُ الطَّرَفَيْنِ (onun iki yanı, iki tarafı da kerimdir, asildir) denmiştir. Bir görüşe göre ise, burada “zeker ve dil” kastedilerek onun iffetliğine işaret edilmektedir.
طَرَفُ الْعَيْنِ : Göz kapağı.
طَرْفٌ : Göz kapağını hareket ettirmek. Göz kapağının hareket ettirilmesi bakmaktan kaynaklandığı için, “bakma” da bununla ifade edilmiştir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آَتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ : Kitabın bilgisine sahip olan biri; kendine bakışın dönmeden/gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi (27/40). Şu sözüne gelince: فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ : Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır (55/56). Burada قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ sözü “iffetlerinden dolayı onların göz kapaklarını kıstıklarını” ifade eder.
طُرِفَ فُلاَنٌ : Filan kişinin göz kapağına dokunuldu veya vuruldu.
Şu sözüne gelince: لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا : Allah, kâfirlerin bir tarafını/kenarını kessin (3/Âl-i 127). Burada özellikle طَرَفٌ kelimesinin kullanılmasının nedeni, “bir nesneyi zayıflatmaya ve izale etmeye, ortadan kaldırmaya onun yanlarından, uçlarından (اَطْرَافٌ) eksiltilmesi yoluyla ulaşılabilmesidir”. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا : Bizim o toprağa gelip nasıl onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? (13/41).
طِرَافٌ : Yanı, ucu alınan ya da tutulan, deri çadır.
مِطْرَفُ الْخَزِّ ve مُطْرَفُ الْخَزِّ : Kendisine bir طَرَفٌ (yan, uç ) verilen خَزٌّ denen kumaştan yapılmış elbise.
قَدْ أَطْرَفْتُ مَالاً : Ona daha önce başkasına vermediğim bir mal verdim. Ona sahip olmadığı bir mal verdim. Bu da onu memnun etti. Ya da ona yeni kazanılmış olan bir mal verdim.
نَاقَةٌ طَرِفَةٌ ve نَاقَةٌ مُسْتَطْرِفَةٌ : Erkek deve gibi otlağın etrafında otlayan dişi deve.
طَرِيفٌ : Kişinin aldığı, elde ettiği şey. Buradan hareketle “yeni alınmış, elde edilmiş mala” مَالٌ طَرِيفٌ denmiştir.
رَجُلٌ طَرِيفٌ : Tek bir kadın üzerinde sebat etmeyen erkek.
طِرْفٌ : Soylu at. Güzelliğinden dolayı kendisine bakılan (يُطْرَفُ) attır. Zira طِرْفٌ kelimesi temelde مَطْرُوف yani “kendisine bakılan” anlamına gelir. Bu kullanımı itibariyle, مَنْقُوضٌ anlamında kullanılan نِقْضٌ kelimesine benzer. Aynı bakış açısıyla, “üzerinde bakışın sabitleneceği kadar güzel olan şeylere” هُوَ قِيدُ النَّوَاظِرِ denmiştir. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
طَرَفَ (geniş zaman يَطْرِفُ mastar isim طَرْفٌ): Gözün dış açısından baktı; göz kapağının ucunu hareket ettirdi ve baktı.
اَلطَّرْفُ göz kapaklarının hareket ettirilmesini ifade etmektedir.
طَرَفَ بَصَرَهُ : Göz kırptı.
طَرَفَ aradı, manasına da gelmektedir.
اَلطَّرْفُ bakma eylemini ifade eder.
طَرَفْتُهُ : Onu gördüm, ona ya da o kişiye veya şeye doğru baktım.
مَا بَقِيَتْ مِنْهُمْ عَيْنٌ تَطْرِفُ : Onların hepsi ölmüş ya da öldürülmüştü.
طَرَفْتُ عَيْنَهُ : Gözüne bir şeyle vurdum ya da çarptım.
اَلطَّرْفُ gözün uç kısmının üzerine elle vurmak, manasına da gelmektedir.
طَرْفٌ : Göz; aynı zamanda gözler, bakış.
نَظَرَ فُلَانٌ بِطَرْفٍ خَفِىٍّ : Falanca biri gizli gizli baktı.
طَرْفُ الْعَيْنِ : Göz kapağı.
طَرْفٌ cömert ve soylu bir kimse, manasına da gelmektedir.
طَرَفٌ : Herhangi bir şeyin ucu veya sonu; taraf, harici parça veya kısım; bir bölge, yöre, yer veya alan; herhangi bir şeyin bir bölümü, parçası, tarafı, kısmı veya miktarı; cömert veya soylu bir kimse (çoğul hali اَطْرَافٌ ).
كَرِيمُ الطَّرَفَيْنِ : Erkek ve kadın atalar hususunda soylu veya cömert.
اَطْرَافُ الْاَرْضِ : Yeryüzünün soylu, yüce ve bilgili kimseleri.
اَطْرَافُ النَّاسِ insanların alt tabakaları, manasına da gelmektedir (ve aynı zamanda cömert ve iyi insanlar).
اَطْرَافُ الْاَبْدَانِ : Vücudun uzuvları, yani kollar veya eller, bacaklar veya ayaklar ve baş.
اَطْرَافُ الْحَدِيثِ : Konuşmanın seçilmiş konuları.
طَرَفَا النَّهَار : Gündüzün iki ucu (sabah ile akşam).
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
| طَرْفٌ | isim | 6 | Göz, bakış | 37/48 |
|
| طَرَفٌ | isim | 5 | Taraf, uç | 13/41 | Çoğul: أَطْرَافٌ |
|
| Toplam | 11 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- طَرُفَ
- طَرَّفَ
- دَهَنَ > bak: د ه ن
- طَلَى
- طَرَفٌ
- طَرْفٌ
- مُسْتَطْرَفٌ
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Tarf | طَرْف | Göz, bakış, nazar. |
|
| Taraf | طَرَف | Yön, yan. | Tarafgîr, Tarafdâr |
| Etrâf | أَطْرَاف | Yanlar, taraflar. |
|
| Tatarruf | تَطَرُّف | Bir yana veya bir tarafa çekilme. |
|
Turfanda kelimesi, “yenilik, icat, tuhaf şey” anlamındaki turfa (طرفة) sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. (Nişanyan Sözlük)
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
طَرْفٌ : İsim.
| 14:43 | مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لَا يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ |
| Diyanet Meali: | O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönmez.. |
| 27:40 | أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ |
| Diyanet Meali: | “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm.” |
| 37:48 | وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ |
| Diyanet Meali: | Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır. * |
| 38:52 | وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ |
| Diyanet Meali: | Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır. * |
| 42:45 | يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِيٍّ |
| Diyanet Meali: | Göz ucuyla gizli gizli bakarlar. |
| 55:56 | فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ |
| Diyanet Meali: | Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur. * |
طَرَفٌ : İsim. Çoğulu: أَطْرَافٌ
| 3:127 | لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَائِبِينَ |
| Diyanet Meali: | Bir de Allah bunu, inkâr edenlerden bir kısmını helâk etsin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye yaptı. |
| 11:114 | وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. |
| 13:41 | أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا |
| Diyanet Meali: | Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi? |
| 20:130 | وَمِنْ آنَاءِ اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَىٰ |
| Diyanet Meali: | Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. |
| 21:44 | أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا |
| Diyanet Meali: | Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? |