و س ع

KÖK HARFLER:  و س ع

ANLAM: 

وَسِعَ : (Ev) yeterli derecede geniş olmak. Mümkün olma, kapsama, kuşatma bakımından birinin gücü dahilinde olmak.

AÇIKLAMA:

xx

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek Âyet
وَسِعَ fiil-I 6 İçine aldı, kapladı 2/255
سَعَةٌ isim 6 Mal zenginliği, mal varlığı, genişlik, güç 2/247
وُسْعٌ isim 5 Güç, kapasite 2/233
وَاسِعٌ isim 9 Geniş 2/115
وَاسِعَةٌ isim 4 Geniş (müennes) 4/97
مُوسِعٌ isim 2 Genişleten, genişlik veren 2/236

Toplam 32

BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Kök Harflerinin Yer Değişimi

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

  • وَسِعَ (a)
    • أَطْبَقَ > bak: ط ب ق
    • رَحُبَ > bak: ر ح ب
    • اِمْتَدَّ > bak: م د د
    • اِتَّسَعَ > bu kök
    • فَسُحَ
    • اِكْتَنَفَ
  • وَسِعَ (b)
  • وَسِعَ (c)
    • اِحْتَوَى > bak: ح و ي
    • شَمَلَ > bak: ش م ل
    • اِشْتَمَلَ > bak: ش م ل
    • تَضَمَّنَ
    • اِسْتَوْعَبَ
  • اِتَّسَعَ
  • وُسْعٌ
  • وَاسِعٌ
    • رَغِيبٌ > bak: ر غ ب
    • مُحَرْفَجٌ
    • قُبَاعٌ
    • زَجْرَاجٌ
    • مَنْجُوبٌ
  • مُتَّسِعٌ
    • رَحِيبٌ > bak: ر ح ب
    • وَاسِعٌ > bu kök

Zıt Manada Kelimeler

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Vüs’ وُسْع Kudret. Takat. Genişlik. Bolluk.
Vâsi’ وَاسِع Geniş, enli. Bol. Engin. Meydanlı. Müennesi: Vâsia
Vüs’at وُسْعَة Genişlik.
Sâat سَاعَة Vakit, zaman. Bir günlük sürenin yirmi dörtte birine eşit, altmış dakikalık zaman dilimi, zaman parçası.
Tevsî’ تَوْسِيع Genişletme. Bollaştırma.
Müvessi’ مُوَسِّع Genişlettiren.
Mûsi’ مُوسِى Genişlendiren. Ferahlık veren.
Tevessü’ تَوَسُّع Genişleme, yayılma.
Mütevessi’ مُتَوَسِّع Tevessü’ eden, genişleyen, geniş.
İttisâ’ اِتِّسَاع Bollaşmak. Genişlik kazanmak. Genişlemek. 
Müttesi’ مُتَّسِع Tevessü’ eden, genişleyen.
İstîsâ’ اِسْتِيسَاع Bollaşma, bollanma, genişleme.

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

وَسِعَ :  Fiil-I. 

2:255 وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ
Diyanet Meali: O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır.
6:80 وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
Diyanet Meali: Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
7:89 وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا عَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْنَا
Diyanet Meali: “Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik.”
7:156 قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاءُ وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ
Diyanet Meali: Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır.”
20:98 إِنَّمَا إِلَٰهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا
Diyanet Meali: Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. *
40:7 رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا
Diyanet Meali: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe edenleri bağışla..”

سَعَةٌ : İsim. 

2:247 وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِ
Diyanet Meali: “Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir”
4:100 وَمَنْ يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَجِدْ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً
Diyanet Meali: Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de.
4:130 وَإِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللَّهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ
Diyanet Meali: Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz).
24:22 وَلَا يَأْتَلِ أُولُو الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ أَنْ يُؤْتُوا أُولِي الْقُرْبَىٰ
Diyanet Meali: İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına … (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler.
65:7 لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ
Diyanet Meali: Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin.
65:7 لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ
Diyanet Meali: Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin.

وُسْعٌ : İsim. 

2:233 لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا
Diyanet Meali: Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez.
2:286 لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا
Diyanet Meali: Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.
6:152 وَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا
Diyanet Meali: Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.
7:42 وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا
Diyanet Meali: İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz-
23:62 وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ
Diyanet Meali: Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır.

وَاسِعٌ : İsim. İsm-i Fâil. 

2:115 فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Diyanet Meali: Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü  işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
2:247 وَاللَّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Diyanet Meali: Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
2:261 وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Diyanet Meali: Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
2:268 وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Diyanet Meali: Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
3:73 قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Diyanet Meali: De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
4:130 وَإِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللَّهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ وَكَانَ اللَّهُ وَاسِعًا حَكِيمًا
Diyanet Meali: Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, lütfu geniş olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir. *
5:54 ذَٰلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Diyanet Meali: İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
24:32 إِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Diyanet Meali: Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
53:32 إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ
Diyanet Meali: Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında … en iyi bilendir.

وَاسِعَةٌ : İsim. İsm-i Fâil. Müennes.

4:97 قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا
Diyanet Meali: (Melekler) “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler.
29:56 يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ
Diyanet Meali: Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O hâlde, ancak bana kulluk edin. *
39:10 لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا فِي هَٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَأَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ
Diyanet Meali: “Bu dünyada iyilik yapanlar için (ahirette) bir iyilik vardır. Allah’ın yeryüzü geniştir.”
6:147 فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ
Diyanet Meali: Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir…”

مُوسِعٌ : İsim. İsm-i Fâil. İf’âl Bâbı (IV. Bâb). 

2:236 وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُ
Diyanet Meali: (Bu durumda) -eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, (aklın ve dinin gereklerine uygun olarak) müt’a  verin.
51:47 وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Diyanet Meali: Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter. *