ش ع ر

KÖK HARFLER: ش ع ر

ANLAM: 

شَعَرَ : Bir şeyi bilmek, o şeye dair bilgisi olmak. O şeyin bilincinde olmak. Duyular sayesinde o şeyi anlamak, hissetmek ya da fark etmek.

AÇIKLAMA:

شَعْرٌ : Kıl, tüy, saç. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَا : Yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından… (16/80).

شَعَرْتُ : Kıla (شَعْرٌ) vurdum veya dokundum. Buradan müstear olarak “incelik itibarıyla, kıla vurmaya veya dokunmaya benzer bir bilgi öğrendim” anlamında شَعَرْتُ كَذَا denmiştir. Şaire شَاعِرٌ adının verilmesinin nedeni, “fetaneti ve bilgisindeki inceliktir”. شِعْرٌ kelimesi temelde Arapların لَيْتَ شِعْرِي (keşke bilseydim) sözünde ifade edilmek istenen “ince bilginin” adıdır. شِعْرٌ kelimesi yaygın kullanımda “vezinli ve kafiyeli sözün” adı ve شَاعِرٌ kelimesi de “bu şiir sanatında ihtisas sahibi olan ya da kendini şiir sanatına hasretmiş kişinin” adı haline gelmiştir.

Yüce Allah’ın kafirlerden aktararak buyurduğu şu sözüne gelince: بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ : Hayır onu uydurmuş; hayır o şâ’irdir (21/5); وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آَلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ : Cinlenmiş bir şâir için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derler (37/36); أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ : Yoksa: “O bir şairdir, zamanın felaketine uğramasını gözetiyoruz” mu diyorlar? (52/30). Müfessirlerin çoğu bunu “onların Allah Rasulünü (s.a.v.) nazımlı ve kafiyeli bir şiir getirmekle suçladıkları” anlamında yorumlamışlar hatta Kur’an’da geçen, mesela şu ayetlerdeki gibi vezniyle benzeyen her lafzı tevil etmişlerdir: وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ : Havuzlar kadar (geniş) leğenler, sabit kazanlar (34/13).

تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ : Ebû Leheb’in iki eli kurusun. Zaten kurudu (111/1). İlimde derinlik sahibi bazı âlimler, onların bu suçlamaları ile ilgili bu yöne yönelmemişlerdir. Zira sözün zahirine bakıldığında dahi şiir üslubunda olmadığı görülür. Böyle olduğu, konuşmasında belagat sahibi Araplar şöyle dursun, Arap olmayanların içindeki ağtâm (أَغْتَامٌ) için bile açık, aşikar bir husustur. Onlar burada Allah Rasulünü (s.a.v.) yalnızca “yalancılıkla” suçlamışlardır. Çünkü شِعْرٌ  (şiir) kelimesi ile “yalan”, شَاعِرٌ  (şair) kelimesi ile de “yalancı” ifade edilir, hatta öyle ki bir kavim, grup “yalan delilleri” اَلْأَدِلَّةُ الشِّعْرِيَّةُ olarak adlandırılmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şairlerin genelini vasfederken وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ : Şâ’irlere ancak azgınlar uyar (26/224) buyurmuştur ve surenin sonuna kadar bu husustan bahsetmiştir. Şiir, “yalanın bir karargahı, yerleşik olduğu bir yer” olduğundan dolayı, أَحْسَنُ الشِّعْرِ أَكْذَبُهُ (Şiirin en güzeli en yalan olanıdır) denilmiştir. Bundan dolayı bazen hikmet ehli kişiler, “dindar ve doğru sözlü olup da harika şiir söyleyen görülmemiştir” demiştir.

مَشَاعِرٌ : Beş duyu.

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَأَنْتُمْ لاَ تَشْعُرُونَ : Siz farkında olmazsınız (49/2). Bu ve benzeri ayetler “onu beş duyuyla algılamazsınız” anlamındadır. Yüce Allah şayet لاَ تَشْعُرُونَ şeklinde gelen yerlerin çoğunda لاَ يَعْقِلُونَ (akletmezler) demiş olsaydı, bu uygun olmazdı. Çünkü algılanamayan şeylerin bir çoğu akledilebilir.

مَشَاعِرُ الْحَجِّ : Haccın beş duyu açık alametleri, nişanları veya işaretleri. Tekili مَشْعَرٌ şeklinde gelir. Ayrıca شَعَائِرُ الْحَجِّ şeklinde de kullanılır. Buradaki شَعَائِرُ kelimesinin tekili شَعِيرَة şeklinde gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ : Bu böyledir. Artık kim Allah’ın şeairini tazim ederse, şüphe yok ki bu, kalplerin takvâsındandır (22/32). Yine şöyle buyurmuştur: فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ : Meş’ar-i haram’da Allah’ı anın (2/198). Şu sözüne gelince: لاَ تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ : Allah’ın işâretlerine saygısızlık etmeyin (5/2). Yani “Beytullah’a hediye edilen kurbanlara…” Böyle adlandırılmalarının nedeni “kendisiyle alamet, nişan veya işaret konan (تُشْعَرُ بِهِ) demirle yani شَعِيرَة ile kanlarının akıtılarak işaretlenmiş olmalarıdır”. 

شِعَارٌ : Bedene yakın elbise. شَعَرٌ’a (kıllara) temas ettiğinden dolayı böyle adlandırılmıştır. Ayrıca شِعَارٌ diye “insanın savaşta kendi üzerine koyduğu alamete, nişana veya işarete” de denir.

أَشْعَرَهُ الْحُبُّ sözü أَلْبَسَهُ الْحُبُّ sözü gibidir: Aşk onu sardı.

أَشْعَرُ : Uzun kıllı. Ayrıca “toynağı çevreleyen kıllar.”

“Kötü, iğrenç veya menfur, şiddetli, büyük bir felaket” anlamındaki دَاهِيَةٌ شَعْرَاءُ ifadesi senin دَاهِيَةٌ وَبْرَاءُ demene benzer. 

شَعِيرٌ : Arpa.

شِعْرَى : Bir yıldız adı. Yüce Allah’ın وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى : Şi’râ (yıldızı)nın Rabbi O’dur (53/49) sözünde özellikle zikredilmesinin nedeni, Araplardan bir kavim tarafından ona ibadet edilmesidir. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

شَعَرَ (geniş zaman يَشْعُرُ) ve شَعُرَ (geniş zaman يَشْعُرُ mastar isim شِعْرٌ ve شَعْرٌ):

شَعَرَ بِهِ ve شَعُرَ بِهِ : O şeyi biliyordu ya da o şeye dair bilgisi vardı; o şeyin bilincindeydi; duyular sayesinde o şeyi anladı, hissetti ya da fark etti, aynı zamanda: شَعَرَ لَه

اَشْعَرَهُ الْاَمْرَ ve اَشْعَرَهُ بِالْاَمْرِ : Onu o işten haberdar etti; o şeyi bilmesini sağladı.

اَشْعَرَهُ (mastar isim اِشْعَارٌ ) : Mekke’de kurbanlık edilecek olan bir hayvanı, kan oradan aksın diye hörgücünün sağ yanından bıçaklamak suretiyle işaretledi; o şeyi ayırt edici bir alamet kıldı; dini bir vazifenin ifa edildiği, ya da Allah (c.c.) tarafından bir alamet olarak tayin edildiği zaman gibi.

شِعْرَةٌ (çoğul hali شِعَارٌ ) : Bir alamet veya işaret; sayesinde başka bir şeyin bilinebileceği herhangi bir şey; Allah’a (c.c.) boyun eğmenin bir işareti olarak düşünülen veya ifa edilen herhangi bir şey; Haccın usulleri ve uygulamaları ve bu usul ve yöntemlerin ifa edildiği yerler; Allah’ın (c.c.) vacip olan hükümleri veya emirleri.

مَشْعَرِ الْحَرَامِ : Mekke’den yaklaşık altı mil ötede olan bir yer. Hac esnasında özellikle tefekkür ve dua için kullanılan bir yerdir. O isim şu sözcüklerin bileşik halidir: مَشْعَرٌ “algı veya bilgi yeri veya aracı” manasındadır ve اَلْحَرَامُ “kutsal” manasındadır (2:198).

شَعَرَ (geniş zaman يَشْعُرُ ) : Şiir ile ifade etti; dizeler halinde konuştu.

شِعْرٌ : Şiir veya dize; yalan (şiirde gerçek olmayan birçok şeyden ötürü); bilgi; idrak.

شِعْرٌ شَاعِرٌ : Muntazam şiir.

مَا اَشْعَرَهُ : Ne kadar iyi veya muntazam bir şairdir.

شَاعِرٌ (İsmi fail): Şiir söyleyen, şair. Cemi (çoğul) si: شُعَرَاءُ

لَيْتَ شِعْرِى مَا كَانَ : Keşke ne olduğunu bilseydim.

شَعَرٌ ve شَعِيرٌ : Kıl. (Çoğulu: اَشْعَارٌ)

الشِّعْرٰى : Bir yıldız adı. Şi’ra.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek Açıklama
شَعَرَ fiil-I 25 Hissetti, bildi, farkına vardı 43/66
أَشْعَرَ fiil-IV 2 Hissettirdi, bildirdi, sezdirdi 18/19
أَشْعَارٌ isim 1 Kıl (çoğul) 16/80 Tekil: شَعْرٌ
شِعْرٌ isim 1 Şiir 36/69
شَاعِرٌ isim 5 Şiir söyleyen 69/41 Çoğulu: شُعَرَاءُ
شَعَائِرُ isim 4 Yapılması gereken şey, vazife, alamet (çoğul) 22/32 Tekil: شَعِيرَةٌ
مَشْعَرٌ isim 1 Belirlenmiş ve zahir mevki, ibadete tahsis edilen yer 2/198
شِعْرَى özel isim 1 Bir yıldız adı 53/49

Toplam 40


BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Kök Harflerinin Yer Değişimi

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

Zıt Manada Kelimeler

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Şi’r (Şiir) شِعْر Anlama, idrak.
Şâir شَاعِر Şiir söyleyen veya yazan kimse. Çoğul: Şuarâ’
Şiâr شِعَار Adet. İslam işareti.İslama aid kaide. Çoğul: Şeâir
Şuûr شُعُور Bilinç.
Şi’râ شِعْرَى İki yıldızın adı.
Şa’r شَعْر Kıl. Saç.
Şa’âr شَعَّار Kıl büken.
Eş’âr أَشْعَار 1: Kıllar. Tüyler. Tüycükler. 2: Şiirler, manzum ve güzel yazılar.
Meş’ar مَشْعَر Bilecek yer.Hasse. Duygu.  Çoğul: Meşâir
İş’âr إِشْعَار Yazı ile bildirme.
Teşâur تَشَاعٌر Şairlik taslamak. Kendini şair gibi göstermek.
Müteşâir مُتَشَاعِر Şairlik taslayan. 
İstiş’âr اِسْتِشْعَار Bir mes’elenin yazılıp bildirilmesini istemek.
Şehriye ——— Çorba ve pilavda kullanılan, türlü biçimlerde kesilerek kurutulmuş buğday unu hamuru.

Şehriye kelimesi, Arapça yazılı örneği bulunmayan şa’rîye (شعريّة) “kıl gibi şeyler” sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük “kıl” anlamındaki şa’r (شعر) kelimesinden türetilmiştir. (Nişanyan Sözlük) 

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

شَعَرَ : Fiil-I. 

2:9 وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.
2:12 أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. *
2:154 بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.
3:69 وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar.
6:26 وَإِنْ يُهْلِكُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.
6:123 وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.
7:95 فَأَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.
12:15 وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِأَمْرِهِمْ هَٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
12:107 أَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından (emin mi oldular)?
16:21 أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Diyanet Meali: Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.  *
16:26 وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.
16:45 أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden (emin mi oldular)?
23:56 نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: (Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla) onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar! *
26:113 إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!”  *
26:202 فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan (elem dolu azab..) *
27:18 لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: “Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler”.
27:50 وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu. *
27:65 وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Diyanet Meali: “Onlar (öldükten sonra) ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.”
28:9 لَا تَقْتُلُوهُ عَسَىٰ أَنْ يَنْفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: “Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.
28:11 وَقَالَتْ لِأُخْتِهِ قُصِّيهِ فَبَصُرَتْ بِهِ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi. *
29:53 وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir.
39:25 كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi. *
39:55 مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce…
43:66 هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا السَّاعَةَ أَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Onlar (bu tavırlarıyla) ancak,  kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini beklemektedirler, hâlbuki bunun farkında değillerdir. *
49:2 أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Diyanet Meali: Yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.

أشْعَرَ : Fiil-IV. 

6:109 وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
Diyanet Meali: “O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?”
18:19 فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَدًا
Diyanet Meali: “…ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”

 أَشْعَارٌ : İsim. Çoğul. Tekili: شَعْرٌ  

16:80 وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَا أَثَاثًا وَمَتَاعًا إِلَىٰ حِينٍ
Diyanet Meali: Onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi.

شِعْرٌ : İsim.

36:69 وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ
Diyanet Meali: Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.  *

شَاعِرٌ : İsim. Çoğulu: شُعَرَاءُ

21:5 بَلْ قَالُوا أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ
Diyanet Meali: Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir..” dediler.
26:224 وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ
Diyanet Meali: Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. *
37:36 وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُو آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ
Diyanet Meali: “Biz, deli bir şair için ilâhlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı. *
52:30 أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ
Diyanet Meali: Yoksa onlar, “O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz” mu diyorlar?  *
69:41 وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ
Diyanet Meali: O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!  *

شَعَائِرُ : İsim. Çoğul. Tekili: شَعِيرَةٌ

2:158 إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ
Diyanet Meali: Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. 
5:2 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ
Diyanet Meali: Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, … sakın saygısızlık etmeyin.
22:32 ذَٰلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ
Diyanet Meali: Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır.  *
22:36 وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ
Diyanet Meali: Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. 

مَشْعَرٌ : İsim.

2:198 فَإِذَا أَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ
Diyanet Meali:  Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin.  

شِعْرَى : Özel isim.

53:49 وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَىٰ
Diyanet Meali: Şüphesiz O, Şi’râ’nın  Rabbidir.  *