KÖK HARFLER: ض ر ب
ANLAM:
ضَرَبَ : Bir kişiye veya şeye çarpmak, cezasını vermek, vurmak ya da dövmek.
AÇIKLAMA:
ضَرْبٌ : Bir nesneyi başka bir nesnenin üzerine düşürmek. ضَرْبٌ’ın yani vurmanın -bir şeye elle, sopayla, kılıçla vb bir şeyle vurma gibi- farklı şekillerde gerçekleştiği düşünülerek, bununla ilgili tefsirler, açıklamalar da farklı şekillerde yapılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ : Vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına (8/12); فَضَرْبَ الرِّقَابِ : Boyunlarını vurun (47/4); فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا : Sığırın bir parçasıyla ona vurun dedik (2/73); وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى إِذِ اسْتَسْقَاهُ قَوْمُهُ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ : Kavmi kendisinden su isteyince, Musa’ya, Asanı taşa vur! diye vahyettik (7/160); فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ : Üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu (37/93); فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ : Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nice olur? (47/27).
ضَرْبُ اْلأَرْضِ بِالْمَطَرِ : Bulutun yeri yağmurla vurması.
“Çekiçle vurma” göz önünde bulundurularak, “dirhem veya para basmaya” ضَرْبُ الدَّرَاهِمِ denmiştir. Ayrıca “sikke damgasının etkisi” göz önünde bulundurularak “dirhem veya para basmaya” طَبْع da denmiştir. “Seciye, yani tabiat veya mizaç” da buna benzetilmiş ve ona ضَرِيبَة ve طَبِيعَة denmiştir.
اَلضَّرْبُ فِي اْلأرْضِ : Yeryüzünde veya bir yerde gitme, yolculuk etme. Giderken, yolculuk ederken yere ayaklarla vurulmasından dolayı böyle kullanılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ : Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman (4/101); يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا : Ey mü’minler, yolculuğa çıkan ya da savaşa katılan kardeşleri hakkında Eğer onlar yanımızda olsalardı ölmezler ya da öldürülmezlerdi diyen kâfirler gibi olmayınız (3/Âl-i İmrân 156). Yine şöyle buyurmuştur: لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ : Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşmaya güç yetirmeyen yoksullara verin (2/273). Şu ayetteki ifade de buradan gelir: وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى : Andolsun ki biz Musa’ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da size yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik (20/77).
“Çekiçle vurmaya” (اَلضَّرْبُ بِالْمِطْرَقَةِ) benzetme yapılarak “erkek deve dişi deve ile çiftleşti” anlamında ضَرَبَ الْفَحْلُ اَلنَّاقَةَ denmiştir. Bu bakımdan senin yine “çekiçle vurmaya” benzetme yaparak “erkek deve dişi deve ile çiftleşti” anlamında طَرَقَ الْفَحْلُ اَلنَّاقَةَ demene benzer.
ضَرْبُ الْخَيْمَةِ : Çadır kurmak. Çadır kurulurken kazıklarına çekiçle vurulduğu için böyle denmiştir. Yüce Allah, çadır kurulmasına benzetme yaparak şöyle buyurmuştur: ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُو : Nerede bulunurlarsa bulunsunlar; üzerlerine zillet vurulmuştur (3/112). Yani “zillet, horluk veya hakirlik onları, çadırın, üzerine kurulduğu kişiyi bürüdüğü gibi, bürünmüştür.” Şu sözünde de bu çerçevedededir: وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ : Üzelerine miskinlik vuruldu (3/112). Şu sözünde buradan müteardır: فَضَرَبْنَا عَلَى آَذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا : Bunun üzerine yıllarca mağarada kulakları üzerine vurduk (18/11). Şöyle buyurmuştur: فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ : Aralarına kapısı olan bir duvar çekilir (57/Hadîd 13).
ضَرْبُ الْعُودِ وِالنَّايِ وَالْبُوقِ : Ut, ney ve boru çalmak. Burada son ikisinde vurma işi nefesle gerçekleşir .
ضَرْبُ اللَّبَنِ بَعْضِهِ عَلَى بَعْضٍ : Sütü birbirine vurma. Buradaki vurma işi ise, karıştırma şeklinde olur.
ضَرْبُ الْمَثَلِ sözü ضَرْبُ الدَّرَاهِمِ (dirhem, para basma) kullanımından gelir. “Etkisi başkasında zuhur eden bir şeyi zikretmek” demektir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: …ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً عَبْداً مَمْلُوكاً “Allah şunu bir mesele yapmıştır…”( 16/75). Yine şöyle buyurmuştur: وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ : Onlara iki adamın örneğini ver (18/32); ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ أَنْفُسِكُمْ : Allah, size kendinizden bir misâl verdi (30/28); وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآَنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ : Andolsun, biz bu Kur’ân’da insanlar için her türlü misal verdik (30/58); وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ : Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar (43/57); مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًا : Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar (43/58); وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا : Onlara dünya hayatının misalini ver (18/45); أَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفِينَ : Haddi aşan bir toplumsunuz diye müsamaha gösterip/yüz çevirip ilâhî mesajı size iletmekten vaz mı geçelim? (43/5).
مُضَارَبَةٌ : Bir tür ortaklık.
مُضَرَّبَةٌ : Dikilirken kendisine çokça vurulan şey, yorgan vb bir şey.
تَضْرِيبٌ : Kışkırtmak, tahrik etmek, teşvik etmek veya gayrete getirmek. Burada sanki kışkırtılanın vb. “yeryüzünde ya da bir yerde uzaklaşarak gitmek, yolculuk etmek” anlamına gelen ضَرْبٌ’a teşvik edildiği söylenmek istenir.
اِضْطِرَابٌ : Farklı farklı yönlerde çok gitme. اَلضَّرْبُ فِي اْلأَرْضِ (yeryüzünde veya bir yerde gitme, yolculuk etme) kullanımından gelir.
اِسْتِضْرَابُ النَّاقَةِ : Dişi devenin, erkek devenin kendisi ile çiftleşmesini istemesi, kızışması. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
(geniş zaman يَضْرِبُ mastar isim ضَرْبٌ):
ضَرَبَهُ : O kişiye veya şeye çarptı, cezasını verdi, vurdu ya da dövdü.
ضَرَبَ بِهِ : O şeyle o kişiye veya şeye çarptı.
اَلضَّرْبُ : Ragıp’a göre, bir şeyin başka şeye saldırtılması, şiddetle saldırtılması, manasına gelmektedir.
ضَرَبْتُ عُنُقَهُ : Başını uçurdum.
ضَرَبَ مَثَلًا : Bir örnek veya misal ortaya koydu, meydana getirdi, öne sürdü.
ضَرَبَ بِهِ مَثَلًا : O kişiyi veya şeyi bir misal mevzusu veya mesel yaptı, ona dair bir misal öne sürdü ya da ortaya koydu.
ضَرَبَ لَهُ اَجَلًا : Onun için bir mühlet belirledi ya da saptadı (جَعَلَ ).
ضَرَبَ لَهُمْ طَرِيقًا : Onlar için bir yol açtı.
ضَرَبَ الْخَيْمَةَ : Çadırı kurdu ya da dikti.
ضُرِبَ بَيْنَهُمْ : Aralarına bir duvar çekildi.
ضَرَبَ الْجِزْيَةَ عَلَيْهِمْ : Onları haraca bağladı.
ضَرَبَ فِى الْاَرْضِ اَوْ فِى سَبِيلِ اللّٰهِ غَازِيًا اَوْ تَاجٍرًا : Allah’ın (c.c.) yolunda bir mücahit olarak sefere çıktı ve yeryüzünde bir tüccar olarak dolaştı.
ضَرَبَ عَنْهُ : O kişi veya şeyden uzak durdu.
ضَرَبَ عَلَى اُذُنِهِ : Onun duymasını engelledi.
ضَرَبْنَا عَلَى اٰذَانِهِمْ : Onların dinlemesini veya duymasını engelledik.
ضَرَبَ عَلَى اٰذَانِهِمْ اَوْ ضَرَبَ النَّوْمَ عَلَى اٰذَانِهِمْ : Kulaklarını kapatarak üzerlerine uyku yağdırdı ve böylece uyudular ve uyanmadılar.
ضَرَبَ الصَّلَاةَ : Namazını gözetti.
ضَرَبَ الدَّهْرُ بَيْنَنَا : Zaman bizi ayırdı.
ضَرَبَ اللَّيْلُ عَلَيْهِمْ : Gece onlar için uzadı.
ضَرَبَ عَلَى الْمَكْتُوبِ : Zarfı mühürledi.
ضَرَبْنَا عَلَى اٰذَانِهِمْ hiçbir şey duyamasınlar diye kulaklarını mühürledik, manasına da gelebilir.
ضَرَبَ الزَّمَانُ : Zaman geçti.
ضَرَبَ الْعَقْرَبُ : Akrep soktu.
ضُرِبَ بِبَلِيَّةٍ : Bir imtihan veya belaya yakalandı.
ضَرَبَ كَلْبَهُ عَلَى الصَّيْدِ : Avlanma amacıyla köpeğini eğitti.
ضَرْبٌ (mastar isim): Vurma; seyahat etme, dolaşma veya yolculuk etme.
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا : Aniden onlara vurmaya başladı.
ضَرْبٌ bir şeyin veya bir kimsenin bir cinsi, türü veya benzeri, manasına da gelmektedir (çoğul hali ضُرُوبٌ).
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama | |
| ضَرَبَ | fiil-I | 55 | Vurdu, (ْعَن) harf-i ceri ile; kaldırdı, vazgeçti, misal getirdi, kuşattı, yürüyüşe geçti | 8/12 | Meçhulü: ضُرِبَ |
| ضَرْبٌ | isim | 3 | Vurmak | 37/93 | |
| Toplam | 58 |
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Darb | ضَرْب | 1: Vurma, vuruş, çarpmak. 2: Nev, cins. 3: Benzer, nazir. 4: Eti hafif. | Darb-ı mesel |
| Darbe | ضَرْبَة | Vuruş, vurma, çarpma. |
|
| Madrûb | مَضْرُوب |
Vurulmuş. Dövülmüş. Çarpılmış. Darbolunmuş. Basılmış. Damgalanmış.
| Çoğul: Madrûbât |
| Madreb (Madrıb) | مَضْرَب | Darb edilecek, vurulacak yer. | Çoğulu: Madârib |
| Madribe | مَضْرِبَة | Kılıcın çalım yeri, ağzı. |
|
| Mıdrâb (Mızrâb) | مِضْرَاب | Saz zahmesi. (Onunla saz çalarlar). |
|
| Mudârabe | مُضَارَبَة | Ortaklık. |
|
| Iztırâb | اِضْطِرَاب | Acı, elem, sıkıntı, vesvese, azab. |
|
| Muztarib | مُضْطَرِب | Sıkıntılı. Iztırab çeken. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
ضَرَبَ : Fiil-I. Meçhulü: ضُرِبَ
| 2:26 | إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا |
| Diyanet Meali: | Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. |
| 2:60 | وَإِذِ اسْتَسْقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ |
| Diyanet Meali: | Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik. |
| 2:61 | وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَاءُوا بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ |
| Diyanet Meali: | Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. |
| 2:73 | فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَٰلِكَ يُحْيِي اللَّهُ الْمَوْتَىٰ |
| Diyanet Meali: | “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir. |
| 3:112 | ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا |
| Diyanet Meali: | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, (Allah’ın ve mü’min insanların güvencesine sığınmadıkça) kendilerini zillet kaplamıştır. |
| 3:112 | وَبَاءُوا بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ |
| Diyanet Meali: | Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. |
| 3:156 | إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا |
| Diyanet Meali: | (Kardeşleri) sefere veya savaşa çıktığında (onlar hakkında), “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” (diyen inkârcılar gibi olmayın). |
| 4:34 | فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ |
| Diyanet Meali: | (Evlilik yükümlülüklerini reddederek başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara) öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. |
| 4:94 | يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَتَبَيَّنُوا |
| Diyanet Meali: | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. |
| 4:101 | وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ |
| Diyanet Meali: | Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit (kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız), namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. |
| 5:106 | إِنْ أَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَأَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ |
| Diyanet Meali: | Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse… |
| 7:160 | وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ إِذِ اسْتَسْقَاهُ قَوْمُهُ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ |
| Diyanet Meali: | (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. |
| 8:12 | فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ |
| Diyanet Meali: | “Şimdi vurun boyunlarının üstüne.” |
| 8:12 | وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ |
| Diyanet Meali: | “Vurun, onların bütün parmaklarına.” |
| 8:50 | وَلَوْ تَرَىٰ إِذْ يَتَوَفَّى الَّذِينَ كَفَرُوا الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُم |
| Diyanet Meali: | Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura canlarını alırken bir görseydin. |
| 13:17 | كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ |
| Diyanet Meali: | İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. |
| 13:17 | كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ |
| Diyanet Meali: | İşte Allah, böyle misaller verir. |
| 14:24 | أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ |
| Diyanet Meali: | Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz, kökü sağlam, dalları göğe yükselen) güzel bir ağaç gibidir. |
| 14:25 | وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ |
| Diyanet Meali: | Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. |
| 14:45 | وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْأَمْثَالَ |
| Diyanet Meali: | “Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” |
| 16:74 | فَلَا تَضْرِبُوا لِلَّهِ الْأَمْثَالَ إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ |
| Diyanet Meali: | Artık Allah’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz. * |
| 16:75 | ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَيْءٍ |
| Diyanet Meali: | Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, (kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi) misal verir. |
| 16:76 | وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَيْءٍ |
| Diyanet Meali: | Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez… |
| 16:112 | وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ آمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا |
| Diyanet Meali: | Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya (her taraftan) bolca rızık gelirdi. |
| 17:48 | انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا |
| Diyanet Meali: | Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık (doğru) yolu bulamazlar. * |
| 18:11 | فَضَرَبْنَا عَلَىٰ آذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا |
| Diyanet Meali: | Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık (Onları uyuttuk). * |
| 18:32 | وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ أَعْنَابٍ |
| Diyanet Meali: | Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiştik. |
| 18:45 | وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ |
| Diyanet Meali: | Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir… |
| 20:77 | أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا |
| Diyanet Meali: | “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. (Yakalanmaktan korkmaksızın), endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” (diye vahyettik). |
| 22:73 | يَا أَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ |
| Diyanet Meali: | Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. |
| 24:31 | وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ |
| Diyanet Meali: | Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. |
| 24:31 | وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ |
| Diyanet Meali: | Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. |
| 24:35 | وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. |
| 25:9 | انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar. * |
| 25:39 | وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْأَمْثَالَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا |
| Diyanet Meali: | Bunların her birine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik. * |
| 26:63 | فَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ |
| Diyanet Meali: | Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. |
| 29:43 | وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ |
| Diyanet Meali: | İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar. * |
| 30:28 | ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ أَنْفُسِكُمْ |
| Diyanet Meali: | Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi. |
| 30:58 | وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. |
| 36:13 | وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. * |
| 36:78 | وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?” * |
| 38:44 | وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِهِ وَلَا تَحْنَث |
| Diyanet Meali: | “Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.” |
| 39:27 | وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik. * |
| 39:29 | ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا رَجُلًا فِيهِ شُرَكَاءُ مُتَشَاكِسُونَ |
| Diyanet Meali: | Allah, birbiriyle çekişen ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam (ile yalnızca bir kişiye ait olan bir köle adamı) örnek verdi. |
| 43:5 | أَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفِينَ |
| Diyanet Meali: | Haddi aşan bir topluluk oldunuz, diye vazgeçip Zikir’le (Kur’an’la) sizi uyarmaktan geri mi duralım? * |
| 43:17 | وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا |
| Diyanet Meali: | Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, (öfkesinden) yüzü simsiyah kesilir. |
| 43:57 | وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ |
| Diyanet Meali: | Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin, senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar. * |
| 43:58 | وَقَالُوا أَآلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًا |
| Diyanet Meali: | Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa İsa mı?” dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. |
| 47:3 | كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ |
| Diyanet Meali: | İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır. |
| 47:27 | فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ |
| Diyanet Meali: | Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken hâlleri nasıl olacak? * |
| 57:13 | فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ |
| Diyanet Meali: | Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, (onlar tarafındaki dış cihetinde ise azap) vardır. |
| 59:21 | وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ |
| Diyanet Meali: | İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz. |
| 66:10 | ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ كَفَرُوا امْرَأَتَ نُوحٍ وَامْرَأَتَ لُوطٍ |
| Diyanet Meali: | Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. |
| 66:11 | وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ آمَنُوا امْرَأَتَ فِرْعَوْنَ |
| Diyanet Meali: | Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. |
| 73:20 | وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ |
| Diyanet Meali: | Bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını … (bilmektedir). |
ضَرْبٌ : İsim.
| 2:273 | لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. |
| 37:93 | فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ |
| Diyanet Meali: | Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi. * |
| 47:4 | فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ |
| Diyanet Meali: | Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. |