ض ر ر

KÖK HARFLER: ض ر ر

ANLAM: 

ضَرَّ : Bir kişi veya şeye zarar vermek, ziyan vermek, incitmek, zarara uğratmak.

AÇIKLAMA:

ضُرٌّ : Kötü hal. Bu kötü hal 

  1. Ya kişinin nefsinde olur. Nedeni ilim, bilgi, fazilet ve iffet azlığıdır. 
  2. Ya bedeninde olur. Bunun nedeni herhangi bir organının olmaması, bir noksanlık, eksikliktir. 
  3. Ya da mal, itibar, değer, makam veya mevki azlığı, düşüklüğü gibi zahire ait bir haletinde, vaziyetinde olur. 

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ : Kendisindeki sıkıntıyı giderdik (21/84). Burada kötü halin her üç türünün kastedilmiş olması da muhtemeldir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ الضُّرُّ : İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman (10/12); فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَنْ لَمْ يَدْعُنَا إِلَى ضُرٍّ مَسَّهُ : Biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider (10/12).

“Ona bir ضُرٌّ getirdi” anlamında ضَرَّهُ ضُرًّا denir. 

Şu sözüne gelince: لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى : Size ezadan başka hiçbir zarar veremezler (3/Âl-i İmrân 111). Burada, “diğer taraftan kendilerine ulaşacak zararın azlığıyla” ilgili onların dikkatlerini çekmekte ve şu sözünde olduğu gibi “kendilerine erişecek bir zarara karşı onlara güvence vermektedir”: وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا : Eğer sabreder ve Allah’tan korkarsanız, onların hilesi size hiçbir zarar veremez (3/120); وَلَيْسَ بِضَارِّهِمْ شَيْئًا إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ : Şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar veremez (58/10); وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ : Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar veremezlerdi (2/102). 

Yine şöyle buyurmuştur: وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ : Onlar kendilerine zarar verip fayda vermeyen şeyleri öğreniyorlardı (2/102).

Şu sözlerine gelince: يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ : Allah’tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere tapar (22/12); يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ : Kendisine zararı faydasından daha yakın olana tapar (22/13).

Birinci ile “kasıt ve irade sonucunda gerçekleşen zarar ve fayda” kastedilmektedir. Cansız olmasından dolayı onun bu hususta ne bir zarara ne de bir faydaya kast edemeyeceğine, yönelemeyeceğine dikkatleri çekmek için böyle buyurmuştur. İkincide ise, ondan yardım dilemenin ve ona ibadet etmenin sonucunda doğacak ve kişinin başına gelecek şeyleri kastetmektedir, yoksa onun kendi kastıyla vereceği türden bir zararı ya da faydayı değil.

ضَرَّاءٌ kelimesi سَرَّاءٌ ve نَعْمَاءٌ kelimelerinin mukabili olarak ve ضَرٌّ kelimesi ise نَفْعٌ kelimesinin mukabili olarak kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ : Eğer kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona bir mutluluk tattırırsak (11/10); وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آَلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُورًا : Müşrikler Allah’ı bir yana bırakarak hiç bir şey yaratamayan kendileri birer yaratık olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda dokunduramayan; öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltmeye güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler (25/3).

“Gözünü kaybetmiş kimseden” kinayeli olarak رَجُلٌ ضَرِيرٌ denir.

ضَرِيرُ الْوَادِي : Vadinin ya da derenin, suyun zarar verdiği kıyısı.

ضَرِيرٌ : Verdiği zarar karşılığında aynı şekilde kendisine zarar verilen (مُضَارٌّ). Fiil olarak “verdiği zarara karşılık ona zarar verdim” anlamında ضَارَرْتُهُ şeklinde kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلاَ تُضَارُّوهُنَّ : Onlara zarar vermeyin (65/6). 

Şu sözüne gelince: وَلَا يُضَارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ : Ne yazana ne de şahitlik edene zarar verilmesin (2/282). Buradaki يُضَارَّ fiilinin 

  1. Faile isnat edilmiş olması mümkündür. Bu durumda sanki Yüce Allah لاَ يُضَارِرْ “zarar vermesin” demiş olur. 
  2. Mefule isnad edilmiş olması da mümkündür. Bu durumda ise “şahitliğini yapmaya çağrılarak sanatından ve geçiminden meşgul edilip ona zarar verilmesin (لاَ يُضَارَرْ)” denmiş olur.

Şu sözüne gelince: لَا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا : Hiçbir anne, çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın (2/233). Eğer تُضَارَّ fiilindeki ر harfi merfu okunursa lafzı haber, anlamı emir olur. Eğer fethalı okunursa, bu durumda bir emir olur.

Şöyle buyurmuştur: وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا : Haklarını ihlâl edip zarar vermek için boşanan kadınları alıkoymayın (2/231).

ضَرَّةٌ kelimesi temelde فَعْلَةٌ veznindedir, “zarar veren kadın” anlamına gelir. “Aynı adamın evlilik bağı altında olan iki kadından her biri” ضَرَّةٌ olarak adlandırılmıştır. Onları böyle adlandırmalarının nedeni “kadınlardan (her) birinin diğerine zarar verdiğine inanmalarıdır”. Onların bu düşüncelerinden dolayı, Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: لاَ تَسْأَلِ الْمَرْأَةُ طَلاَقَ أُخْتِهَا لِتَكْفِئَ مَا فِي صَحْفَتِهَا “Bir kadın, çanağı içindekiler eğilip ya da yüzüstü çevrilip kendi çanağına dökülsün diye kız kardeşinin boşanmasını istemesin.”

ضِرَارٌ : Bir eşin üstüne bir başka eş, kuma getirerek evlenme. 

رَجُلٌ مُضِرٌّ : İki ya da daha fazla eşe sahip adam.

اِمْرَأَةٌ مُضِرَّةٌ : Bir ضَرَّة’si yani kuması olan kadın. 

اِضْطِرَارٌ : Bir insanı, kendisine zarar verecek (يَضُرُّهُ) bir işi yapmaya zorlamak, mecbur etmek. Yaygın kullanımda ise “onu hoşlanmadığı, kerih, iğrenç veya nahoş gördüğü bir işi yapmaya zorlamak, mecbur etmek” anlamına gelir. Bu ise, iki çeşittir:

Birincisi: Dıştan bir sebebin zorlaması, mecbur etmesi. Mesela bir işi boyun eğip yapması için ya da yapıncaya kadar dövülen veya tehdit edilen ya da zor kullanılarak, cebren bir işi yapmaya zorlanan bir kişi gibi. Yüce Allah’ın şu sözü bu anlama hamledilmiştir: وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ : İnkâr edeni az bir müddet geçindirir, sonra onu cehennem azabına zorlarım (2/126); نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَى عَذَابٍ غَلِيظٍ : Onları biraz yaşatırız, sonra ağır bir azaba zorlarız (31/24).

İkincisi: İçten bir sebebin zorlaması, mecbur etmesi. Bu ise, 

  1. Ya sahip olduğu -def edilmesi kişiyi ölüme götürmeyecek olan- bir kuvvenin onu zorlaması ile olur. Mesela kendisine şarap içme ya da kumar oynama arzusunun baskın geldiği bir kişi gibi. 
  2. Ya da def edilmesi kişiyi ölüme götürecek olan bir kuvvenin kendisini zorlaması ile olur. Mesela açlığı çok şiddetlenip murdar et yemek zorunda kalan bir kişi gibi. Yüce Allah’ın şu sözü de bu çerçevededir: إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ : Allah size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanın etini kesinlikle haram kıldı. Fakat darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bu etlerden yemek günâh değildir (2/173); فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِإِثْمٍ : Açlıktan darda kalan, günâha kaymaksızın (yasak etlerden) yiyebilir (5/3).

Şu sözüne gelince: أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ : Ya da kendisine dua ettiği zaman darda kalana icabet eden, içinde olduğu sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Ne kadar da az düşünüyorsunuz (27/62). Bu sözü zikredilenlerin tümünü kapsar.

ضَرُورِيٌّ kelimesi ise, üç anlamda kullanılır:

Birincisi: İhtiyari değil de zorla ve cebren olan. Mesela şiddetli bir rüzgarın hareket ettirdiği ağaç gibi.

İkincisi: Bir şeyin varlığının kendisine bağlı olduğu şey. Mesela bedenin korunmasında insan için zaruri, zorunlu olan gıda gibi.

Üçüncüsü: “Farklı bir durumda olması mümkün olmayanı” ifade etmek için kullanılır. Mesela اَلْجِسْمُ الْوَاحِدُ لَا يَصِحُّ حُصُولُهُ فِي مَكَانَيْنِ فِي حَالَةٍ وَاحِدَةٍ بِالضَّرُورَةِ (Aynı cismin aynı durumda iki ayrı yerde bulunması zaruri, zorunlu olarak mümkün değildir.) 

Ayrıca ضَرَّةٌ kelimesinin “parmak ucunun kök kısmı”, “memenin kökü” ve “kıçtan, sağrıdan sarkan yağ” anlamına geldiği söylenmiştir. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

ضَرَّ (geniş zaman يَضُرُّ mastar isim ضَرٌّ ve ضُرٌّ):

ضَرَّ فُلَانًا اَوْ بِفُلَانٍ : O kişi veya şey, o kişi veya şeye zarar verdi, ziyan verdi, incitti ya da zarara uğrattı (zıt anlamlısı: نَفَعَهُ).

ضَارَّهُ (mastar isimler مَضَارَّةٌ ve ضِرَارٌ ): Ona zarar verdi, ona ziyan verdi, onu zarara uğrattı (eşanlamlısı: ضَرَّ), yahut karşılığında zarar veya ziyana uğratıldı; ona karşı koydu.

لَا ضَرَرَ وَ لَا ضِرَارَ فِى الْاِسْلَامِ : İslam’da zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.

اِضْطَرَّهُ اِلَى كَذَا : O şey veya kişi, onu böyle bir şeye başvurmaya sürükledi.

مُضْطَرٌّ : İsteği dışında bir şey yapmak zorunda bırakılan kişi, mazlum biri; zarar görmüş biri.

اَلضَّرُّ وَ الضُّرُّ وَ الضَّرَرُ : Zarar, ziyan, ıstırap, hasar (zıt anlamlısı نَفْعٌ); kötü bir hal veya koşul; yoksulluk veya fiziksel rahatsızlık; bir şeyin başına gelen arıza, eksiklik veya kayıp; darlık veya yokluk.

اَلضُّرُّ rahatsızlık veya zayıflık, manasına da gelmektedir.

ضَارٌّ (ismi fail) : Zarar verme, ziyan verme; zarar, ziyan veren kişi.

مُضَارٌّ : Ziyan, zarar veren kişi; ziyan verme, zarar verme, incitme.

اَلضَّرَاءُ : (zıt anlamlısı: اَلسَّرَّاءُ) Acıklı bir hal veya durum, güçlük, sıkıntı, durumun veya geçim yolunun veya yaşama dair rahatlıkların yokluğu (شِدَّةٌ ); aynı zamanda şu şekilde بَاْسَاءُ . Fakat بَاْسَاءُ mala istinaden yoksulluktur. ضَرَاءُ ise hem kişilere hem mala istinaden ziyan veya kayıp şeklinde ilgili olandır. Kuraklık veya şiddetli kuraklık.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


TürAdetAnlamÖrnekAçıklama
ضَرَّfiil-I19Zarar verdi, ziyana soktu10/106
ضَارَّfiil-III3Zarara soktu65/6Meçhul Muzari: يُضَارُّ
اِضْطَرَّfiil-VIII7Maruz bıraktı, çarptırdı, zorladı16/115Meçhul: اُضْطُرَّ
ضَرَّاءُisim9Şiddet, darlık, zorluk11/10
ضَرٌّisim10Zarar vermek, ziyana sokmak10/49
ضَرَرٌisim1Zarar, ziyan4/95
ضُرٌّisim19Zarar vermek, ziyana sokmak10/12
ضَارٌّisim2Zarar verici58/10
ضِرَارٌisim2Zarara sokmak, zarara uğratmak9/107
مُضَارٌّisim1Zarara sokan4/12
مُضْطَرٌّisim1Maruz bırakılan, darda kalan27/62

Toplam74


BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

  • ضَرَّ
  • ضَارٌّ
    • مُؤْذٍ > bak: أ ذ ي
    • مُضِرٌّ > bu kök
  • ضُرٌّ
  • ضَرُورَةٌ
    • لُزُومٌ > bak: ل ز م
    • حَاجَةٌ > bak: ح و ج
    • مَأْرَبٌ > bak: أ ر ب
    • اِضْطِرَارٌ > bu kök
  • ضَرُورِيٌّ
  • ضَرَّاءُ

Zıt Manada Kelimeler

AÇIKLAMA:

DARRÂ’ ile BE’SÂ’ kelimeleri arasındaki fark

( ض ر رب أ س )

Darrâ’, açık olan, görünen zarar, ziyan demektir. Be’sâ’, korkuyla birlikte olan darrâ’dır yani zarar, ziyandır. Bünyesinde korku ve endişe barındırdığı için harbe “be’s” denilmiştir. Bâis, kendisinde be’s (şiddet korkusu) veya bu’s (fakirlik, zayıflık korkusu) ârız olmuş kimse demektir.  (Farklar Sözlüğü 288) Bknz: ( ب أ س )

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Zarr ضَرّ Zarar.
Zârr ضَارّ Zarar veren. Zararlı.
Zarrâ (Darrâ) ضَرَّاء Şiddet, mihnet. Bela. Naks. Ziyan. Sıkıntı.
Zarar ضَرَر Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat. Çoğulu: Mazarrât
Zırâr ضِرَار Karşılıklı zarar verme.
Azarr أَضَرّ Çok zararlı.
Zaruri ضَرُورِى Zorunlu.
Zarûret ضَرُورَة Zorunluluk. Sıkıntı.
Mazarrat مَضَرَّة Zarar. Zarara uğrama. Çoğulu: Mazârr
Tazrîr تَضْرِير Zarar vermek. Zarara uğratmak.
Izrâr إِضْرَار Zarar verme, zarara sokma.
Muzır مُضِرّ Zararlı.
Tazarrur تَضَرُّر Zarar ve ziyana uğrama.
Mutazarrır مُتَضَرِّر Zarar ve ziyana uğrayan, zarar görmüş olan.
Iztırâr اِضْطِرَار Çaresiz olmak. Mecburiyet. İhtiyaç.
Muztarr مُضْطَرّ Zorlanmış. Cebr olunmuş. 

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

ضَرَّ : Fiil-I

2:102وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ
Diyanet Meali:(Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı.
3:111لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ
Diyanet Meali:Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar.
3:120وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا
Diyanet Meali:Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez.
3:144وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا
Diyanet Meali:Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez.
3:176إِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا
Diyanet Meali:Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler.
3:177إِنَّ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا
Diyanet Meali:İman karşılığında küfrü satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler.
4:113وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍ
Diyanet Meali:Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler.
5:42وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا
Diyanet Meali:Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler.
5:105عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ
Diyanet Meali:Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez.
6:71قُلْ أَنَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا
Diyanet Meali:De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım?”
9:39وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئًا
Diyanet Meali:Ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz.
10:18وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ
Diyanet Meali:Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar.
10:106وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَ
Diyanet Meali:“Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma.”
11:57وَيَسْتَخْلِفُ رَبِّي قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْئًا
Diyanet Meali:“Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz.”
21:66قَالَ أَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْئًا وَلَا يَضُرُّكُمْ
Diyanet Meali:İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?” *
22:12يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ
Diyanet Meali:O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere tapar.
25:55وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ
Diyanet Meali:Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine ne faydası ne de zararı dokunan şeylere kulluk ederler.
26:73أَوْ يَنْفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
Diyanet Meali:“Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?” *
47:32وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَىٰ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا
Diyanet Meali:(İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar) ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelenler hiçbir şekilde Allah’a zarar veremezler.

ضَارَّ : Fiil-III. Meçhul Muzari: يُضَارُّ (Malum ile aynı)

2:233لَا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِهِ
Diyanet Meali:Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın.
2:282وَأَشْهِدُوا إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلَا يُضَارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ
Diyanet Meali:Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.
65:6وَلَا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ
Diyanet Meali:Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın.

اِضْطَرَّ : Fiil-VIII. Meçhul: اُضْطُرَّ

2:126وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَىٰ عَذَابِ النَّارِ
Diyanet Meali:“İnkâr edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım.”
2:173فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ
Diyanet Meali:Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur.
5:3فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Diyanet Meali:Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
6:119وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ
Diyanet Meali:Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken…
6:145فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Diyanet Meali:“Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
16:115فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Diyanet Meali:Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
31:24نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَىٰ عَذَابٍ غَلِيظٍ
Diyanet Meali:Biz, onları (dünyada) biraz yararlandırırız. Sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz. *

ضَرَّاءُ : İsim. 

2:177وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ
Diyanet Meali:(Asıl iyilik) … zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin (tutum ve davranışlarıdır).
2:214مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا
Diyanet Meali:(Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar) darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı.
3:134الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ
Diyanet Meali:Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, (insanları affedenlerdir).
6:42وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَىٰ أُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ
Diyanet Meali:Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler. Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye) onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.
7:94إِلَّا أَخَذْنَا أَهْلَهَا بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ
Diyanet Meali:(Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki karşı çıkmaktan vazgeçip, yalvarıp yakarsınlar diye) ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.
7:95وَقَالُوا قَدْ مَسَّ آبَاءَنَا الضَّرَّاءُ وَالسَّرَّاءُ فَأَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً
Diyanet Meali:“Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, (farkında değillerken) onları ansızın yakaladık.
10:21وَإِذَا أَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُمْ إِذَا لَهُمْ مَكْرٌ فِي آيَاتِنَا
Diyanet Meali:Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır.
11:10وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّئَاتُ عَنِّي
Diyanet Meali:Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, “Kötülükler benden gitti” diyecektir.
41:50وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَٰذَا لِي
Diyanet Meali:Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka “Bu benim hakkımdır” der.

ضَرٌّ : İsim. 

5:76قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا
Diyanet Meali:(Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz?”
7:188قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ
Diyanet Meali:De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim.”
10:49قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي ضَرًّا وَلَا نَفْعًا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ
Diyanet Meali:De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim.”
13:16قُلْ أَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا
Diyanet Meali:De ki: “O’nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?”
20:89أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا
Diyanet Meali:Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi? *
22:13يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ
Diyanet Meali:Zararı faydasından daha yakın olana tapar.
25:3وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا
Diyanet Meali:Kendilerine fayda ve zararları dokunmayan … (ilâhlar edindiler).
34:42فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا
Diyanet Meali:İşte bugün birbirinize ne fayda ne de zarar verebilirsiniz.
48:11قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا
Diyanet Meali:De ki: “Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter?”
72:21قُلْ إِنِّي لَا أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا
Diyanet Meali:De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.” *

ضَرَرٌ : İsim. 

4:95لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ
Diyanet Meali:Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, (Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler) eşit olamazlar.

ضُرٌّ : İsim.

6:17وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ
Diyanet Meali:Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur.
10:12وَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَائِمًا
Diyanet Meali:İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder.
10:12فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَنْ لَمْ يَدْعُنَا إِلَىٰ ضُرٍّ مَسَّهُ
Diyanet Meali:Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider.
10:12فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَنْ لَمْ يَدْعُنَا إِلَىٰ ضُرٍّ مَسَّهُ
Diyanet Meali:Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider.
10:107وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ
Diyanet Meali:Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O’ndan başka giderebilecek yoktur.
12:88فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ
Diyanet Meali:Bunun üzerine (Mısır’a dönüp) Yûsuf’un yanına girdiklerinde, “Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu.” dediler.
16:53وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللَّهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْأَرُونَ
Diyanet Meali:Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız. *
16:54ثُمَّ إِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
Diyanet Meali:Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. *
17:56فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنْكُمْ وَلَا تَحْوِيلًا
Diyanet Meali:“Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”
17:67وَإِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ إِلَّا إِيَّاهُ
Diyanet Meali:Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır.
21:83وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Diyanet Meali:Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti. *
21:84فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ
Diyanet Meali:Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Ona ailesini (ve onlarla beraber bir mislini daha) vermiştik.
23:75وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Diyanet Meali:Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı. *
30:33وَإِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُنِيبِينَ إِلَيْهِ
Diyanet Meali:İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler.
36:23إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا
Diyanet Meali:“Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz.”
39:8وَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا إِلَيْهِ
Diyanet Meali:İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır.
39:38إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ
Diyanet Meali:“Eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi?”
39:38إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ
Diyanet Meali:“Eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi?”
39:49فَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا
Diyanet Meali:İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır.

ضَارٌّ : İsim. İsm-i Fâil. 

2:102وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ
Diyanet Meali:Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi.
58:10وَلَيْسَ بِضَارِّهِمْ شَيْئًا إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ
Diyanet Meali:Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar verebilecek değildir.

ضِرَارٌ : İsim. Mastar. Mufâale Bâbı (III. Bâb). 

2:231وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا
Diyanet Meali:(Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın). Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın.
9:107وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ
Diyanet Meali:Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için (ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye) bir mescit yapanlar vardır.

مُضَارٌّ : İsim. İsm-i Fâil. Mufâale Bâbı (III. Bâb).  

4:12مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ
Diyanet Meali:(Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin  yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır.

مُضْطَرٌّ : İsim. İsim. İsm-i Mef’ûl. İfti’âl Bâbı (VIII. Bâb). 

27:62أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ
Diyanet Meali:Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, (sizi yeryüzünün halifeleri kılan) mı?