KÖK HARFLER: ع د و
ANLAM:
عَدَا:
1: Akmak. Kaymak. Aşmak. Koşmak.
2: Zulmetmek, tecavüz etmek.
AÇIKLAMA:
عَدْوٌ : Sınırı aşmak ve birleşmede, kaynaşmada uyuşmazlık, bağdaşmazlık. Kullanımında,
- Bazen “kalp” göz önünde bulundurulup “düşmanlık, husumet” anlamında عَدَاوَةٌ ve مُعَادَاة şekillerinde kullanılır.
- Bazen “yürüme” göz önünde bulundurulup “koşma” anlamında عَدْوٌ şeklinde kullanılır.
- Bazen “adaleti terk etme veya adaleti yerine getirmede ihmalkarlık gösterme” göz önünde bulundurulup zulmetme anlamında عُدْوَانٌ ve عَدْوٌ şekillerinde kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَا تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّوا اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ : Onların Allah dışında yalvardıkları putlara sövmeyiniz; sonra onlar da haksız yere bilmeksizin Allah’a söverler (6/108).
- Bazen de “yerleşilen, durulan bir yerin cüzleri” göz önünde bulundurulup “bir bölümü yüksek, bir bölümü alçak olan yere” عُدَوَاءُ denir. Mesela “cüzleri birbiriyle uyuşmayan yere” مَكَانٌ ذُو عُدَوَاءَ denir.
“Düşmanlık” anlamına gelen مُعَادَاةٌ kökünden “düşman adam ve adamlar” anlamında رَجُلٌ عَدُوٌّ ve قَوْمٌ عَدُوٌّ şekillerinde kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ : Birbirinize düşmansınız (20/123). Bazen de عَدُوٌّ kelimesinin çoğulu عِدًى ve أَعْدَاء şekillerinde getirilir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَيَوْمَ يُحْشَرُ أَعْدَاءُ اللَّهِ إِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ : Allah’ın düşmanları ateşe sürüldükleri gün toplanıp bir araya getirilirler (41/19).
عَدُوٌّ (düşman) iki kısma ayrılır:
Birincisi: Ya düşmanlık edenin düşmanlık etme kastı olduğundan dolayı düşmandır. Mesela: فَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ : Eğer öldürülen mü’min olmakla beraber size düşman olan bir toplumdan ise, mü’min bir köle azat etmek lâzımdır (4/92); وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ : İşte böylece Biz; her peygambere suçlulardan bir düşman kıldık (25/31). Bir başka ayette şöyle geçer: وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ : Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık (6/112).
İkincisi: Ya da düşmanlık edenin düşmanlık etme kastı olduğundan dolayı değil de kendisine onlardan -tıpkı düşmanlardan gelecek acılar, sıkıntılar sebebiyle incineceği tarzda kendisi sebebiyle incineceği- bir halin arız olmasından dolayı düşmandır. Mesela: فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ : O putlar, benim düşmanlarımdırlar. Benim tek dostum âlemlerin Rabbi olan Allah’tır (26/77). Çocuklarla ilgili şöyle buyurmuştur: وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ : Çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının/Onlara karşı dikkatli olun (64/14).
عَدْوٌ kökünden şöyle denir: فَعَادَى عِدَاءً بَيْنَ ثَوْرٍ وَنَعْجَةٍ : Yani “at vahşi öküzle inekten birini koşturduktan hemen sonra diğerini koşturdu.”
تَعَادَتِ الْمَوَاشِي بَعْضُهَا فِي إِثْرِ بَعْضٍ : Develer ya da davarlar birbirini ardınca öldü.
رَأَيْتُ عِدَاءَ الْقَوْمِ الَّذِينَ يَعْدُونَ مِنَ الرَّجَّالَةِ : Düşmana ilk hücum eden, koşan piyadeler gördüm.
اِعْتِدَاءٌ : Hakka tecavüz etmek, zulmetmek, haddi aşmak. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا : Haklarını ihlâl edip zarar vermek için boşanan kadınları alıkoymayın (2/231). Yine şöyle buyurmuştur: وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ : Kim Allah’a ve Peygamber’e karşı gelir, O’nun çizdiği sınırları aşarsa Allah onu, içinde ebedi olarak kalmak üzere Cehennem’e atar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır (4/14). Şu sözüne gelince: وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ : İçinizden cumartesi günü yasağını ihlâl edenleri elbette bilirsiniz (2/65). Böyle denmesinin nedeni “onların balıkları helal sayıp almalarıdır.”
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا : Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, onları aşmayın (2/229). Yine şöyle buyurmuştur: فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاءَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ : Kim de bundan başkasını ararsa; işte onlar, haddi aşanlardır (23/7); فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ : Kim bundan sonra haddi aşarsa, muhakkak onun için elem verici bir azap vardır (2/178); بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ : Hayır, siz sınırı aşan bir kavimsiniz (26/166). Burada geçen عَادُونَ kelimesi ya “hakka tecavüz eden, zulmeden” ya “düşmanlık eden” ya da “sınırı aşan” anlamındadır ki bu sonuncusu Arapların “sınırını aşıp başkasına geçti” anlamına gelen عَدَا طَوْرَهُ kullanımından gelir. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ : Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın; fakat haksız yere saldırmayın, çünkü Allah, saldırganları sevmez (2/190). Burada yasaklanan başlangıç tarzındaki saldırıdır yoksa gerçekleştirilmiş bir saldırıya karşılık verme tarzındaki bir saldırı değil. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَى عَلَيْكُمْ : Kim size saldırırsa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın (2/194). Yani “ona saldırdığı oranda mukabele ediniz ve haddi aştığı oranda ona karşı haddi aşınız.”
- Allah’ın şu sözünde “başlangıç tarzında olacak düşmanlık” kastedilmiştir: وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ : İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın, günâh ve haddi aşmada yardımlaşmayın (5/2).
- Şu sözünde “karşılık verme tarzında olan ve düşmanlığa başlamış olana karşı gösterilmesi uygun olan düşmanlık” kastedilmiştir: وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ : Fitne ortadan kalkıp Allah’ın dini tam anlamı ile egemen oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer yaptıklarına son verirlerse zalimlerden başkasına asla saldırılmaz (2/193); وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا : Kim zulüm ve saldırganlık yolu ile böyle yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız (4/30).
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ : Allah size leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur kalırsa, (başkasına) saldırmadan ve sınırı aşmadan (bunlardan) yemesinde bir günâh yoktur (2/173). غَيْرَ بَاغٍ yani “bir lezzet almak için sınırı aşmamak şartıyla…”; وَلَا عَادٍ yani “açlığı giderme sınırını da aşmamak şartıyla…” Ayrıca bunun “İmâma: öndere baş kaldırmamak ve günah işleyip Rablerine tevazu ve edeple itaat edenlerin yolundan uzaklaşmamak şartıyla…” anlamına geldiği de söylenmiştir.
عَدَا طَوْرَهُ : Onun sınırını aştı ve ondan başkasına geçti. “Fiilin geçişli olması” anlamına gelen تَعَدِّى kullanımı da buradan gelir. Nahivde تَعْدِيَةُ الْفِعْلِ ifadesi “fiilin anlamının faili aşıp mefule geçmesi” demektir.
مَا عَدَا كَذَا tabiri ise “istisnalarda” kullanılır. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: إِذْ أَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى : O gün siz, vâdinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler (8/42). Yani “Medine’ye yakınlık sınırının aşıldığı tarafta…” (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَدَا (geniş zaman يَعْدُو mastar isim عَدْوٌ ve عُدْوَانٌ ve عُدُوٌّ): Hızlıca koştu ve usulca koştu fakat çoğunlukla coşkulu bir biçimde koştu, manasına gelmektedir.
عَدَا الْمَاءُ : Su aktı.
عَدَاهُ : O şeyden geçti ve onu geride bıraktı; onun ötesine geçti, onu aştı ya da onu aşıp geçti.
عَدَا طَوْرَهُ : Meşru sınırını aştı. İmam Ragıp’a göre, اَلْعَدْوُ esasen geçişi ifade etmektedir; sınırı aşma, haddi aşma veya ötesine bir geçiş.
عَدَا عَلَيْهِ (mastar isimler عَدْوٌ ve عَدَاءٌ ve عُدُوٌّ ve عُدْوَانٌ ve عِدْوَانٌ ve تَعَدِّى) ve اِعْتَدَى : Ona karşı haksız, adaletsiz veya saldırgan bir şekilde davrandı, ona karşı meşru sınırı geçti, aştı.
اِعْتَدَى الْحَقَّ اَوْ عَنِ الْحَقِّ : Hakikat sınırlarını aştı.
اِعْتَدَى عَلَيْهِ : Ona karşı sınırı aştı; ona saldırdı ya da hücum etti.
اَلْاِعْتِدَاءُ makul veya meşru olanı aşmadır ve bu bazen ihlal bazense misilleme şeklindedir.
تَعَدَّى : (Haddi) aştı, (hududu) çiğnedi.
عُدْوَانٌ : Bariz bir biçimde haksız, adaletsiz veya saldırgan eylem.
لَا عُدْوَانَ عَلَىَّ = لَا سَبِيلَ عَلَىَّ : Benim günahım yok.
مُعْتَدٍ : Günahkar.
عَادَاهُ (mastar isim مُعَادَاةٌ ve عَدَاوَةٌ): Ona düşmanlıkla davrandı ya da yaklaştı.
عَادَى الشَّىْءَ : O şeyden uzaktaydı veya o hale geldi, o şeyi ondan uzaklaştırdı.
عَادَيْتُهُ (bazen) onunla koşuda yarıştım, anlamına gelmektedir.
عَدُوٌّ : Bir düşman (çoğul hali اَعْدَاءُ ). Hem tekil hem de çoğul olarak kullanılmaktadır.
عَدَاوَةٌ : Uzaklık, düşmanlık.
عُدْوَةٌ : Bir vadinin tarafı; bir taraf; yüksek bir yer; uzak bir yer; bir genişletme yeri.
اَلْعَادِى ya da عَادٍ (ismi fail): Düşman; günahkar; meşru sınırı aşan kimse.
عَادِيَةٌ (şu sözcüğün dişil hali: عَادٍ ) : Bir grup mücahit; mücahitlerin atları veya savaş atları; uzaklık ( عَادِيَاتٌ çoğul haldedir).
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama | |
| عَدَا | fiil-I | 3 | Aktı, kaydı, aştı, koştu; zulmetti, tecavüz etti | 18/28 | |
| عَادَى | fiil-III | 1 | Düşmanlık etti, düşman oldu | 60/7 | |
| تَعَدَّى | fiil-V | 3 | (Haddi) aştı | 2/229 | |
| اِعْتَدَى | fiil-VIII | 15 | (Haddi) aştı, zulmetti, hakka tecavüz etti | 2/190 | |
| عُدْوَةٌ | isim | 2 | Kenar, vadi yamacı, uzak mekan, yüksek yer, vadi yamacındaki kayalık, nehir kıyısı | 8/42 | |
| عُدْوَانٌ | isim | 8 | Zulmetmek, tecavüz etmek | 4/30 | |
| عَادٍ | isim | 6 | Zulmeden, hakka tecavüz eden, haddi aşan | 26/166 | |
| عَادِيَاتٌ | isim | 1 | Koşucular, koşturanlar (müennes çoğul) | 100/1 | Müzekker tekil: عَادِى – عَادٍ |
| مُعْتَدٌ | isim | 9 | Zulmeden, hakka tecavüz eden | 50/25 | |
| عَدَاوَةٌ | isim | 6 | Düşmanlık | 41/34 | |
| عَدُوٌّ | isim | 50 | Düşman | 28/15 | Çoğulu: أَعْدَاءُ |
| عَدْوٌ | isim | 2 | Zulmetmek, tecavüz etmek | 10/90 | |
| Toplam | 106 |
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- عَدَا (a)
- عَدَا (b)
- تَعَدَّى
- (تَعَدَّى (عَلَى
- ظَلَمَ > bak: ظ ل م
- عَادٍ
- عَدْوٌ
- عَدُوٌّ
- عُدْوَانٌ
Zıt Manada Kelimeler
- عَدَا (a)
- عَدَا (b)
- تَعَدَّى
- (تَعَدَّى (عَلَى
- عَادٍ
- عَدْوٌ
- عَدُوٌّ
- عُدْوَانٌ
AÇIKLAMA:
‘ADÂVET ile BİĞZA (BUĞZ) kelimeleri arasındaki fark
( ب غ ض – ع د و )
‘Adâvet (düşmanlık), yardım halinden uzaklaşmaktır ve zıddı olan velâyet, “yardıma koşmak” anlamına gelir. Biğza (buğz) ise, “küçümseme ve hafife alma” anlamına gelir. Zıddı olan muhabbet de, “büyütme ve yüceltme iradesi” manasındadır. (Farklar Sözlüğü 178) Bknz: ( ب غ ض )
‘ADÂVET ile ŞENEÂN kelimeleri arasındaki fark
( ش ن أ – ع د و )
‘Adâvet (düşmanlık), düşman olduğu şeye kötülük yapma iradesidir. Asıl itibariyle “meyl” anlamına gelir. Asıl itibariyle “mesafe” anlamına gelmesi de caizdir. Şeneân ise, geçmiş bir düşmanlığı sebebiyle bir başkasının davranışını ayıplama arzusudur. Şeneân aslında “adâvet” türü bir kelime değildir, ancak adâvetin sebebi olduğu için, ‘adâvet anlamında kullanılır. (Farklar Sözlüğü 179) Bknz: ( ش ن أ )
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Adv | عَدْو | Yelmek. Seğirtmek. |
| Adüvv | عَدُوّ | Düşman, hasım. |
| Udvân | عُدْوَان | Düşmanlık, haksızlık, zulüm. |
| A’dâ | أَعْدَاء | Düşmanlar. |
| Adâvet | عَدَاوَة | Düşmanlık. |
| Mâadâ | مَا عَدَا | -den başka, gayri. |
| Taaddî | تَعَدِّى | Saldırma. |
| Müteaddî | مُتَعَدِّى | Geçişli (Arapça gramer terimi). |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
عَدَا : Fiil-I.
| 4:154 | وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا |
| Diyanet Meali: | Yine onlara, “Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık. |
| 7:163 | وَاسْأَلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْت |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. |
| 18:28 | وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا |
| Diyanet Meali: | Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. |
عَادَى : Fiil-III.
| 60:7 | عَسَى اللَّهُ أَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةً |
| Diyanet Meali: | Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. |
تَعَدَّى : Fiil-V.
| 2:229 | وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ |
| Diyanet Meali: | Allah’ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir. |
| 4:14 | وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا |
| Diyanet Meali: | Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. |
| 65:1 | وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ |
| Diyanet Meali: | Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. |
اِعْتَدَى : Fiil-VIII.
| 2:61 | ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ |
| Diyanet Meali: | Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. |
| 2:65 | وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. |
| 2:178 | فَمَنِ اعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır. |
| 2:190 | وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا |
| Diyanet Meali: | Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. |
| 2:194 | فَمَنِ اعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ |
| Diyanet Meali: | O hâlde kim size saldırırsa… |
| 2:194 | فَمَنِ اعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ |
| Diyanet Meali: | O hâlde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). |
| 2:194 | فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ |
| Diyanet Meali: | Size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). |
| 2:229 | تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا |
| Diyanet Meali: | Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. |
| 2:231 | وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا |
| Diyanet Meali: | Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. |
| 3:112 | وَيَقْتُلُونَ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ |
| Diyanet Meali: | (Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor) ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. |
| 5:2 | وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَنْ تَعْتَدُوا |
| Diyanet Meali: | Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. |
| 5:78 | ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ |
| Diyanet Meali: | Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü. |
| 5:87 | لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا |
| Diyanet Meali: | Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. |
| 5:94 | فَمَنِ اعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Kim bundan (bu açıklamadan) sonra haddini tecavüz ederse, ona elem dolu bir azap vardır. |
| 5:107 | لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا |
| Diyanet Meali: | “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik.” |
عُدْوَةٌ : İsim.
| 8:42 | إِذْ أَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا |
| Diyanet Meali: | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafındaydınız… |
| 8:42 | وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَىٰ وَالرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنْكُمْ |
| Diyanet Meali: | Onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. |
عُدْوَانٌ : İsim.
| 2:85 | تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ |
| Diyanet Meali: | (Ama siz, birbirinizi öldüren), içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; (size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz). |
| 2:193 | فَإِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ |
| Diyanet Meali: | Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır. |
| 4:30 | وَمَنْ يَفْعَلْ ذَٰلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا |
| Diyanet Meali: | Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. |
| 5:2 | وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَىٰ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ |
| Diyanet Meali: | İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. |
| 5:62 | وَتَرَىٰ كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ |
| Diyanet Meali: | Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, (haram yemede) birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. |
| 28:28 | قَالَ ذَٰلِكَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ أَيَّمَا الْأَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّ |
| Diyanet Meali: | Mûsâ, şöyle dedi: “Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husûmet yok.” |
| 58:8 | وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ |
| Diyanet Meali: | (Gizlice konuşmaktan menedilip de, menedildikleri şeyi işleyen) ve günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşanları (görmedin mi)? |
| 58:9 | يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ |
| Diyanet Meali: | Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve (peygambere isyanı) konuşmayın. |
عَادٍ : İsim. İsm-i Fâil.
| 2:173 | فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
| 6:145 | فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ |
| Diyanet Meali: | “Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir. |
| 16:115 | فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
| 23:7 | فَمَنِ ابْتَغَىٰ وَرَاءَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ |
| Diyanet Meali: | Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. * |
| 26:166 | بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ |
| Diyanet Meali: | “Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.” |
| 70:31 | فَمَنِ ابْتَغَىٰ وَرَاءَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ |
| Diyanet Meali: | Kim bunun ötesini isterse, işte onlar sınırı aşan kimselerdir. * |
عَادِيَاتٌ : İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Bayan Çoğul. Müzekker tekili: عَادِى – عَادٍ
| 100:1 | وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا |
| Diyanet Meali: | Soluk soluğa süratle koşan … atlara andolsun ki…* |
مُعْتَدٌ : İsim. İsm-i Fâil. İf’âl Bâbı (IV. Bâb).
| 50:25 | مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُرِيبٍ |
| Diyanet Meali: | “(Atın cehenneme) … hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci (her kâfiri)!” * |
| 83:12 | وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ |
| Diyanet Meali: | Onu, ancak her azgın, günahkâr kimse inkâr eder. * |
| 68:12 | مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ |
| Diyanet Meali: | İyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış…* |
مُعْتَدُونَ : İsim. İsm-i Fâil. İf’âl Bâbı (IV. Bâb). Kurallı Erkek Çoğul. Tekili: مُعْتَدٌ
| 2:190 | وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ |
| Diyanet Meali: | Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez. |
| 5:87 | وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ |
| Diyanet Meali: | Ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez. |
| 6:119 | إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir. |
| 7:55 | ادْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ |
| Diyanet Meali: | Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez. * |
| 9:10 | وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ |
| Diyanet Meali: | İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir. |
| 10:74 | كَذَٰلِكَ نَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ الْمُعْتَدِينَ |
| Diyanet Meali: | İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz. |
عَدَاوَةٌ : İsim.
| 5:14 | فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ |
| Diyanet Meali: | Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. |
| 5:64 | وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ |
| Diyanet Meali: | Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. |
| 5:82 | لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler (ile Allah’a ortak koşanlar) olduğunu görürsün. |
| 5:91 | إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ |
| Diyanet Meali: | Şeytan, (içki ve kumarla), ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ister. |
| 41:34 | فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir. |
| 60:4 | وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا |
| Diyanet Meali: | “(Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar), sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.” |
عَدُوٌّ : İsim. Çoğulu: أَعْدَاءُ
| 2:36 | وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ |
| Diyanet Meali: | Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin.” dedik. |
| 2:97 | قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَىٰ قَلْبِكَ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, onu (Kur’ân’ı)… senin kalbine indirmiştir.” |
| 2:98 | مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللَّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ |
| Diyanet Meali: | Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır. * |
| 2:98 | فَإِنَّ اللَّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ |
| Diyanet Meali: | Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır. |
| 2:168 | وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. |
| 2:208 | وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. |
| 3:103 | وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ |
| Diyanet Meali: | Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. |
| 4:45 | وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَلِيًّا وَكَفَىٰ بِاللَّهِ نَصِيرًا |
| Diyanet Meali: | Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter. * |
| 4:101 | إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُبِينًا |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır. |
| 6:112 | وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ |
| Diyanet Meali: | İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. |
| 6:142 | وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. |
| 7:22 | وَأَقُلْ لَكُمَا إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | “Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” |
| 7:24 | قَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ |
| Diyanet Meali: | Allah, dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan).” |
| 7:129 | قَالَ عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | Mûsâ, “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek ve sizi bu yerde (Mısır’da) egemen kılıp, (nasıl davranacağınıza bakacaktır)” dedi. |
| 7:150 | فَلَا تُشْمِتْ بِيَ الْأَعْدَاءَ |
| Diyanet Meali: | “Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme.” |
| 8:60 | تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ |
| Diyanet Meali: | (Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın). Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı … korkutursunuz. |
| 8:60 | تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِنْ دُونِهِمْ |
| Diyanet Meali: | (Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın). Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. |
| 9:83 | فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ أَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا |
| Diyanet Meali: | De ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız.” |
| 9:114 | فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ |
| Diyanet Meali: | (İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi). Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. |
| 9:120 | وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ |
| Diyanet Meali: | (Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları) ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. |
| 12:5 | إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْإِنْسَانِ عَدُوٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | “Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” |
| 17:53 | إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْإِنْسَانِ عَدُوًّا مُبِينًا |
| Diyanet Meali: | Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. |
| 18:50 | أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ |
| Diyanet Meali: | Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. |
| 20:39 | فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي |
| Diyanet Meali: | (Onu sandığın içine koy) ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, (hem de ona düşman) olan birisi (Firavun) alsın.” |
| 20:39 | وَعَدُوٌّ لَهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي |
| Diyanet Meali: | (Onu sandığın içine koy ve denize bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman), hem de ona düşman olan (birisi alsın). Sana da, ey Mûsâ, (sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye) tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.” |
| 20:80 | يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ قَدْ أَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ |
| Diyanet Meali: | (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık…” |
| 20:117 | فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ |
| Diyanet Meali: | Biz de şöyle dedik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır.” |
| 20:123 | قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ |
| Diyanet Meali: | Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin.” |
| 25:31 | وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ |
| Diyanet Meali: | Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. |
| 26:77 | فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ |
| Diyanet Meali: | “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur.” * |
| 28:8 | فَالْتَقَطَهُ آلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا |
| Diyanet Meali: | Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. |
| 28:15 | فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَٰذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهَٰذَا مِنْ عَدُوِّهِ |
| Diyanet Meali: | (Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi). Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. |
| 28:15 | فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ |
| Diyanet Meali: | Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. |
| 28:15 | قَالَ هَٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | (Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü). Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi. |
| 28:19 | فَلَمَّا أَنْ أَرَادَ أَنْ يَبْطِشَ بِالَّذِي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَا قَالَ يَا مُوسَىٰ أَتُرِيدُ أَنْ تَقْتُلَنِي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْأَمْسِ |
| Diyanet Meali: | Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun” dedi. |
| 35:6 | إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. |
| 35:6 | إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. |
| 36:60 | أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | “(Ey Âdemoğulları! Ben, size), şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır… (diye emretmedim mi)?” |
| 41:19 | وَيَوْمَ يُحْشَرُ أَعْدَاءُ اللَّهِ إِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ |
| Diyanet Meali: | Allah’ın düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla! * |
| 41:28 | ذَٰلِكَ جَزَاءُ أَعْدَاءِ اللَّهِ النَّارُ لَهُمْ فِيهَا دَارُ الْخُلْدِ |
| Diyanet Meali: | İşte böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. (Âyetlerimizi inkâr etmelerinin cezası olarak) orada onlar için ebedîlik yurdu vardır. |
| 43:62 | وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. * |
| 43:67 | الْأَخِلَّاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ |
| Diyanet Meali: | O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar. * |
| 46:6 | وَإِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ أَعْدَاءً |
| Diyanet Meali: | İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverirler. |
| 60:1 | يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ |
| Diyanet Meali: | Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. |
| 60:1 | يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ |
| Diyanet Meali: | Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. |
| 60:2 | إِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاءً |
| Diyanet Meali: | Şâyet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar… |
| 61:14 | فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَىٰ عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ |
| Diyanet Meali: | Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler. |
| 63:4 | هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ |
| Diyanet Meali: | Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar! |
| 64:14 | إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ |
| Diyanet Meali: | Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. |
| 4:92 | فَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ |
| Diyanet Meali: | (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. |
عَدْوٌ : İsim.
| 6:108 | فَيَسُبُّوا اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ |
| Diyanet Meali: | (Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin), sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. |
| 10:90 | فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا |
| Diyanet Meali: | Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. |