ف ت ن

KÖK HARFLER: ف ت ن

ANLAM: 

فَتَنَ : Bir şeyi yakmak. (Bu, fiilin temel anlamıdır.) (Sarraf) kötüyü iyiden ayırmak ve gerçekliğini sınamak için altını krözede eritmek. Başkasını öldürmek. Eziyet etmek.

AÇIKLAMA:

xx

فَتْنٌ kelimesi temelde “iyilik düzeyi kötülük düzeyinden ayrılıp ortaya çıksın diye, altını ateşe sokmak” demektir. Sonradan “insanı ateşe ve azaba sokmak” anlamında kullanılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ : O gün onlar ateşe sokulacaklardır (51/13); ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ : Tadın fitnenizi (51/14). Yani “Tadın azabınızı!” Bu kullanımı itibariyle şu sözlerine benzer: كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ : Derileri piştikçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz (4/56); النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا : Sabah akşam ateşe sunulurlar (40/46).

  1. Araplar bazen bunu, “azabın doğmasına neden olan şeye” ad olarak verir ve böylece mesela Yüce Allah’ın şu sözünde olduğu gibi bununla ilgili kullanılır: أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا : Haberiniz olsun ki, onlar fitnenin içine düşmüşlerdir (9/49).
  2. Bazen de, Yüce Allah’ın şu sözünde olduğu gibi “deneme, sınama” anlamında kullanılır: وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا : Seni çeşitli denemelerden geçirdik (20/40). 

فِتْنَةٌ kelimesi بَلَاءٌ kelimesi gibi kabul edilmiştir; çünkü her ikisi de “insanın eriştiği ya da insana erişen bir sıkıntı, darlık veya dirlik genişliği, gönenç” anlamında kullanılırlar. Her ikisinde “sıkıntı, darlık” anlamı daha açıktır, belirgindir ve bu anlamdaki kullanımları da daha fazladır. Yüce Allah her iki anlamda olmak üzere şöyle buyurmuştur: وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً : Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan etmekteyiz (21/35). 

“Sıkıntı, darlık” anlamında ise şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ : Biz ancak bir fitneyiz (2/102); وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ : Fitne, öldürmekten beterdir (2/191); وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ : Fitne ortadan kalkıncaya kadar onlarla savaşın (2/Bakara 193). 

Şu sözüne gelince: وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلَا تَفْتِنِّي أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا : Onlardan kimi de: Bana izin ver, beni fitneye düşürme, der. Haberiniz olsun ki, onlar fitnenin içine düşmüşlerdir (9/49). Yani “İçlerinden bazısı da ‘Beni bu sıkıntının, belanın içine sokma, bana azap çektirme’ der, fakat onlar bu sözleriyle zaten bir sıkıntının, belanın ve azabın içine düşmüşlerdir.” 

Şu sözüne gelince: فَمَا آَمَنَ لِمُوسَى إِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلَى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَنْ يَفْتِنَهُمْ : Firavun ve kavminin kendilerini fitneye uğratmaktan korkuya düştükleri için kavminden bir gurup gençten başka kimse Musa’ya iman etmedi (10/83). Yani “başlarına sıkıntı, bela olur ve kendilerine azap eder korkusuyla…” 

Şöyle buyurmuştur: وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ : Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et (5/49). 

Şu sözüne gelince: وَإِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ : Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi (17/73). Yani “seni neredeyse -kendine vahiy edilenden çevirerek, uzaklaştırarak- bir belanın ve sıkıntının içine düşüreceklerdi.” 

Şu sözüne gelince فَتَنْتُمْ أَنْفُسَكُمْ : Siz kendinizi fitneye soktunuz (57/14). Yani “nefislerinizi kendiniz sıkıntının, belanın ve azabının içine düşürdünüz.” Şu sözünde de bu anlamdadır: وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً : Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak bir fitneden sakının (8/25).

Şu sözüne gelince: وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. (8/28). Yüce Allah, evlatlarıyla imtihan edilmesi neticesinde insanın başına gelenleri göz önünde bulundurarak burada evlatları “fitne” diye adlandırmıştır. Şu sözünde ise sebep olduklarını, ortaya çıkardıklarını göz önünde bulundurarak evlatları “düşman” diye adlandırmıştır: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ : Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır (64/14).

Ayrıca “insanların, evlatları birer süs (güzel görünme vesilesi) edinirkenki hallerini” göz önünde bulundurarak şu ayette de onları “ziynet” yerine koymuştur: 

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ : İnsanlara kadınlara, oğullara karşı duyulan tutkulu şehvet süslü gösterilmiştir (3/14). 

Şu sözüne gelince: الم – أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آَمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ : Elif. Lâm. Mim. İnsanlar, fitneye çarpılmadan, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (29/1-2). Yani “sınanıp, denenip de insanların murdar/habis olanları tayyib, temiz olanlarından ayırt edilmeden…” Nitekim şöyle buyurmuştur: لِيَمِيزَ اللّهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ : Allah’ın murdar olanı temizden ayırt etmesi için (8/37). 

Şu sözüne gelince: أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ : Onlar her yıl bir iki kez sınavdan geçirildiklerini görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tövbe ediyorlar ve ne de ibret alıyorlar (9/126). Burada Yüce Allah’ın şu sözüne işaret edilmektedir: وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ : Muhakkak ki, sizi biraz korku, biraz açlık, biraz mal, can ve ürün eksiltmesi ile deneriz. Sabredenleri müjdele (2/155). Şu sözünde de bu anlamdadır: وَحَسِبُوا أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ : Bir fitne olmayacağını sandılar (5/71).

Fitne (فِتْنَةٌ) Yüce Allah’tan ya da kuldan sâdır olmuş olan sıkıntı, musibet, katl yani öldürme, azap vb. türden hoş görülmeyen fiillerdir. Bu gibi fiiller her ne zaman Yüce Allah’tan sadır olursa, bir hikmete dayanır ama her ne zaman insandan -Yüce Allah’ın bir emrine dayalı olmaksızın- sâdır olursa bu zikredilenin zıddı olur. Bundan dolayı Yüce Allah insanı, bütün her yere fitne düşürmekle ya da fitne sokmakla yerer. Mesela: وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ : Fitne, öldürmekten beterdir (2/191); إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ …: İnanmış erkek ve kadınları fitneye uğratanlar… (85/10)

Şu sözüne gelince: مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ : O’na karşı fitneye sokacak değilsiniz (37/162). Yani “…saptıramazsınız.” 

Şu sözüne gelince: بِأَيِّيكُمُ الْمَفْتُونُ : Hanginizde imiş o fitne (68/6).

  1. Ahfeş şöyle demiştir: Buradaki مَفْتُون kelimesi فِتْنَةٌ anlamındadır. Bu itibarla لَيْسَ لَهُ مَعْقُولٌ (onun aklı yok) sözüne ve خُذْ مَيْسُورَهُ وَدَعْ مَعْسُورَهُ (Kolaylığını al, zorluğunu bırak) sözüne benzer. Bu bakımdan ayette takdiren “Hanginizde delilik (فُتُونٌ) olduğunu” denmek istenir.
  2. Bir başkası ise şöyle demiştir: Ayet aslında أَيُّيكُمُ الْمَفْتُونُ şeklindedir ve tıpkı وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا : Şâhit olarak Allah yeter (48/28) ayetinde olduğu gibi buradaki ب harfi de zaiddir. 

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ ; Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et (5/49). Burada, aynı anlamda olduklarına işaret edilmek istendiğinden فتن fiili, tıpkı خَدَعُوكَ fiili gibi عن harfi ceriyle geçişli yapılmıştır. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

فَتَنَ (geniş zaman يَفْتِنُ mastar isim فَتْنٌ ve فُتُونٌ):

فَتَنَهُ : O şeyi yaktı.

يَوْمَهُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ : Onların ateş üzerinde yakılacakları günde (51:13). Bunun, fiilin temel anlamı olduğu söylenir.

فَتَنَ الصَّائِغُ الذَّهَبَ : Sarraf, kötüyü iyiden ayırmak ve gerçekliğini sınamak için altını krözede eritti. İmam Ragıp’a göre, اَلْفَتَنُ bir kimseyi imtihan yoluyla ateş ile vb. biçimde, bir azap veya felaket haline sokmak, manasına gelmektedir; başkasını öldürmek, manasında da kullanılmaktadır.

اِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ : Müminleri yakan, öldüren veya eziyet edenler (85:10).

فَتَنَهُ : Ona zulmetti, onu zorluk ve sıkıntıya soktu, azmini sınamak için onu imtihana veya belaya tabi tuttu.

فَتَنَ فُلَانًا : Falanca birini saptırdı.

فَتَنَ فُلَانًا عَنْ رَاْيِهِ : Falanca birinin kendi fikirlerine sahip olmasını engelledi.

فَتَنَهُ : Bulunduğu konumdan dönmesini veya ayrılmasını sağladı; onu doğru yoldan döndürdü.

فُتِنَ اِلَى النِّسَاءِ : Kadınlarla zina yapmaya niyetlendi ya da arzu etti.

فَتَنَتْهُ : Onun gönlünü çeldi.

فَتَنَ الْمَالُ النَّاسَ : Varlık, erkekleri ona çekti.

فَتَنَ : Bir imtihana, sınava veya belaya tabi tutuldu.

فَتَنَهُ : O şey onu cezbetti ya da baştan çıkardı.

فُتِنَ فِى دِينِهِ : Dininde doğru yoldan saptırıldı.

فِتْنَةٌ : Bir ateşle yanma; gerçekliğini sınamak için altın veya gümüşün eritilmesi; bir imtihan; birinin sayesinde sınandığı bir sıkıntı, zorluk veya bela; azap; bir topluluk arasındaki kıyım, ihtilaf, fitne; yanlış yönlendirme veya saptırma; cazibe veya baştan çıkarma; delilik, cinnet veya şeytani güçlerin ele geçirmesi; doğru yoldan sapma veya ayrılma; imansızlık veya inançsızlık; ceza; bahane, mazeret veya cevap; zulüm.

فَاتِنٌ (ismi fail): Saptıran veya yanlış yönlendiren kişi. Kara sevdalı, şaşkın, kandırılmış.

مَفْتُونٌ (ismi meful): Delirmiş, şeytani güçlerce ele geçirilmiş.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


TürAdetAnlamÖrnekAçıklama
فَتَنَfiil-I23Yaktı, ateşe attı, eziyet/işkence etti, denedi, meftun (kara sevdalı) etti, hayrette bıraktı, fitne çıkardı85/10Meçhulü: فُتِنَ Meçhul Muzari: يُفْتَنُ
فَاتِنٌisim1Fitne çıkaran37/162
مَفْتُونٌisim1Meftun, kara sevdalı, şaşkın68/6
فِتْنَةٌisim34Fitneye sebep olan, fitne, sapıklık, dalalet, harb, günah, eziyet, işkence, imtihan, deneme, yakma, bela, ateşe atılma, yanma2/191
فُتُونٌisim1Deneme, sınama, imtihan20/40

Toplam60


BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Benzer Manada Kelimeler

  • فَتَنَ (a)
    • اِمْتَحَنَ > bak: م ح ن 
    • جَرَّبَ
  • فَتَنَ (b)
  • فَتَنَ (c)
  • فَتُنَ
  •  (اِفْتَتَنَ / اُفْتُتِنَ (بِ
    • أُغْرِمَ > bak: غ ر م
    • شُغِفَ > bak: ش غ ف
    • هَامَ > bak: ه ي م
    • كَلِفَ > bak: ك ل ف
    • تَدَلَّهَ
    • وَلِهَ
    • أُولِعَ
  • مَفْتُونٌ
  • فِتْنَةٌ (a)
  • فِتْنَةٌ (b)
  • فِتْنَةٌ (c)
  • فِتْنَةٌ (d)

Zıt Manada Kelimeler

  • فَتَنَ (a)
    • جَهِلَ > bak: ج ه ل
    • غَبِيَ
    • رَعُنَ
    • حَمُقَ
  • فَتَنَ (b)
  • فَتَنَ (c)
  • فَتُنَ
  •  (اِفْتَتَنَ / اُفْتُتِنَ (بِ
  • مَفْتُونٌ
  • فِتْنَةٌ (a)
    • تَعَقُّلٌ > bak: ع ق ل
    • وَقَارٌ > bak: و ق ر
    • رَزَانَةٌ
    • حَصَافَةٌ
  • فِتْنَةٌ (b)
  • فِتْنَةٌ (c)
  • فِتْنَةٌ (d)

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Fitne فِتْنَة İnsanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey.
Fâtin فَاتِن Fitne çıkaran. 
Fettân فَتَّان Fitneci. Kurnaz. Fitne çıkaran. Karıştıran.
Meftûn مَفْتُون Fitne ve belaya tutulmuş olan.  Meftûniyyet
Teftîn تَفْتِين Fitneye düşürme.
İftân إِفْتَان Fitneye düşürme.
İftitân إِفْتِتَان Fitneye uğrama.Aldatmak. Azdırmak.

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

فَتَنَ : Fiil-I. Meçhulü: فُتِنَ Meçhul Muzari: يُفْتَنُ

4:101فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ إِنْ خِفْتُمْ أَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا
Diyanet Meali:(Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit) kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur.
5:49وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ
Diyanet Meali:(Onların arzularına uyma) ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın.
6:53وَكَذَٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ
Diyanet Meali:Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik.
7:27يَا بَنِي آدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ
Diyanet Meali:Ey Âdemoğulları! Şeytan sizi de … saptırmasın.
9:49وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلَا تَفْتِنِّي
Diyanet Meali:Onlardan “Bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevk etme” diyen de vardır.
9:126أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ
Diyanet Meali:Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belâya çarptırılıp imtihan ediliyorlar.
10:83عَلَىٰ خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَنْ يَفْتِنَهُمْ
Diyanet Meali:Firavun ve ileri gelenlerinin kötülük yapmaları korkusu ile (kavminin küçük bir bölümünden başkası Mûsâ’ya iman etmedi).
16:110ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا
Diyanet Meali:Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip (sabreden) kimselerin yanındadır.
17:73وَإِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ
Diyanet Meali:Onlar, sana vahyettiğimizden (başkasını bize karşı uydurman için) az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı.
20:40وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا
Diyanet Meali:“Ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin).”
20:85قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ
Diyanet Meali:Allah, “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı” dedi. *
20:90وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَارُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ إِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهِ
Diyanet Meali:Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz.”
20:131وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ
Diyanet Meali:Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme.
27:47قَالَ طَائِرُكُمْ عِنْدَ اللَّهِ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ
Diyanet Meali:Salih, “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında (yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi.
29:2أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
Diyanet Meali:İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. *
29:3وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
Diyanet Meali:Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik.
38:24وَظَنَّ دَاوُودُ أَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ
Diyanet Meali:Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.
38:34وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَانَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ
Diyanet Meali:Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık.  Sonra tövbe edip bize yöneldi. *
44:17وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
Diyanet Meali:Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti. *
51:13يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ
Diyanet Meali:Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün…*
57:14وَلَٰكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ أَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِيُّ
Diyanet Meali:“Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gelmesini gözlediniz, şüphe ettiniz. (Allah’ın emri gelinceye kadar) kuruntular sizi aldattı.”
72:17لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ
Diyanet Meali:“Bununla onları imtihan edelim diye…”
85:10إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ
Diyanet Meali:Şüphesiz mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır. *

فَاتِنِينَ :  İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Erkek Çoğul. Nasb / Cerr Hali. Tekili: فَاتِنٌ

37:162مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
Diyanet Meali:Ne siz (ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını) kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz. *

مَفْتُونٌ : İsim. İsm-i Mef’ûl. 

68:6بِأَيْيِكُمُ الْمَفْتُونُ
Diyanet Meali:Hanginizin deli olduğunu (yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler). *

فِتْنَةٌ : İsim.

2:102وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَا إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ
Diyanet Meali:Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı.
2:191وَأَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ
Diyanet Meali:Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır.
2:193وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ
Diyanet Meali:Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.
2:217وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِنْدَ اللَّهِ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ
Diyanet Meali:“Ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür.”
3:7فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ
Diyanet Meali:Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler.
4:91كُلَّ مَا رُدُّوا إِلَى الْفِتْنَةِ أُرْكِسُوا فِيهَا
Diyanet Meali:Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar.
5:41وَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا
Diyanet Meali:Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın.
5:71وَحَسِبُوا أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ
Diyanet Meali:(Bu yaptıklarında) bir belâ olmayacağını sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti.
6:23ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ
Diyanet Meali:Sonunda onların manevraları, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır. *
7:155إِنْ هِيَ إِلَّا فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَاءُ وَتَهْدِي مَنْ تَشَاءُ
Diyanet Meali:“Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin.”
8:25وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّة
Diyanet Meali:Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının.
8:28وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Diyanet Meali:Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır. *
8:39وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِ
Diyanet Meali:Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.
8:73إِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ
Diyanet Meali:(İnkâr edenler de birbirlerinin velileridir.) Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız, yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozulma olur.
9:47وَلَأَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ
Diyanet Meali:Ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı.
9:48لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْأُمُورَ حَتَّىٰ جَاءَ الْحَقُّ
Diyanet Meali:Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi…
9:49وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلَا تَفْتِنِّي أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا
Diyanet Meali:Onlardan “Bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevk etme” diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine düştüler.
10:85فَقَالُوا عَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Diyanet Meali:Onlar da şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!” *
17:60وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ
Diyanet Meali:Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, sırf insanları sınamak için vesile yaptık.
21:35كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً
Diyanet Meali:Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz.
21:111وَإِنْ أَدْرِي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ إِلَىٰ حِينٍ
Diyanet Meali:“Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.” *
22:11وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَىٰ وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ
Diyanet Meali:Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de.
22:53لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ
Diyanet Meali:Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar.
24:63فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ
Diyanet Meali:Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden sakınsınlar.
25:20وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ
Diyanet Meali:(Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz?
29:10فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ
Diyanet Meali:Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar.
33:14وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَآتَوْهَا
Diyanet Meali:Eğer Medine’nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı.
37:63إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ
Diyanet Meali:Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık. *
39:49بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Diyanet Meali:Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.
51:14ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ
Diyanet Meali:“Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur.” *
54:27إِنَّا مُرْسِلُو النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ
Diyanet Meali:(Salih’e şöyle demiştik:) “Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret.” *
60:5رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا
Diyanet Meali:“Ey Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz!”
64:15إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Diyanet Meali:Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır. *
74:31وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا
Diyanet Meali:Onların sayısını inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık.

فُتُونٌ : İsim.

20:40وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا
Diyanet Meali:“Ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin).”