KÖK HARFLER: ف و ت
ANLAM:
فَاتَ : Bir şeyi yapma veya yerine getirme zamanı, o şey yapılmadan veya yerine getirilmeden geçmek, akıp gitmek ya da elden gitmek.
AÇIKLAMA:
فَوْتٌ : Bir şeyin, bir daha erişilmesi mümkün olmayacak şekilde insandan uzak olması ya da uzaklaşması. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَإِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ …: Eğer eşleriniz(e sarfettiğiniz mehirler)den herhangi bir şey kâfirlere giderse (60/11). Yine şöyle buyurmuştur: لِكَيْ لَا تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ : Elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız diye (57/23).
Şu sözüne gelince: وَلَوْ تَرَى إِذْ فَزِعُوا فَلَا فَوْتَ : Onları korktukları zaman bir görsen; artık kaçacakları hiçbir yer yok (34/51). Yani “O korktukları şeyden uzaklaşıp kaçamazlar da.” Şöyle denir:
هُوَ مِنِّي فَوْتَ الرُّمْحِ : Bu ifade “O, mızrağın erişemeyeceği bir yerde” anlamındadır.
جَعَلَ اللهُ رِزْقَهُ فَوْتَ فَمِهِ : Bu ifade ise “Allah (c.c.) onun rızkını öyle bir yere yerleştirsin ki gözü onu görsün ama ağzı ona ulaşamasın” anlamındadır.
اِفْتِياَتٌ kelimesi ise فَوْتٌ kelimesinin اِفْتِعَال babındaki kullanımıdır ve “bir insanın, ilgili konuda emrine uyulması gereken bir kimsenin emrine uymayıp başka bir şey yapması” anlamına gelir.
تَفَاوُتٌ kelimesi ise, “niteliklerde farklılık” demektir. Bu kullanımda sanki “iki şeyden birinin niteliğinin diğerininkini” ya da “her birinin niteliğinin karşılıklı olarak diğerininkini bir daha birbirine yaklaşmayacakları şekilde uzaklaştırdığı” söylenmek istenir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: مَا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِنْ تَفَاوُتٍ : Rahmân’ın yaratmasında bir tefavüt/düzensizlik bulamazsın (67/3). Yani “Onda yedi gökte hikmetin muktezası dışına çıkan hiçbir şey yoktur.” (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
فَاتَ (geniş zaman يَفُوتُ mastar isim فَوْتٌ ve فَوَاتٌ):
فَاتَ الْاَمْرُ : Elden çıktı, kaçtı. Esasen şu anlama gelmektedir: فَاتَ وَقْتُ فِعْلِهِ : Bir şeyi yapma veya yerine getirme zamanı, o şey yapılmadan veya yerine getirilmeden geçti, akıp gitti ya da elden gitti.
فَاتَهُ الشَّىْءُ : O şeyi yapma zamanı, o onu yapmadan geçti, o şeyi elde edemedi ya da yapamadı.
فَاتَهُ فُلَانٌ فِى كَذَا : Falanca biri ondan önce geldi ya da böyle bir şeyde ona karşı önceliği vardı.
فَاتَ الشَّىْءَ : O şeyi geçti, o şeyin ötesine gitti.
فَوْتٌ : Göçüp gitmek; kaçmak; ulaşamamak; önce gelmek; geride bırakmak.
فَوْتُ يَدِهِ : Elinin ulaşamayacağı yerde.
اَسْمَعُ صَوْتًا وَ اَرَى فَوْتًا : Bir ses duyuyorum fakat eylem göremiyorum.
تَفَاوُتٌ : Uyumsuzluk veya ahenksizlik, hata, kusur, özür, eksiklik.
تَفَاوَتَا فِى الْفَضْلِ : Fazilet bakımından farklılardı.
مَوْتُ الْفَوَاتِ : Ani ölüm.
مَاتَ مَوْتَ الْفَوَاتِ : Ani bir ölümle öldü.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| فَاتَ | fiil-I | 3 | Elden çıktı, kaçırdı, fevt etti | 3/153 |
| فَوْتٌ | isim | 1 | Elden çıkmak, kaçırmak, fevt etmek | 34/51 |
| تَفَاوُتٌ | isim | 1 | İhtilaf, aykırılık, uygunsuzluk, değişiklik | 67/3 |
|
| Toplam | 5 |
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Benzer Manada Kelimeler
- فَاتَ (a)
- فَاتَ (b)
- تَفَاوُتٌ / فَوْتٌ
Zıt Manada Kelimeler
- فَاتَ (a)
- فَاتَ (b)
- تَفَاوُتٌ / فَوْتٌ
AÇIKLAMA:
İHTİLÂF ile TEFÂVÜT kelimeleri arasındaki fark
( خ ل ف – ف و ت )
Her türlü tefâvüt yerilmiştir. İhtilâf’ın ise tamamı kötü ve yerilmiş değildir. Nitekim Yüce Allah “Gece ve gündüzün ihtilâfı, onun eseridir” (Mülk/3) buyurmaktadır. Geceyle gündüzün ihtilâfı bir yasa doğrultusunda sürüp gider ve ihtilâf, failinin ilmine delalet eder. Tefavüt ise bir yasaya bağlı olmaksızın gerçekleşen ihtilâftır ve tefâvüt, failinin cehaletine delalet eder. (Farklar Sözlüğü 222) Bknz: ( خ ل ف )
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelere günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Fevt | فَوْت | Ölüm, mevt. Kaybetme. Elden çıkarma. Kaçırma. | Fevt olma |
| Tefvît | تَفْوِيت | Geçirme, kaçırma. |
|
| İfâte | إِفَاتَة | Kaybetme, kaçırma, elden çıkarma. |
|
| Tefâvüt | تَفَاوُت | Farklılık. İki şey arasındaki fark. Uygunsuzluk. | ؟؟؟ nasıl te |
| Mütefâvit(e) | مُتَفَاوِت | Birbirinden farklı, çeşitli. | ؟؟- |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
فَاتَ : Fiil-I.
| 3:153 | لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا أَصَابَكُمْ |
| Diyanet Meali: | (Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. |
| 57:23 | لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آتَاكُمْ |
| Diyanet Meali: | Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (böyle yaptık.) |
| 60:11 | وَإِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَا أَنْفَقُوا |
| Diyanet Meali: | Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin. |
فَوْتٌ : İsim.
| 34:51 | وَلَوْ تَرَىٰ إِذْ فَزِعُوا فَلَا فَوْتَ وَأُخِذُوا مِنْ مَكَانٍ قَرِيبٍ |
| Diyanet Meali: | Sen onları, dehşetli bir korkuya kapılıp da kaçıp kurtulamayacakları ve yakın bir yerden yakalanacakları zaman bir görsen! * |
تَفَاوُتٌ : İsim. Masdar. Tefâul Bâbı (VI. Bâb).
| 67:3 | مَا تَرَىٰ فِي خَلْقِ الرَّحْمَٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍ |
| Diyanet Meali: | Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. |