KÖK HARFLER: ف ر ق
ANLAM:
فَرَقَ : İki şey arasında bir ayrılık çıkarmak, ayrım yapmak, fark gözetmek, fark yaratmak, ayırmak.
فَرِقَ : Ürkmek, korkmak.
AÇIKLAMA:
فَرْقٌ kelimesi فَلْقٌ kelimesi ile yakın anlamlıdır. Fakat فَلْقٌ kelimesi “yarılma” anlamı göz önünde bulundurularak; فَرْقٌ kelimesi ise “ayrılma, infisal” anlamı göz önünde bulundurularak kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ : Sizin için denizi yarmıştık (2/50).
فِرْقٌ : Ayrılmış parça. “İnsanlardan ayrı/kendi başlarına olan topluluğa” denen فِرْقَةٌ kelimesi buradan gelir.
فَرَقُ الصُّبْحِ ve فَلَقُ الصُّبْحِ şeklinde de kullanılmıştır.
Şöyle buyurmuştur: فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ : Musa’ya vahyettik ki: Asanı denize vur. O, hemen yarıldı ve her parçası büyük bir dağ gibi oldu (26/63).
فَرِيقٌ : Başkalarından ayrı olan topluluk. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ : (O gün) insanların bir kısmı cennete, bir kısmı da çılgın alevli cehenneme girerler (42/7).
Yine şöyle buyurmuştur: وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ : Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Hâlbuki okudukları kitaptan değildir (3/78); فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ : Peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyordunuz (2/87); إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آَمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ : Kullarımdan bir gurup vardı ki, onlar: Rabbimiz, inandık, artık bağışla bizi, merhamet et bize. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, diyordu (23/109); أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا : Bu iki gurup insanın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir? (19/73); وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ : Sizden olan bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz (2/85); وَإِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ : Onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler (2/Bakara 146).
فَرَقْتُ بَيْنَ الشَّيْئَيْنِ : Gözle ve idrak edilebilecek türden olsun ya da basiretle idrak edilebilecek türden olsun, iki şeyin arasını ayırdım. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: قَالَ رَبِّ إِنِّي لَا أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِي وَأَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ : Musa: Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır dedi (5/25).
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا : Ayırdıkça ayıranlara andolsun (77/4). Yüce Allah burada “Allah’ın (c.c.) kendilerine verdiği emre göre eşyayı birbirinden ayıran melekleri” kastetmektedir. Yüce Allah’ın şu sözünde de bu anlamdadır: فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ : O gecede her hikmetli iş ayırt edilir (44/4).
Hak ile batılı birbirinden ayırt eden kişi olmasından dolayı Hz Ömer’e (r.a.) عُمَرُ الْفَارُوقُ (Ömeru’l-Faruk) denmiştir.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَقُرْآَنًا فَرَقْنَاه Biz Kur’an’ı … âyet âyet ayırdık (17/106). Yani “…onda hükümleri beyan ettik ve onu tafsil ettik.” Kimisine göre de فَرَقْنَاهُ sözü “onu ayrı ayrı, kısım kısım indirdik” anlamına gelir.
تَفْرِيقٌ kelimesi temelde teksir anlamı taşır. “Birliği ve verilen sözü bozmakla, feshetmekle ya da dağıtmakla” ilgili kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ : Onlar, o iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı (2/102); خَشِيتُ أَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي : Ben, senin: “İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!” demenden korktum (20/94); لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ : O’nun peygamberleri arasında hiç birini (diğerinden) ayırt etmeyiz (2/285).
Şu sözüne gelince: لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ : Onlardan hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz (2/136). أَحَدٌ lafzı olumsuzluk bildirdiğinden dolayı, تَفْرِيقٌ kelimesinin أَحَدٌ kelimesine nispet edilebilmesi mümkün olabilmiştir.
Şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ …: Dinlerini parça parça edenler (6/159). Burada geçen فَرَّقُوا fiili فَارَقوُا şeklinde de okunmuştur.
فِرَاقٌ ve مُفَارَقَةٌ kelimelerinin ifade ettiği “ayrılma ya da terk etme” daha çok bedenle olur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ : İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır (18/78).
Şu sözüne gelince: وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ : Bunun ayrılık zamanı olduğunu anlar (75/28). Yani “o anın, kendisinin dünyadan ölüm vasıtasıyla ayrılacağı an olduğu fikri artık kalbine hakim olur.”
Şu sözüne gelince: وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ …: Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler (4/150). Yani “Allah’a iman ettiklerini izhar ederler ama Allah’ın (c.c.) kendilerine emrettiğinin aksine elçileri inkar ederler.”
Şu sözüne gelince: وَالَّذِينَ آَمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ …: Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlar (4/152). Yani “Allah’ın (c.c.) bütün elçilerine iman ettiler…”
فُرْقَانٌ kelimesi فَرْقٌ kelimesinden daha beliğdir, çünkü فُرْقَانٌ kelimesi “hak ve batılın arasını ayırma (فَرْقٌ)” anlamında kullanılır. Onunla takdiri olarak söylenmek istenen, tıpkı, “hüküm noktasında, verdiği hükümle ikna olunan ya da verdiği hükme razı olunan adam” anlamına gelen رَجُلٌ قُنْعَانٌ ifadesinde takdiren söylenmek istenene benzer. Bu kelime, iddia edildiği gibi, bir mastar değildir aksine bir isimdir. فَرْقٌ kelimesi ise, bu anlamda da kullanılır bir başka anlamlarda da.
Şu sözüne gelince: يَوْمَ الْفُرْقَانِ : Furkan günü (8/41). Yani “hak ile batılın ve hüccetle şüphenin birbirinden ayrılacağı gün…”
Şu sözüne gelince: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا : Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız O, size bir furkan verir (8/29). Yani “kalplerinize, hak ile batılın birbirinden ayrılmasını sağlayacak bir nur ve tevfik verir…” Böylece burada فُرْقَانٌ, başka yerlerde zikredilen سَكِينَةٌ ve رَوْحٌ gibi olmaktadır.
Şu sözüne gelince: … إِنْ كُنْتُمْ آَمَنْتُمْ بِاللَّهِ وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ : …Eğer Allah’a ve Furkan gününde, iki topluluğun karşılaştığı o günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız (8/41). Burada geçen furkanla “Bedir gününün” kastedildiği söylenmiştir. Zira bu gün, hak ile batının arasının ayrıldığı ilk gündür.
فُرْقَانٌ : Yüce Allah’ın kelamı. İnançta hak ile batılın, sözde doğruyla yalanın ve amellerde salih olanlarla fasit olanların arasını ayırmasından dolayı böyle adlandırılmıştır. Nitekim bu hususiyetler Kur’an’da, Tevrat’ta ve İncil’de bulunmaktadır.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَإِذْ آَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ : Mûsa’ya Kitap ve Furkan vermiştik (2/53); وَلَقَدْ آَتَيْنَا مُوسَى وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ : Biz Mûsa ve Harun’a Furkan vermiştik (21/48); تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا : Âlemleri uyarmak üzere Kuluna Furkan’ı indiren ne yücedir (25/1); شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآَنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ : Ramazan ayı; öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hak ile batılı ayıran Kur’ân, o ayda indirilmiştir (2/185).
فَرَقٌ : Korkudan kalbin paramparça olması. فَرَقٌ kelimesinin bu anlamda kullanılması, صَدْعٌ ve شَقٌّ kelimelerinin aynı anlamda kullanılmasına benzer. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ : Onlar sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler, oysa sizden değildirler, fakat korkak bir kavimdirler (9/56).
“Çok korkan, ya da şiddetli derecede korkan adam” anlamında رَجُلٌ فَرُوقٌ ve رَجُلٌ فَرُوقَةٌ denir. Kadınla ilgili de aynı şekilde her iki kelime kullanılır.
“Doğum sancısı tutmasından dolayı ürkerek, çekip başka bir yere gidip yavrusunu bilinmeyen bir yerde doğuran dişi deveye” فَارِقٌ ve فَارِقَةٌ denmiştir. “Diğer bulutlardan ayrı tek başına duran bulut” buna benzetilerek, ona فَارِقٌ denmiştir.
أَفْرَقُ kelimesi ise horozla ilgili kullanıldığında “ibiği ayrılmış horoz”, atlarla ilgili kullanıldığında ise “iki sağrısından, kalçasından biri diğerinden daha yüksek olan at” demektir.
فَرِيقَةٌ : Loğusa kadınlar için, çemenle birlikte pişirilen hurmalar.
فَرُوقَةٌ : Böbrek yağı. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
فَرَقَ (geniş zaman يَفْرُقُ ve يَفْرِقُ mastar isim فَرْقٌ ve فُرْقَان, ikinci mastar isim daha pekiştirmeli bir anlama sahiptir):
فَرَقَ بَيْنَ الشَّيْئَيْنِ : İki şey arasında bir ayrılık çıkardı, ayrım yaptı veya fark gözetti; benzer şekilde görülen nesneleri ayırdı.
فَرَّقَ : Parçaladı, ayırdı, ayrılık çıkardı.
فَرَقَ لَهُ عَنِ الشَّىْءِ : O şeyi ona açık veya belli kıldı.
فَرَقَ لِى هٰذَا الْاَمْرُ : İş benim için açık, aşikar veya belirgin hale getirildi.
فَرِقَ (geniş zaman يَفْرَقُ): Korktu ya da ürkmüştü.
فَرِقَ عَلَيْهِ : Onun için korkuyordu.
فَرِقَ مِنْهُ : Ondan korkuyordu.
فَرَّقَهُ (mastar isimler تَفْرِيقٌ ve تَفْرِقَةٌ ) : Onu birçok parçaya veya kısıma ayırdı; o şeyi ayırdı, o şeyi saçtı ya da dağıttı ve bunu çokça yaptı.
فَرَّقَ الْاَمْرَ : İşi altüst etti, karıştırdı ya da bozdu.
فَارَقَهُ : Ondan ayrıldı (mastar isim فِرَاقٌ).
فَارَقَ اِمْرَاَتَهُ : Karısından ayrıldı.
تَفَرَّقَ : O şey ayrı ayrı parçalara bölünmüş haldeydi; o şey saçıldı ya da dağıtıldı.
فَرْقٌ : İki şey arasındaki bir ayrım veya farklılık; baştaki saçta bulunan çizgi veya ayrım.
فِرْقٌ : Bir şeyden ayrılan bir parça veya kısım; büyük bir koyun veya keçi vb. sürüsü veya kümesi; bir grup erkek çocuğu.
فِرْقَةٌ : Bir parti, bölüm, kısım, zümre, bölük, mezhep veya ayrı bir grup adam.
فَرِيقٌ : Birkaç kişi veya birçok kişiden oluşan bir parti veya bir zümre adam. Tek bir adam, manasında da kullanılmaktadır.
مُتَفَرِّقٌ : Ayrı ayrı, müteferrik.
فُرْقَانٌ : Hak ile batıl, doğru ile yanlış arasında bir ayrım yaratan herhangi bir şey; kanıt, delil veya ispat; şafak; destek veya zafer; denizin yarılması; erkek çocuklar.
اَلْفُرْقَانُ Kuran, anlamına gelmektedir, çünkü doğru ile yanlış arasında ayrım gözetir.
فَارُوقٌ : Durumlar arasında bir ayrım yapan kişi; çok korkan kişi. Yüce Peygamberin (s.a.v) ikinci halifesi Ömer’e (r.a.) verilen bir ünvandır, çünkü ona, davalara hakkıyla karar verme hususunda büyük bir yetenek bahşedilmiştir ya da karar verirken Allah’tan c.c. ziyadesiyle korkardı.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama | |
| فَرَقَ | fiil-I | 5 | Ayırdetti, ayırdı | 2/50 | Meçhul Muzari: يُفْرَقُ |
| فَرَّقَ | fiil-II | 9 | Parçaladı, ayırdı, ayrılık çıkardı | 20/94 | |
| فَارَقَ | fiil-III | 1 | Ayrıldı | 65/2 | |
| تَفَرَّقَ | fiil-V | 8 | Parçalandı, dağıldı, ayrılığa düştü | 98/4 | |
| فَارِقٌ | isim | 1 | Ayırt eden, ayıran | 77/4 | Müennesi: فَارِقَةٌ |
| فَرْقٌ | isim | 1 | Ayırdetmek, ayırmak | 77/4 | |
| فِرْقٌ | isim | 1 | Fırka, bölük, kısım, parça | 26/63 | |
| فِرْقَةٌ | isim | 1 | Fırka, bölük, kısım, parça | 9/122 | |
| فَرِيقٌ | isim | 33 | Fırkadan daha büyük topluluk, zümre, güruh | 2/87 | |
| تَفْرِيقٌ | isim | 1 | Parçalamak, ayırmak, ayrılık çıkarmak | 9/107 | |
| فِرَاقٌ | isim | 2 | Ayrılmak | 18/78 | |
| فُرْقَانٌ | isim | 7 | Huccet, yardım, semavi kitap | 25/1 | |
| مُتَفَرِّقٌ | isim | 2 | Ayrı ayrı, müteferrik | 12/39 | Müennes: مُتَفَرِّقَةٌ |
| Toplam | 72 |
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Benzer Manada Kelimeler
- فَرَقَ
- فَرَّقَ(a)
- فَرَّقَ(b)
- فَرْقٌ
- فِرْقَةٌ
- فِرَاقٌ
Zıt Manada Kelimeler
- فَرَقَ
- فَرَّقَ(a)
- فَرَّقَ(b)
- فَرْقٌ
- فِرْقَةٌ
- فِرَاقٌ
AÇIKLAMA:
TEFRÎK ile TEFKÎK kelimeleri arasındaki fark
( ف ر ق – ف ك ك )
Her tefkîk (çözme) bir tefrîk (ayırma)dır. Oysa her her tafrîk, bir tefkîk değildir. Tefkîk ancak birbiri ile kaynaşmış olanları tefrîk (ayırma) için kullanılır. (Farklar Sözlüğü 208) Bknz: ( ف ك ك )
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Fark | فَرْق | Ayrılık, başkalık. | Çoğulu: Fürûk |
| Fırk | فِرْق | Parça. |
|
| Fârik | فَارِق | 1: Ayıran, ayırıcı. 2. Bir şeyi benzerlerinden ayırmaya yarayan özellik. | Müennesi: Fârika |
| Fârikât | فَارِقَات | Fark edenler, ayıranlar. |
|
| Fârûk | فَارُوق | Ayıran. |
|
| Furkân | فُرْقَان | Hak ile batılı birbirinden ayıran. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı farkedip ayıran. |
|
| Fırka | فِرْقَة | Parti. İnsan grubu. Kısım olmak ve ayrılmak. Bölük. | Çoğulu: Fırâk |
| Ferîk | فَرِيق | 1: İnsan topluluğu. 2: Kolordu kumandanı. | Ferîkân, Ferîkayn |
| Firkat | فِرْقَة | Ayrılış, ayrılık. | ؟؟؟ |
| Mefrûk | مَفْرُوق | Ayrılan. |
|
| Tefrîk | تَفْرِيق | Ayırma, ayırt etme. |
|
| Tefrîka | تَفْرِيقَة | 1: Gazete veya dergilerde çıkan, birbirini tamamlayan yazılardan oluşan dizi. 2: Sürekli anlaşmazlık. |
|
| Mufârakât | مُفَارَقَة | Ayrılık, ayrılmak. |
|
| Müfârık | مُفَارِق | Ayrılan, ayrılmış. Müfarakat eden. |
|
| Teferruk | تَفَرُّق | Dağılma, ayrılma. |
|
| Müteferrık | مُتَفَرِّق | Çeşitli. Kısım kısım. Başka başka. Dağınık. |
|
| Müteferrıka | مُتَفَرِّقٓة | Çeşitli işler gören. |
|
| Tefârîk | تَفَارِيق | Müteferrik olanlar. |
|
| Mütefârık | مُتَفَارِق | Ayrı ayrı. |
|
| İnfirâk | اِنْفِرَاق | Ayrılma. |
|
| İftirâk | اِفْتِرَاق | Ayrılmak. |
|
| İftirâkât | اِفْتِرَاقَات | Ayrılıklar. İftiraklar. |
|
| İstifrâk | اِسْتِفْرَاق | Farkettirmek, ayırdetmeyi istemek. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
فَرَقَ : Fiil-I. Meçhul Muzari: يُفْرَقُ
| 2:50 | وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ |
| Diyanet Meali: | Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, Firavun ailesini suda boğmuştuk. |
| 5:25 | فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ |
| Diyanet Meali: | “Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır.” |
| 9:56 | وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ |
| Diyanet Meali: | Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur. |
| 17:106 | وَقُرْآنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَىٰ مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنْزِيلًا |
| Diyanet Meali: | Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik. * |
| 44:4 | فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ |
| Diyanet Meali: | Her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. * |
فَرَّقَ : Fiil-II.
| 2:102 | فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ |
| Diyanet Meali: | Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. |
| 2:136 | لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ |
| Diyanet Meali: | “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” |
| 2:285 | كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ |
| Diyanet Meali: | Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” |
| 3:84 | لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ |
| Diyanet Meali: | “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.” |
| 4:150 | وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ |
| Diyanet Meali: | Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler… |
| 4:152 | وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ |
| Diyanet Meali: | Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince… |
| 6:159 | إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ |
| Diyanet Meali: | Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. |
| 20:94 | إِنِّي خَشِيتُ أَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ |
| Diyanet Meali: | “Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, demenden korktum.” |
| 30:32 | مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا |
| Diyanet Meali: | Dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimseler(den olmayın). |
فَارَقَ : Fiil-III.
| 65:2 | فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ |
| Diyanet Meali: | (Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca), onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. |
تَفَرَّقَ : Fiil-V.
| 3:103 | وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا |
| Diyanet Meali: | Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. |
| 3:105 | وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ |
| Diyanet Meali: | Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. |
| 4:130 | وَإِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللَّهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ |
| Diyanet Meali: | Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). |
| 6:153 | وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ |
| Diyanet Meali: | Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. |
| 30:14 | وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ |
| Diyanet Meali: | Kıyametin kopacağı gün, işte o gün mü’minler ve kâfirler birbirinden ayrılacaklardır. * |
| 42:13 | أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ |
| Diyanet Meali: | “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” |
| 42:14 | وَمَا تَفَرَّقُوا إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ |
| Diyanet Meali: | Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. |
| 98:4 | وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ |
| Diyanet Meali: | Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. * |
فَارِقَاتٌ : İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Bayan Çoğul. Tekili: فَارِقَةٌ Müzekkeri: فَارِقٌ
| 77:4 | فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا |
| Diyanet Meali: | Hakkıyla ayıranlara… * |
فَرْقٌ : İsim.
| 26:63 | فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ |
| Diyanet Meali: | Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. |
فِرْقٌ : İsim.
| 77:4 | فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا |
| Diyanet Meali: | Hakkıyla ayıranlara… * |
فِرْقَةٌ : İsim.
| 9:122 | فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ |
| Diyanet Meali: | Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar. |
فَرِيقٌ : İsim.
| 2:75 | وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ |
| Diyanet Meali: | Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler… |
| 2:85 | وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ |
| Diyanet Meali: | (Size haram olduğu hâlde) onları yurtlarından çıkaran kimselersiniz… |
| 2:87 | أَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَىٰ أَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ |
| Diyanet Meali: | Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp (bir kısmını da öldürmediniz mi)? |
| 2:87 | وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ |
| Diyanet Meali: | (Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip onların bir kısmını yalanlayıp) bir kısmını da öldürmediniz mi? |
| 2:100 | أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ |
| Diyanet Meali: | Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? |
| 2:101 | نَبَذَ فَرِيقٌ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللَّهِ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ |
| Diyanet Meali: | Kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar. |
| 2:146 | وَإِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ |
| Diyanet Meali: | Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler. |
| 2:188 | لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالْإِثْمِ |
| Diyanet Meali: | Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. |
| 3:23 | ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ |
| Diyanet Meali: | Sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor. |
| 3:78 | وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ |
| Diyanet Meali: | Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, (Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye, okudukları Kitap’tanmış gibi) dillerini eğip bükerler. |
| 3:100 | إِنْ تُطِيعُوا فَرِيقًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ |
| Diyanet Meali: | Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar. |
| 4:77 | فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ |
| Diyanet Meali: | Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, (Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok) korkarlar. |
| 5:70 | كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَىٰ أَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا |
| Diyanet Meali: | Fakat her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar… |
| 5:70 | وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ |
| Diyanet Meali: | Bir kısmını da öldürdüler. |
| 6:81 | فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالْأَمْنِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ |
| Diyanet Meali: | “Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.” |
| 7:30 | فَرِيقًا هَدَىٰ |
| Diyanet Meali: | Allah, bir kısmına hidayet etti… |
| 7:30 | وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ |
| Diyanet Meali: | Bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. |
| 8:5 | وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ |
| Diyanet Meali: | Mü’minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi. |
| 9:117 | مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ |
| Diyanet Meali: | İçlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra… |
| 11:24 | مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْأَعْمَىٰ وَالْأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ |
| Diyanet Meali: | Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. |
| 16:54 | ثُمَّ إِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ |
| Diyanet Meali: | Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. * |
| 19:73 | قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا |
| Diyanet Meali: | İnkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis (ve mahfili daha güzeldir)?” dediler. |
| 23:109 | إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا |
| Diyanet Meali: | Kullarımdan, “Ey Rabbimiz! Biz inandık…” diyen bir grup var idi. |
| 24:47 | ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذَٰلِكَ |
| Diyanet Meali: | Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. |
| 24:48 | وَإِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ |
| Diyanet Meali: | Aralarında hüküm vermesi için Allah’a (Kur’an’a) ve peygambere çağırıldıkları zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirmektedir. * |
| 27:45 | فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ |
| Diyanet Meali: | Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar. |
| 30:33 | ثُمَّ إِذَا أَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ |
| Diyanet Meali: | Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. |
| 33:13 | وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ |
| Diyanet Meali: | Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. |
| 33:26 | وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَرِيقًا تَقْتُلُونَ |
| Diyanet Meali: | Ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, (bir kısmını da esir ediyordunuz). |
| 33:26 | وَتَأْسِرُونَ فَرِيقًا |
| Diyanet Meali: | Bir kısmını da esir ediyordunuz. |
| 34:20 | وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular. * |
| 42:7 | وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ |
| Diyanet Meali: | Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, (bir grup ise cehennemdedir). |
| 42:7 | وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ |
| Diyanet Meali: | Bir grup ise cehennemdedir. |
تَفْرِيقٌ : İsim. Mastar. Tef’îl Bâbı (II. Bâb).
| 9:107 | وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için bir mescit yapanlar vardır. |
فِرَاقٌ : İsim. Mastar. Mufâale Bâbı (III. Bâb).
| 18:78 | قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ |
| Diyanet Meali: | Adam, “İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir” dedi. |
| 75:28 | وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ |
| Diyanet Meali: | (Ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği zaman…* |
فُرْقَانٌ : İsim.
| 2:53 | وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ |
| Diyanet Meali: | Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik. * |
| 2:185 | هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَىٰ وَالْفُرْقَانِ |
| Diyanet Meali: | (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak (Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır). |
| 3:4 | مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَأَنْزَلَ الْفُرْقَانَ |
| Diyanet Meali: | O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. |
| 8:29 | يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا |
| Diyanet Meali: | Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir. |
| 8:41 | وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ |
| Diyanet Meali: | (Eğer Allah’a); hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize (inandıysanız bunu böyle bilin). |
| 21:48 | وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَىٰ وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقِينَ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik. * |
| 25:1 | تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَىٰ عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا |
| Diyanet Meali: | Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah’ın şanı yücedir. * |
مُتَفَرِّقُونَ : İsim. İsm-i Fâil. Tefa’ul Bâbı (V. Bâb). Kurallı Erkek Çoğul. Tekili: مُتَفَرِّقٌ Müennesi: مُتَفَرِّقَةٌ
| 12:39 | أَأَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ |
| Diyanet Meali: | “Ayrı ayrı ilâhlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?” |
مُتَفَرِّقَةٌ : İsim. İsm-i Fâil. Tefa’ul Bâbı (V. Bâb). Müennes. Müzekkeri: مُتَفَرِّقٌ
| 12:67 | وَادْخُلُوا مِنْ أَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ |
| Diyanet Meali: | Ayrı ayrı kapılardan girin. |