KÖK HARFLER: ف ت ح
ANLAM:
فَتَحَ : Açmak. Aralık bırakmak. Ülkeyi zorla almak, kazanmak, fethetmek. Belirsiz veya karışık olanı açıklığa kavuşturmak, açıklamak.
AÇIKLAMA:
فَتْحٌ : Muğlaklığı, kapalılığı ve müşkilliği izale etmek, gidermek, açmak. Bu iki türlüdür:
Birincisi, gözle görülebilen türden açma. Mesela kapı ve benzeri şeyleri açma (فَتْحٌ) ve ayrıca demir kilidi, mandalı, sürgüyü ve şu ayette ifade edildiği gibi eşyayı açma gibi: وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ : Yüklerini açınca karşılık olarak götürdükleri mallarının kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler (12/65); وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ : Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar (15/14).
İkincisi, “gamı, tasayı, veya kederi kişinin üzerinden kaldırmak, izale etmek veya gidermek” demek olan فَتْحُ الْهَمِّ sözünde ifade edildiği gibi, “basirette görülebilen” türden açma. Bu da çeşitli kısımlara ayrılır:
Birincisi, dünyevi meselelerle ilgilidir. Mesela “kişinin üzerinden kaldırılacak, izale edilecek veya giderilecek gam, tasa veya keder” ve “mal vs. türden bir şey verilerek izale edilecek veya giderilecek bir fakirlik” gibi. Mesela: فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ : Onlar, kendilerine hatırlatılan şeyleri unutunca; Biz de kendilerine her şeyin kapılarını açtık (6/44). Yani “…genişlettik, bollaştırdık…”
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آَمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ : Eğer o ülkelerin halkları iman edip kötülüklerden sakınsalardı, göğün ve yerin bereket kapılarını üzerlerine açardık (7/96). Yani “hayırlar onlara yönelirdi ya da hayırlardan nasipleri olurdu.”
İkinci olarak, “kapalı ilimleri veya bilgileri açma” anlamında kullanılır. Mesela فُلاَنٌ فَتَحَ مِنَ الْعِلْمِ بَابًا مُغْلَقًا (Filan kişi bir ilimde veya bilgide kapalı bir kapıyı açtı) sözünde bu ifade edilir).
Şu sözüne gelince: إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا : Biz sana apaçık fetih verdik (48/1).
- Bir görüşe göre Yüce Allah burada “Mekke’nin fethini” kastetmiştir.
- Bir görüşe göre ise, bilakis burada Yüce Allah, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) açılmış olan; bilgileri veya ilimleri, sevaba ulaşmaya vesile olan hidayetleri ve günahlarının gufranının bir sebebi haline gelen mahmud, övülen olan makamları kastetmiştir.
Her türlü şeyde فَاتِحَةٌ, “kendisiyle birlikte, sonrasında gelenin açıldığı, o şeyin başlangıcı” demektir. Fatiha suresine de (فَاتِحَةُ الْكِتَابِ) bu ad verilmiştir.
“Filan kişi, şöyle bir işe başladı” anlamında اِفْتَتَحَ فُلاَنٌ كَذَا ve “Filan kişi bir başkasına şöyle bir şey bildirdi ve ondan haberdar etti” anlamında فَتَحَ عَلَيْهِ كَذَا denmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ : Rabbiniz katında aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi Allah’ın size açıkladıklarını onlara anlatıyorsunuz? (2/76); مَا يَفْتَحِ اللَّهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا : Allah’ın insanlara açtığı bir rahmeti hiç kimse alıkoyamaz (35/2).
فَتَحَ الْقَضِيَّةَ : Bir davada, kesin hükmü verip son sözü söyledi ve davanın muğlaklığını, kapalılığını izale etti, ortadan kaldırdı. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ : Rabbimiz, kavmimizle bizim aramızda Sen, hak ile hüküm ver. Sen, hüküm verenlerin en hayırlısısın (7/A’râf 89). Şu sözünde de buradan gelir: وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ : O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir (34/26).
Hem dammeli olarak فُتَاحَةٌ şeklinde hem de فَتْحٌ şeklinde kullanılmıştır.
Şu sözüne gelince: إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman (1) Burada geçen فَتْحٌ kelimesinin “nusret”, “zafer”, “hüküm” ve “Yüce Allah’ın insanın bilmesine açtığı bilgiler” anlamında olması muhtemeldir. Yüce Allah’ın şu sözlerinde de bu şekildedir: نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ : Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetih (61/13); فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ : Olur ki Allah fetih verir (5/52); وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْفَتْحُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ : Doğru söylüyorsanız bu fetih ne zaman? diyorlar (32/28).
Şu sözüne gelince: قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِيمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ : De ki; Fetih günü o kâfirlere imanları fayda vermez ve kendilerine mühlet de verilmez (32/29). Yani “hüküm günü…”
- Bir görüşe göre, “kıyametin kurulmasıyla şüphelerin izale edileceği, giderileceği gün…” anlamındadır.
- Başka bir görüşe göre ise, “Yüce Allah’tan bir fetih ya da hüküm olarak kendilerine gelmesini istedikleri (اِسْتِفْتَاحٌ) ve talep ettikleri azap…” anlamına gelir.
اِسْتِفْتَاحٌ : Fetih ya da hüküm verilmesini (فِتَاحٌ) istemek. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ : Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi (8/19). Yani “eğer bir zafer istiyorsanız” veya “bir fitah (فِتَاحٌ) yani hüküm istiyorsanız” ya da “hayırlarla ilgili bir başlangıç istiyorsanız, işte Allah Rasulünün (s.a.v.) gelişiyle birlikte, bunlar size gelmiş oldu.”
Şu sözüne gelince: وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا : (Yahudiler) daha önce inanmayanlara karşı zafer istiyorlardı (2/Bakara 89) Yani “Yüce Allah’tan, Muhammed (a.s.)’ı gönderip kendilerine yardım etmesini isterlerken…”
- Bunun, “Kimi zaman insanlardan onun hakkında bilgi edinmeye ve kimi zaman da kitaplardan onunla ilgili bilgiler çıkarmaya çalışırlarken…” anlamında olduğu söylenmiştir.
- Bir başka görüşe göre, “onu anarak Yüce Allah’tan zafer isterlerken…” anlamındadır.
- Bir diğer görüşe göre ise, “bizler Muhammed (a.s.) ile birlikte, putlara tapanlara karşı zafer kazanacağız derlerken…” anlamındadır.
مِفْتَحٌ ve مِفْتَاحٌ : Bir şeyi açmada kullanılan araç, anahtar. Çoğulu مَفَاتِيحُ ve مَفَاتِحٌ şekillerinde gelir. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ : Gaybın anahtarları O’nun katındadır (6/59). Burada Yüce Allah عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا – إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِنْ رَسُولٍ : O, gaybi bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz. Seçtiği bir elçiden başka (72/26-27) ayetinde zikredilen “Kendi gaybına vasıl olmada, ulaşmada veya erişmede vasıta edinilecek şeyleri” kastetmektedir.
Şu sözüne gelince: وَآَتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا إِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ أُولِي الْقُوَّةِ : Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı (28/76).
- Bir görüşe göre Yüce Allah burada, “Karun’un hazinelerinin anahtarlarını” kastetmiştir.
- Başka bir görüşe göre ise, bilakis burada مَفَاتِحٌ kelimesi ile “hazinelerin kendisi” kastedilmiştir.
بَابٌ فُتُحٌ : Her halde, durumda açık olan kapı. بَابٌ غُلُقٌ kelimesi ise bunu zıddı anlamında kullanılır.
Şöyle bir rivayet zikredilir: مَنْ وَجَدَ بَابًا غُلُقًا وَجَدَ إِلَى جَنْبِهِ بَابًا فُتُحًا “Kim daima kapalı olan bir kapı bulduysa, onun yanında da daima açık olan bir kapı bulmuştur.”
كُمٌّ فَتْحٌ : Geniş yen, elbise kolu. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
فَتَحَ (geniş zaman يَفْتَحُ mastar isim فَتْحٌ):
فَتَحَ الْبَابَ : Kapıyı açtı.
فَتَحْتُ الْقَنَاةَ : Kanalı açtım (ki su akabilsin ve ekin sulayabilsin).
فَتَحَ بَيْنَ رِجْلَيْهِ : Bacakları arasında bir aralık bıraktı.
فَتَحَ الْبِلَادَ : Ülkeyi zorla aldı, kazandı ya da fethetti.
فَتَحَ الْمُشْكِلَ : Belirsiz veya karışık olanı açıklığa kavuşturdu ya da açıkladı.
فَتَحَ عَلَيْهِ بِكَذَا : Onu o şey hususunda bilgilendirdi ya da ondan haberdar etti
فَتَحَ سِرَّهُ عَلَيْهِ : Sırrını ona açıkladı.
فَتَحَ اللّٰهُ عَلَى فُلَانٍ : Allah c.c. falanca birine yardım etti, destek oldu.
فَتَحَ بَيْنَهُمْ : Onlar arasında hükmetti.
فَتَحَ : Açtı, (genişletmek, rızıklandırmak manasında açtı), fethetti. Hükmetti.
اِسْتَفْتَحَ الْبَابَ : Kapının açılmasını diledi ya da istedi.
اِسْتَفْتَحَ : Düşmanına karşı destek veya zafer istedi, fetih istedi, arzu etti, diledi, ya da hüküm istedi.
فَتْحٌ : Zafer; bir ülkenin fethi.
فَتْحٌ : Düşmana karşı destek; sayesinde Allah’ın c.c. destek verdiği geçim vasıtaları; her yağmurun ilki.
فَاتِحَةٌ : Bir şeyin başlangıcı veya ilk kısmı.
فَاتِحَةُ الْكِتَابِ : Kitabın, yani Yüce Kuran’ın başlangıç bölümü.
مِفْتَحٌ : Anahtar, su kanalı (çoğulu: مَفَاتِحُ ve مَفَاتِيحُ).
مَفْتَحٌ : Bir şeylerin tutulduğu veya saklandığı bir yer (eşanlamlısı: مَخْزَنٌ ve كَنْزٌ, çoğulu: مَفَاتِحُ).
اُوتِيتُ مَفَاتِحَ الْكَلِمِ : Sözcüklerin anahtarları bana verilmiştir.
فَاتِحٌ (ismi fail): Açan.
فَتَّاحٌ : Açan; fetheden; hükmeden. Çok iyi hüküm veren. Pekiştirmeli bir anlamı vardır. Kulları için merhametinin ve rızkının kapılarını açan manasında Allah’a c.c. istinaden kullanılan bir sıfattır.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
| فَتَحَ | fiil-I | 16 | Açtı, fethetti, hükmetti | 54/11 | Meçhul: فُتِحَ |
| فَتَّحَ | fiil-II | 1 | Açtı | 7/40 |
|
| اِسْتَفْتَحَ | fiil-X | 3 | Fetih (zafer) talep etti | 14/15 |
|
| فَتْحٌ | isim | 12 | Fetih, zafer | 48/1 |
|
| فَاتِحٌ | isim | 1 | Fetheden, hükmeden | 7/89 |
|
| مُفَتَّحَةٌ | isim | 1 | Açılan, açılmış | 38/50 |
|
| مَفَاتِحُ | isim | 3 | Anahtar (Çoğul) | 6/59 | Tekili: مِفْتَاحٌ |
| فَتَّاحٌ | isim | 1 | Çok iyi hüküm veren | 34/26 |
|
|
| Toplam | 38 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Benzer Manada Kelimeler
- فَتَحَ (a)
- فَتَحَ (b)
- اِبْتَدَأَ > bak: ب د أ
- اِفْتَتَحَ > bu kök
- فَتْحٌ (a)
- فَتْحٌ (b)
- فَاتِحَةٌ
Zıt Manada Kelimeler
- فَتَحَ (a)
- فَتَحَ (b)
- فَتْحٌ (a)
- فَتْحٌ (b)
- فَاتِحَةٌ
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Feth (Fetih) | فَتْح | Açma, başlama. Zabtetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret. |
|
| Fâtih | فَاتِح | Açan, fetheden. |
|
| Fâtiha | فَاتِحَة | Bir şeyin başlangıcı, ibtidası. Kur’an’ın ilk suresi. |
|
| Fetha | فَتْحَة | Arabçada harfleri (E, A) diye okutan işaret, üstün. |
|
| Fettâh | فَتَّاح | En iyi, en çok fetheden. Darlıktan kurtaran. |
|
| Fütûhât | فُتُوحَات | Fetihler, zaferler, galibiyetler. | Feth’in çoğulu |
| Miftâh | مِفْتَاح | Açan alet. Anahtar. Kilidleri açan anahtar. | Çoğulu: Mefâtih |
| Teftîh | تَفْتِيح | Açmak. Bırakmak. |
|
| Müfettih | مُفَتِّح | Feth eden, açan, açıcı. |
|
| Müfettah | مُفَتَّح | Açılmış, açık. |
|
| İftâh | إِفْتَاح | Açmak. Fethetmek. |
|
| Tefâtuh | تَفَاتُح | Muhakeme olmak. Bir nesneye başlamak. |
|
| İnfitâh | اِنْفِتَاح | Açılma. Boşalma. Tıkanan bir şeyin açılışı. |
|
| Münfetih | مُنْفَتِح | İnfitah eden, açılan, açılmış. |
|
| İftitâh | اِفْتِتَاح | Açmak, başlamak, fethetmek. Zabtetmek. |
|
| İstiftâh | اِسْتِفْتَاح | Siftah etmek. Başlamak. Açmak. |
|
| Siftah (İstiftah) | ——— | İlk kez olarak. İlk alışveriş. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
فَتَحَ : Fiil-I. Meçhul: فُتِحَ
| 2:76 | أَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ |
| Diyanet Meali: | “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz?” |
| 6:44 | فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ |
| Diyanet Meali: | Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. |
| 7:89 | رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ |
| Diyanet Meali: | “Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” |
| 7:96 | وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَىٰ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. |
| 12:65 | وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ |
| Diyanet Meali: | Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. |
| 15:14 | وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ |
| Diyanet Meali: | Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar…* |
| 21:96 | حَتَّىٰ إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler. * |
| 23:77 | حَتَّىٰ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ |
| Diyanet Meali: | Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir. * |
| 26:118 | فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.” * |
| 34:26 | قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, hakkıyla bilendir.” * |
| 35:2 | مَا يَفْتَحِ اللَّهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا |
| Diyanet Meali: | Allah, insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak (engelleyecek) yoktur. |
| 39:71 | حَتَّىٰ إِذَا جَاءُوهَا فُتِحَتْ أَبْوَابُهَا |
| Diyanet Meali: | Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır.. |
| 39:73 | حَتَّىٰ إِذَا جَاءُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ |
| Diyanet Meali: | Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz.” |
| 48:1 | إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. * |
| 54:11 | فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ |
| Diyanet Meali: | Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık. * |
| 78:19 | وَفُتِحَتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا |
| Diyanet Meali: | Gök açılır ve kapı kapı olur. * |
فَتَّحَ : Fiil-II.
| 7:40 | لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ |
| Diyanet Meali: | Onlara göklerin kapıları açılmaz. |
اِسْتَفْتَحَ : Fiil-X.
| 2:89 | وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا |
| Diyanet Meali: | Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. |
| 8:19 | إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ |
| Diyanet Meali: | (Ey inkârcılar!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. |
| 14:15 | وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ |
| Diyanet Meali: | Peygamberler, Allah’tan yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı. * |
فَتْحٌ : İsim.
| 4:141 | فَإِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللَّهِ قَالُوا أَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ |
| Diyanet Meali: | Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. |
| 5:52 | فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ |
| Diyanet Meali: | Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir… |
| 8:19 | إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ |
| Diyanet Meali: | (Ey inkârcılar!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. |
| 26:118 | فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.” * |
| 32:28 | وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا الْفَتْحُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ |
| Diyanet Meali: | “Eğer doğru söyleyenler iseniz, şu fetih ne zamanmış?” diyorlar. * |
| 32:29 | قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِيمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Fetih (Kıyamet) günü, inkâr edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır.” * |
| 48:1 | إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. * |
| 48:18 | فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا |
| Diyanet Meali: | Onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih nasip etmiştir. |
| 48:27 | فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذَٰلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا |
| Diyanet Meali: | Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi. |
| 57:10 | لَا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ أَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ |
| Diyanet Meali: | İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. |
| 61:13 | وَأُخْرَىٰ تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ |
| Diyanet Meali: | Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke’nin fethi). |
| 110:1 | إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ |
| Diyanet Meali: | Allah’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde..* |
فَاتِحٌ : İsim. İsm-i Fâil. فَاتِحِينَ : Kurallı Erkek Çoğul. Nasb / Cerr Hali.
| 7:89 | رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ |
| Diyanet Meali: | “Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” |
مُفَتَّحَةٌ : İsim. İsm-i Mef’ûl. Müennes. Müzekkeri: مُفَتَّحٌ
| 38:50 | جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْأَبْوَابُ |
| Diyanet Meali: | Kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır. * |
مَفَاتِحُ : İsim. Çoğul. Tekili: مِفْتَاحٌ
| 6:59 | وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ |
| Diyanet Meali: | Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. |
| 24:61 | أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ |
| Diyanet Meali: | Teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde (yemek yemenizde de bir sakınca yoktur). |
| 28:76 | وَآتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا إِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ أُولِي الْقُوَّةِ |
| Diyanet Meali: | Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. |
فَتَّاحٌ : İsim.
| 34:26 | قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, hakkıyla bilendir.” * |