KÖK HARFLER: ع ر و
ANLAM:
عَرَا:
- İhsanını bekleyerek birisine gelmek; böyle birine rastlamak.
- (Bir iş) başına gelmek; onu uğraştırmak; onu sıkıntıya sokmak.
AÇIKLAMA:
Ragıp el-İsfahanî, Müfredât kitabında (ع ر و) ile (ع ر ي) köklerini bir arada ele almıştır. Bu iki kök zaten muhtemelen aynı kökten türemiştir, zamanla birbirinden ayrılmış olan varyantlardır. Aynı temel anlam etrafında döner: “Çıplak olmak, soyunmak, örtüsüz kalmak.”
(ع ر و) kökünden gelen عُرْوَةٌ kelimesi ile (ع ر ي) kökünden gelen عُرْيَانٌ kelimesi arasındaki anlamsal bağı şöyle açıklayabiliriz:
عُرْوَةٌ : Kulp, tutunacak şey, tutunulan şey, bağ kurulan şey.
عُرْيَانٌ : Çıplak, yani tutunacak, örtünecek şeyi olmayan. Üzerinde koruyucu, örtü vb. yok.
Yani biri: “bağın yokluğu”, diğeri: “bağın kendisi”. Çok eski bir “bağ / tutunma / örtü” fikrinden iki farklı anlam dalı çıkmış gibi görünmektedir.
Müfredât’ta (ع ر ي) kökü altında (ع ر و) kökü ile ilgili kelimelerin açıklaması:
عَرَاءٌ : İçinde örtü, perde olacak hiçbir şeyin bulunmadığı yer. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ : Hasta bir hâlde onu açık bir yere attık (37/145).
Kasırlı olarak عَرَا kelimesi “yöre, semt, çevre veya yan (نَاحِيَةٌ)” anlamına gelir.
عَرَاهُ ve اِعْتَرَاهُ : Onun عَرَا’sına yani yöresine, semtine veya yanına yöneldi veya gitti. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: إِنْ نَقُولُ إِلَّا اعْتَرَاكَ بَعْضُ آَلِهَتِنَا بِسُوءٍ : İlahlarımızdan biri (zarar vermek üzere) sana yönelmiş demekten başka sözümüz yok! (11/54).
عُرْوَةٌ : Bir şeye عَرَا’sından yani yanından asılı, bağlı olan nesne, kulp.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا : Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O hâlde kim tâğutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır (2/256). Temsil, benzetme yollu böyle denmiştir.
Yine عُرْوَةٌ “yiyecek noktasında, ilkbahar mevsimi gelinceye kadar develerin kendisine bağlı kaldığı bir ağaçtır”. Bu ağaca عُرْوَةٌ de عُلْقَة de denir.
عَرِيٌّ ve عَرِيَّةٌ : Birinin ya da bir şeyin yöresine, semtine, çevresine veya yanına yönelen (يَعْرُو) soğuk rüzgar. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَرَا (geniş zaman يَعْرُو mastar isim عَرْوٌ):
عَرَا فُلَانًا : İhsanını bekleyerek falanca birine geldi ya da ona rastladı.
عَرَاهُ الْاَمْرُ : O iş başına geldi; onu uğraştırdı; onu sıkıntıya soktu.
اِعْتَرَاهُ الْاَمْرُ (şu sözcükle eşanlamlı: عَرَاهُ ) : O iş ona rastladı, isabet etti, onun başına geldi ya da onu sıkıntıya soktu.
عَرِىَ : Korkudan titremiş haldeydi ya da o hale geldi.
عُرْوَةٌ : Sayesinde başka bir şeyin sıkı veya sağlam hale getirildiği ve bel bağlanan bir şey; kulp, bir maşrapanın kulpu; insanların hayvanlarını otlattığı bir şehrin çevresi; bir kimsenin sayelerinde yarar sağladığı bir grup insan.
عُرْوَةٌ malın en güzel ve muntazam kısmı, manasına da gelmektedir.
اَلْعُرْوَةُ aslanın bir adıdır.
عُرْوَةُ الصَّعَالِيكِ : Yoksulların veya muhtaçların desteklenmesi. Yaprakları kışın dökülmeyen birbirine girmiş ağaçlar, manasına da gelmektedir.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| اِعْتَرَى | fiil-VIII | 1 | Yöneldi, isabet etti, içine girdi. (ب harf-i cerri (edat) ile): Yöneltdi, isabet ettirdi, içine girdirdi. | 11/54 |
| عُرْوَةٌ | isim | 2 | Kulp | 2/256 |
|
| Toplam | 3 |
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Urve | عُرْوَة | Düğme iliği. Kulp. Yapışacak sap. Tutacak yer. |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
اِعْتَرَى : Fiil-VIII.
| 11:54 | إِنْ نَقُولُ إِلَّا اعْتَرَاكَ بَعْضُ آلِهَتِنَا بِسُوءٍ |
| Diyanet Meali: | Biz sadece şunu söyleriz: “Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış.” |
عُرْوَةٌ : İsim.
| 2:256 | فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ لَا انْفِصَامَ لَهَا |
| Diyanet Meali: | (O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa), kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. |
| 31:22 | وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ |
| Diyanet Meali: | Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. |