KÖK HARFLER: ج ز أ
ANLAM:
جَزَأَ : Bir şeyi parçalara veya kısımlara bölüştürmek; o şeyi parçalardan ya da kısımlardan oluşacak hale getirmek.
AÇIKLAMA:
جُزْءُ الشَّيْءِ : Bir nesnenin bütününü oluşturan parçalar. Mesela أَجْزَاءُ السَّفِينَةِ (geminin parçaları), أَجْزَاءُ الْبَيْتِ (çadırın veya evin parçaları) ve أَجْزَاءُ الْجُمْلَةِ مِنَ الْحِسَابِ (hesaplamada bütünün parçaları) gibi. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءاً Sonra her dağın başına onlardan bir parça koy (2/260).
Yine şöyle buyurmuştur: لِكُلِّ بَابٍ منْهُمْ جُزْءٌ مقْسُومٌ Her kapı için onlardan belirlenmiş bir kısım vardır (15/44). Buradaki جُزْءٌ kelimesi “nasip, pay” demektir ki bu da “bir nesnenin cüzüdür, parçasıdır”.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince, وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءاً Tuttular, O’na kullarından bir cüz tasarladılar (43/15). Bir görüşe göre bununla “kız çocukları” kastedilmiştir. Kökeni de Arapların “kadın kız çocuk doğurdu” anlamındaki أَجْزَأَتِ الْمَرْأَةُ kullanımlarıdır.
جَزَأَ اْلإِبِلُ : Develer, su yerine taze otlarla yetin diler. Mastarı مَجْزَءٌ ve جَزْءٌ şekillerinde gelir.
“Semiz, yağlı et, arık olandan daha kafidir ya da daha iyi doyurur” anlamında اَللَّحْمُ السَّمِينُ أجْزَأُ مِنَ اْلمَهْزُولِ ifadesi zikredilmiştir.
جُزْأَةُ السِّكِّينِ : Bıçak demirinin, içine girdiği çubuk, bıçak sapı. Bıçağın bir parçası olduğu düşünülerek böyle adlandırılmıştır. (Müfredât)
Cüz kelimesi için, “aynı cinsten olanlardan biridir” denmiştir.
DİĞER BAZI TÜREVLERİ:
جَزَاَ (geniş zaman يَجْزَاُ mastar isim جَزْءٌ):
جَزَاَهُ : O şeyi parçalara veya kısımlara bölüştürdü; o şeyi parçalardan ya da kısımlardan oluşacak hale getirdi (جَزَّاَهُ); o şeyin bir parçasını veya kısmını aldı; o şeyi sağlam, dayanıklı ya da güçlü hale getirdi; o şeyi sıkıca bağladı.
جَزَاَ بِهِ : O şeyden memnundu.
جُزْءٌ (çoğul hali اَجْزَاءٌ) : Bir şeyin bir parçası veya kısmı veya bölümü; bir şeyi oluşturan parçası; bir kitabın cildi.
جُزُؤًا : Kadınlar.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
جُزْءٌ | isim | 3 | Parça, bölüm, kısım | 15/44 |
| Toplam | 3 |
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- جَزَّأَ
- جُزْءٌ
Zıt Manada Kelimeler
- جَزَّأَ
- جُزْءٌ
AÇIKLAMA:
BA’Z ile CÜZ’ kelimeleri arasındaki fark
( ب ع ض – ج ز أ )
Ba’z (bölüm, birim), parçalanabilir. Cüz’ ise parçalanamaz. Cüz’ kelimesi, bütünlenebilmek için cem‘ gerektirir, ba’z ise küll gerektirir. (Farklar Sözlüğü 197) Bknz: ( ب ع ض )
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
Cüz’ | جُزْء | Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri. Parça. |
|
Cüz’î | جُزْئِى | Az, azıcık, pek az. Parçaya ait olan. |
|
Cüzdan | ——— | Para, kâğıt vb. koymaya yarayan küçük çanta. | (Arapça + Farsça) |
Eczâ | أَجْزَاء | Kimyasal yollarla elde edilen, ilaç yapmaya yarayan veya sanayide türlü işlerde kullanılan maddelerin genel adı. | Eczâne, Eczâcı |
Teczî (Teczie) | تَجْزِئَة | Kısım kısım ayırma, doğrama, ufaltma, bölme. |
|
Tecezzî | تَجَزِّئ | Parçalara ayrılma, ayrılma, bölünme. |
|
Mütecezzî | مُتَجَزِّئ | Parça parça ayrılan, ufalanmış olan. |
|
Cüzdan kelimesi, “cüz kesesi” anlamındadır. “Cüz” kısmı Arapça, “dân” kelimesi ise “kap, kese” anlamında Farsça bir kelimedir. (Nişanyan Sözlük)
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
جُزْءٌ : İsim.
2:260 | ثُمَّ اجْعَلْ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا |
Diyanet Meali: | Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. |
15:44 | لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ |
Diyanet Meali: | Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır. * |
43:15 | وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءًا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُبِينٌ |
Diyanet Meali: | Böyle iken (“melekler Allah’ın kızlarıdır” demek suretiyle) kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür. * |