KÖK HARFLER: س ل ل
ANLAM:
سَلَّ : Başka bir şeyden bir şey çekip çıkarmak, onu yavaşça çekmek; o şeyi gizlice çalmak.
AÇIKLAMA:
سَلُّ الشَّيْءِ مِنَ الشَّيْءِ : Bir nesneyi başka bir nesneden çekip çıkarmak. Mesela “kılıcı kınından çekip çıkarmak, sıyırmak” (سَلُّ السَّيْفِ مِنَ الْغَمْدِ), “hırsızlık yoluyla evden bir şey çıkarmak, çalmak” (سَلُّ الشَّيْءِ مِنَ الْبَيْتِ ) ve “çocuğu babadan çıkarmak, çocuğun babadan titremesi” (سَلُّ الْوَلَدِ مِنَ اْلأَبِ ) gibi. Buradan hareketle “çocuğa” سَلِيل denmiştir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذًا : Allah içinizden, birbirinin arkasına gizlenerek sıvışıp gidenleri bilir (24/63).
Şu sözüne gelince: وَلَقَدْ خَلَقْنَا اْلاِنْسَانَ مِنْ سُلاَلَةٍ مِنْ طِينٍ : Andolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık (23/12). Yani “yerden süzülüp çıkarılmış saf çamurdan…”
Şöyle denmiştir: سُلَالَةٌ kelimesi “nutfeden, spermden” kinayedir.Ondan husule gelen şeyin safveti düşünülerek böyle adlandırılmıştır.
سُلٌّ : Kendisine yakalanmış olan kimseden eti ve kuvveti çekip, sıyırıp alan bir hastalık. “Allah onu سُلٌّ denen hastalığa düçar etti” anlamında قَدْ أَسَلَّهُ اللهُ denir.
Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: لاَ إِسْلاَلَ وَلاَ إِغْلاَلَ “Hırsızlık yapılmayacağına ve hıyanet edilmeyeceğine…”
تَسَلْسَلَ الشَّيْءُ : Bir nesne ileri geri hareket etti, gidip geldi, sallandı veya çalkalandı. Burada sanki “tekrar tekrar çekilmenin” olduğu düşünülmüştür. Bundan dolayı anlamında bir tekrarlamanın olduğuna dikkatleri çekmek için lafzında da tekrarlama yapılmıştır. “Zincir” anlamına gelen سِلْسِلَةٌ kelimesi buradan gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ : Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu (69/32). Yine şöyle buyurmuştur: إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلاَسِلاَ وَأَغْلاَلاَ وَسَعِيرًا : Biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır (76/4). Şöyle buyurmuştur: إِذِ الاَغْلاَلُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلاَسِلُ يُسْحَبُونَ : Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu hâlde sürükleneceklerdir (40/71).
Şöyle rivayet edilmiştir: يَا عَجَبًا لِقَوْمٍ يُقَادُونَ إِلَى الْجَنَّةِ بِالسَّلاَسِلِ “Ne kadar da gariptir ki bir topluluk cennete zincirlerle sevk edilecektir.”
مَاءٌ سَلْسَلٌ : Gözden kayboluncaya kadar bulunduğu yerde ileri geri hareket eden, gidip gelen ve çalkalanan su.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّى سَلْسَبِيلاَ : Selsebil denilen bir çeşme (76/18). Yani “içimi kolay, lezzetli, yumuşak ve boğazda keskin akışlı.”
- Bunun “cennetteki bir pınarın adı olduğu” söylenmiştir.
- Bazıları bunun Arapların سَلْ سَبِيلاً sözlerinin bileşik hali olduğunu söylemiştir. Bu tıpkı حَوْقَلَةٌ ve بَسْمَلَةٌ gibi bileşik kelimelere benzer.
- Bir görüşe göre ise, “süratli akan her türlü pınara” verilen bir addır.
أَسَلَةُ اللِّسَانِ : Dilin ince tarafı. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
سَلَّ (geniş zaman يَسُلُّ mastar isim سَلٌّ):
سَلَّ الشَّىْءَ مِنَ الشَّىْءِ : Başka bir şeyden bir şey çekip çıkardı ya da onu yavaşça çekti; o şeyi gizlice çaldı.
اِنْسَلَّ ve تَسَلَّلَ مِنْ بَيْنِهِمْ : Savuştu ya da sıvışıp gitti, yani aralarından gizlice veya gizli saklı bir biçimde veya el altından çekip gitti.
اَلسُّلَالَةُ : Bir şeyden çekip çıkarılan veya yavaşça çekip çıkarılan; bir şeyin özü; bir şeyin temiz veya saf, seçkin, son veya en mükemmel kısmı; bir insanın spermi, meni, nutfe.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| تَسَلَّلَ | fiil-V | 1 | Gizlenerek gitti, kaytardı, sıvıştı | 24/63 |
| سُلَالَةٌ | isim | 2 | Nutfe, meni, döl, öz | 32/8 |
|
| Toplam | 3 |
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Sele (Selle) | سَلَة (سَلَّة) | Yayvan, genişçe sepet. |
| Sülâle | سُلَالَة | Soy, sop. |
| Selûl | سُلَالَة | Ölü olarak doğmuş çocuk. |
| İslâl | إِسْلَال | Sıyırıp çıkarma. |
| Tesellül | تَسَلُّل | İnsanlar içinden sıyrılıp çıkma. |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
تَسَلَّلَ : Fiil-V.
| 24:63 | قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذًا |
| Diyanet Meali: | İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. |
سُلَالَةٌ : İsim.
| 23:12 | وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. * |
| 32:8 | ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ |
| Diyanet Meali: | Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı. * |