ع ق ب

KÖK HARFLER: ع ق ب

ANLAM: 

عَقَبَ : Topuklamak, yakın bir biçimde ardından gelmek. Babasının varisi olmak.

AÇIKLAMA:

bb

عَقِبٌ : Ayağın arka, geri tarafı, ökçe. Buna عَقْبٌ de denmiştir. Çoğulu أَعْقَابٌ şeklinde gelir. Şöyle bir rivayet zikredilmiştir: وَيْلٌ لِْلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ (Abdest alırken bunu eksik yapıp ökçelerini tam olarak yıkamayanların cehennemde vay haline!)

Ayrıca عَقِبٌ kelimesi müstear olarak “evlat” ve “evladın evladı” anlamında kullanılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فِي عَقِبِهِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ : Bu sözü, ardından/soyundan geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, (onun dinine) dönsünler (43/28).

عَقِبُ الشَّهْرِ ifadesi Arapların “ayın akibinde yani son kısmında geldi” (جَاءَ فِي عَقِبِ الشَّهْرِ) sözlerinden gelir. 

“Aydan bir miktar kalmış ise” جَاءَ فِي عُقْبِ الشَّهْرِ denir. 

“Bir kimse geri dönmek için ya da geriye dönerek, arkasına doğru kıvrıldığında رَجَعَ عَلَى عَقِبِهِ (Ökçesi üzere döndü) denir. Ayrıca “iki ökçesi üzere geri döndü” anlamında اِنْقَلَبَ عَلَى عَقِبَيْهِ şeklinde kullanılır. Bu kullanımları itibariyle رَجَعَ عَلَى حَافِرَتِهِ kullanımına benzer. Ayrıca Yüce Allah’ın şu sözüne benzer: فَارْتَدَّا عَلَى آَثَارِهِمَا قَصَصًا : Hemen izlerinin üstünden gerisin geri döndüler (18/64).

Araplar “geldiği yoldan geri döndü” anlamında رَجَعَ عَوْدُهُ عَلَى بَدْئِهِ derler. 

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ : Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? (6/71); انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ : Siz geriye mi döneceksiniz? (3/144); وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا : Gerisin geri dönen kimse, Allah’a kesinlikle zarar veremez (3/144); نَكَصَ عَلَى عَقِبَيْهِ : (iki ordu birbirini görünce) ardına döndü… (8/48). Yine şöyle buyurmuştur: قَدْ كَانَتْ آَيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَ : Âyetlerimiz size okunuyordu da siz, ona arkanızı dönüyordunuz (23/66).

“Bir kimse başka bir kimseyi ökçesinden (yani çok yakınından) izlediğinde” عَقَبَهُ denir. Bu kullanımı itibariyle دَبَرَهُ ve قَفَاهُ kullanımlarına benzer. 

عُقْبٌ ve عُقْبَى kelimeleri yalnızca “sevap” anlamında kullanılır. Mesela: هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا : Mükâfatı en iyi olan O, en güzel âkıbeti veren yine O’dur (18/44). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أُولَئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ : İşte onlar için bu dünyada iyi bir akıbet vardır (13/22).

عَاقِبَةٌ kelimesi de yalnızca “sevap” anlamında kullanılır. Mesela: وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ : Akıbet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır (28/83). Fakat izafetli olarak zikredildiğinde ise bazen “ceza” anlamında kullanılır. Mesela: ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاءُوا السُّوأَى أَنْ كَذَّبُوا بِآَيَاتِ اللَّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِئُونَ : Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah’ın âyetlerini yalan saymaları ve onları alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu (30/10). 

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَا أَنَّهُمَا فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ فِيهَا : Nihâyet ikisinin de akıbeti, içinde ebedi kalacakları ateş olacaktır (59/17). Bununla mesela şu ayette yapıldığı gibi, istiareli olarak zıddı kastedilmiş olabilir: فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ : Onlara acıklı bir azabı müjdele (3/Âl-i İmrân 21).

عُقُوبَةٌ ve مُعَاقَبَةٌ ve عِقَابٌ kelimeleri ise yalnızca “ceza” anlamında kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: إِنْ كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ : Hepsi peygamberleri yalanladılar da azabımı hak ettiler (38/14); وَمَنْ يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ : Kim Allah’a karşı gelirse bilsin ki Allah’ın cezalandırması şüphesiz çetindir (59/4); وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ : Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin (16/126); وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللَّهُ : Her kim kendisine yapılan bir eziyete misliyle eziyette bulunur da sonra kendisine zulmedilirse elbette ona Allah yardım eder (22/60).

تَعْقِيبٌ : Bir şeyi yerine getirdikten sonra bir diğerini yerine getirmek. Mesela عَقَّبَ الْفَرَسُ فِي عَدْوِهِ (At durmaksızın peş peşe koştu) denir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ : İnsanı önünden ve arkasından izleyenler vardır (13/Ra’d 11). Yani “onun üzerinde, kendisini korumak için değişerek ya da sırayla, birbirini takip eden melekler vardır.”

Şu sözüne gelince: لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ : Onun hükmünün peşine düşecek yoktur (13/41). Yani “O’nun hükmünün sonuçlarını takip edecek, soruşturacak ve yaptığı işleri araştıracak hiç kimse yoktur”. Bu ifade Arapların, “hakim önündeki kimse hakkında, tekrar tekrar defalarca, ya da ağır ağır, adım adım araştırma yaptığında” söyledikleri عَقَّبَ الْحَاكِمُ عَلَى حُكْمِ مَنْ قَبْلَهُ sözlerinden gelir. 

Ayetin,

  1. İnsanların, kendilerine gizli, kapalı olduğu durumlarda, O’nun hükmü ve hikmetiyle ilgili bir araştırmaya girmeye/dalmaya yönelik bir yasaklama anlamı taşıyor olması veya,
  2. Bu ifadenin kaderin sırlarıyla ilgili konuşmaya girme, dalma hususundaki yasaklamaya benzer bir şey olması mümkündür. 

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ …dönüp ardına bakmadan kaçtı (27 /10) Yani “dönüp geri kaçtı ve yüzünü arkasına dönmedi”. 

اِعْتِقَابٌ : Bir şeyin başka bir şeyi takip etmesi; mesela gecenin ve gündüzün birbirini takip etmesi gibi.

“İki kişinin bir bineğe, birbirini takip ederek bilmesi” anlamına gelen عُقْبَةٌ kelimesi de buradan gelir. 

عُقْبَةُ الطَّائِرِ : Kuşun yukarı yükselişi ve aşağı inişi. 

أَعْقَبَهُ كَذَا : Bir şey, sonuç olarak onda şuna yol açtı ya da şunu miras bıraktı. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِي قُلُوبِهِمْ : Allah, onların kalplerine nifak bıraktı (9/77). 

فُلاَنٌ لَمْ يُعْقِبْ : Filan kişi arkasından hiçbir çocuk bırakmadı. 

أَعْقَابُ الرَّجُلِ : Adamın çocukları. Dilciler şöyle demişlerdir: “Buna adamın kızının evlatları girmez. Çünkü onlar soy olarak onu izlemezler.” Yine şöyle demişlerdir: “Eğer bu kişinin bir zürriyeti bulunmaktaysa, onlar bu kapsama girerler.” 

اِمْرَأَةٌ مِعْقَابٌ : Bir defa erkek, bir defa da kız doğuran kadın. 

عَقَبْتُ الرُّمْحَ : Mızrağı عَقَبٌ ile bağladım. Bu kullanımı itibarıyla “onu عَصَبٌ ile (yani kirişle, sinirle) bağladım anlamına gelen عَصَبْتُهُ fiiline benzer. 

عَقَبَةٌ : Dağda bulunan sarp yol. Çoğulu عُقُبٌ ve عِقَابٌ şekillerinde gelir. 

Kartalın عُقَابٌ diye adlandırılmasının nedeni ise, “onun av peşindeki birbirini takip eden uçuşlarıdır”. “Sancak”, “kuyunun iki kenarının üzerinde bulunan taş” ve “küpenin iki ucunu bağlayan iplik” biçim olarak buna benzetilerek bunlara عُقَابٌ denmiştir. 

يَعْقُوب : Keklik kuşunun erkeği. “Birbirini takip eder şekilde uçmasından” dolayı böyle adlandırılmıştır. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

عَقَبَ (geniş zaman يَعْقُبُ ve يَعْقِبُ mastar isim عَقْبٌ):

عَقَبَهُ : Topukladı, yakın bir biçimde ardından geldi; onun ardından geldi; (aynı zamanda şu şekilde: اَعْقَبَهُ).

عَقَبَ فُلَانٌ مَكَانَ اَبِيهِ : Falanca biri babasının varisi oldu.

عَقَبَ الرَّجُلَ : O kimsenin kendisinden aldığı kadarını onun malından aldı.

عَقَبَ الشَّيْبَ : Saçın beyazlığı siyahlığın ardından geldi.

عَقَّبَ : Bir şeyi yaptı ve sonra onu yapmaya geri döndü; dua etti ve sonra aynı gün içerisinde onu yapmaya geri döndü; bir dua etmenin ardından başka bir duayı bekledi.

عَقَّبَ bir savaşçıya istinaden kullanıldığında, kaçtıktan sonra geri döndü, manasına gelmektedir.

تَعْقِيبٌ gerisin geriye dönmek, manasına da gelmektedir.

عَقَّبَ الْاَمْرَ : İşin sonucunda, sonuna, nihayetine veya neticesine baktı.

عَاقَبَهُ (mastar isim عِقَابٌ ve مُعَاقَبَةٌ ): O kimseyle dönüşümlü olarak ve sırasıyla bir şey yaptı.

عَاقَبَهُ : Kısasın veya karşılığın sonucuna istinaden onu cezalandırdı, yani aynı şekilde karşılık verdi.

اَعْقَبَهُ : Bir sonuç olarak bir şeyin onu takip etmesini sağladı; onun yerini almasını sağladı; başkası sırası gelince binebilsin diye hayvanın üzerinden indi.

اَعْقَبَهُ بِطَاعَتِهِ : İtaati için onun karşılığını verdi ya da onu mükafatlandırdı.

اَعْقَبَهُ نَدَمًا وَ هَمًّا : Neticesinde, onun için pişmanlık ve endişeye sebep oldu.

اَعْقَبْتُ الرَّجُلَ : O kimseyi iyi olarak mükafatlandırdım.

عَاقَبْتُهُ ona kötü karşılık verdim, manasına gelmektedir. Nitekim عَاقِبَةٌ iyi olan mükâfattır ve عِقَابٌ kötü karşılık veya cezadır. Ancak, her zaman durum böyle değildir.

اَعْقَبَ : Öldü ve ardında varisi olacak evlatlar bıraktı.

عُقْبَى : Başka bir şeyin karşılığında verilen veya alınan bir ikame veya herhangi bir şey; bir iade; karşılık veya mükafat; netice; son veya nihai durum.

تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَوْا : Bu dürüst kimselerin mükafatıdır.

عُقْبَى çocuklar, manasına da gelmektedir.

عِقَابٌ : Bir cürüm, suç, günah, vb.nin neticesi olarak verilen karşılık veya ceza.

عَقْبٌ : Bir insanın topuğu.

رَجَعَ فُلَانٌ عَلَى عَقِبِهِ اَوْ وَلَّى عَلَى عَقِبَيْهِ : Falanca geldiği yoldan geri döndü; hızlıca geri döndü.

جِئْتُ فِى عَقِبِ رَمَضَانَ : Ramazan’ın bitişine veya son kısmına doğru geldim.

عَقِبٌ : Babadan sonra kalan bir adamın oğulları ve erkek torunları veya çocukları ve torunları. Bir adamın evladı, onun zürriyeti (çoğulu: اَعْقَابٌ); başka bir şeyi takip eden veya halefi olan bir şey; bir yanıt. Topuk, ökçe.

لَا عَقِبَ لَهُ : Onun ardında kalan erkek evladı yoktur.

عَقَبَةٌ : Sarp yol; bir dağdaki çetin bir yol veya tırmanış yeri; çıkması çok zor olan uzun ve yüksek bir dağ.

مُعَقِّبٌ : Birbiri ardına gelen.

مَلَكٌ مُعَقِّبٌ : Başkasını takip eden bir melek.

اَلْمُعَقِّبَاتُ su yalağına doğru ilerleyenlerin ardında duran dişi develer, anlamına gelmektedir, bir dişi deve oradan ayrıldığında, başka biri onun yerini alır.

مُعَقِّبٌ sıkça savaş seferleri yapan ve dönüşünün ardından ailesiyle kalmayan kişi; durmadan çabalayarak veya güç sarf ederek bir şey arayan kişi; yapması gereken ödemeyi geciktiren ya da defeden kişi, manasına da gelmektedir.

العَاقِبَة-العُقْبٰى-العُقْبُ : Son, netice, akıbet.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


TürAdetAnlamÖrnekAçıklama
عَقَّبَfiil-II2Takip etti, peşine takıldı, arkasına baktı, korudu28/31
عَاقَبَfiil-III6Cezalandırdı16/126Meçhulü: عُوقِبَ
أَعْقَبَfiil-IV1Âkıbetini gösterdi, son duruma getirdi, sonunda …haline çevirdi9/77
عَقِبٌisim8Evlat, topuk, ökçe43/28Çoğulu: أَعْقَابٌ
عُقْبٌisim1Son, netice, âkıbet18/44
عُقْبَىisim6Son, netice, âkıbet13/24
عَقَبَةٌisim2Sarp yokuş90/11
عَاقِبَةٌisim32Son, netice, âkıbet31/22
عِقَابٌisim20Şiddetli ceza, azabın büyüğü41/43
مُعَقِّبٌisim2Takip eden, koruyucu, kontrol eden13/41Müennesi: مُعَقِّبَةٌ 

Toplam80


BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Kök Harflerinin Yer Değişimi

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

Zıt Manada Kelimeler

  • عَاقَبَ
  • عَقِبٌ
  • عَاقِبَةٌ
  • عَقَبَةٌ
    • آذِنٌ > bak: أ ذ ن
    • مُحِلٌّ > bak: ح ل ل
    • مُسَوِّغٌ > bak: س و غ
    • سَامِحٌ
    • مُبِيحٌ
  • عُقْبَى

AÇIKLAMA:

‘AZÂB ile ‘İKÂB kelimeleri arasındaki fark

( ع ذ بع ق ب )

‘İkâb “bir hak ediş” bildirir. Kişi onu, fiilinin akabine hak ettiği için, ‘ikâb denilmiştir. ‘Azâb hak edilmiş de olabilir, hak edilmemiş de olabilir. ‘İkâb’ın aslı, “sonrakinin öncekini takip etmesi” anlamına gelen tuluvv (peşinden gelme) kelimesidir. ‘Akibe’l leylu en-nehâre (gece gündüzü takip etti) denilir. Çünkü gece ve gündüz birbirini takip ederler. (Farklar Sözlüğü 354) Bknz: ( ع ذ ب )

‘İKÂB ile İNTİKÂM kelimeleri arasındaki fark

( ع ق بن ق م )

İntikâm, “cezalandırma sureti ile ni’metin alınması”dır. ‘İkâb ise, “birinin işlediği günah ya da kusuru sebebi ile, azâb edilerek cezalandırılması”dır. Çünkü ‘ikâb, sevâb’ın (ödüllendirmenin) karşıtıdır. İntikâm ise, in’âm’ın (ni’met vermenin) karşıtıdır. (Farklar Sözlüğü 356) Bknz: ( ن ق م )

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Akab عَقَب Topuk. Ökçe.
Akib عَقِب Önce. Topuk. Ökçe.
Âkib عَاقِب Bir diğerinin arkasından gelen.
A’kâb أَعْقَاب 1: Topuklar. Ökçeler. 2: Bir şeyin hemen arkası.
Akîb عَقِيب Bir şeyi ardından gelen. Arkası sıra giden.
Akabe عَقَبَة Badire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş.
Âkıbe(t) عَاقِبَة Bir iş veya durumun sonu, sonuç.
Ukbâ عُقْبَى Ahiret. Ceza.
Ta’kîb تَعْقِيب Ardına düşme.
Ta’kîbât تَعْقِيبَات Kovuşturmalar.
Muakkib مُعَقِّب Ardına düşen.
Muakkibât مُعَقِّبَات 1: Gece ve gündüz melaikesi.  2: Namazdan sonra otuz üçer defa tekrarlanan tesbih.
Muakkab مُعَقَّب Ardına düşülmüş, takib olunmuş, peşinden gidilmiş.
Muâkabe مُعَاقَبَة Bir kimseyi cezalandırma. Cezaya çarpma.
Muâkab مُعَاقَب Cezalandırılmış.
İkâb عِقَاب Şiddetli azab, eziyet, ceza.
Taakkub تَعَقُّب 1: Kovalamak. 2: Sonuna bakmak.
Müteâkib مُتَعَاقِب Sıra ile, birbiri arkasından gelen. Müteâkiben

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

عَقَّبَ : Fiil-II.

27:10وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَىٰ لَا تَخَفْ
Diyanet Meali:(Onu yılanmış gibi hareket eder görünce), dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma!”
28:31وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَىٰ أَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ
Diyanet Meali:(Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce), arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Bu sefer şöyle seslenildi:) “Ey Mûsâ! Beri gel, korkma…”

عَاقَبَ : Fiil-III. Meçhulü: عُوقِبَ

16:126وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ
Diyanet Meali:Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın.
16:126وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ
Diyanet Meali:Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın.
16:126وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ
Diyanet Meali:Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın.
22:60ذَٰلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللَّهُ
Diyanet Meali:Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder.
22:60ذَٰلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللَّهُ
Diyanet Meali:Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder.
60:11فَعَاقَبْتُمْ فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَا أَنْفَقُوا
Diyanet Meali:(Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar) ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız (yani: acısını alırsanız), eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin.

أَعْقَبَ : Fiil-IV.

9:77فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِي قُلُوبِهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ
Diyanet Meali:(Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için) O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu.

عَقِبٌ : İsim. Çoğulu: أَعْقَابٌ

2:143إِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ
Diyanet Meali:Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye…
3:144أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَىٰ أَعْقَابِكُمْ
Diyanet Meali:Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz?
3:144وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا
Diyanet Meali:Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez.
3:149إِنْ تُطِيعُوا الَّذِينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلَىٰ أَعْقَابِكُمْ
Diyanet Meali:Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye (küfre) çevirirler.
6:71وَنُرَدُّ عَلَىٰ أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ
Diyanet Meali:“Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi döndürülelim?”
8:48فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ وَقَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ
Diyanet Meali:Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, “Ben sizden uzağım…” demişti.
23:66قَدْ كَانَتْ آيَاتِي تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلَىٰ أَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَ
Diyanet Meali:Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz (buna karşı büyüklük taslayarak) arkanızı dönerdiniz. *
43:28وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فِي عَقِبِهِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Diyanet Meali:İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı. *

عُقْبٌ : İsim.

18:44هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلَّهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا
Diyanet Meali:İşte bu durumda velayet (himaye ve koruyuculuk) yalnızca hak olan Allah’a mahsustur. O’nun mükâfatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır. *

عُقْبَى : İsim.

13:22وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ أُولَٰئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ
Diyanet Meali:(Onlar), … kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.
13:24سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ
Diyanet Meali:“Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!” *
13:35أُكُلُهَا دَائِمٌ وَظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَوْا
Diyanet Meali:Yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur.
13:35وَعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ
Diyanet Meali:İnkâr edenlerin sonu ise ateştir.
13:42يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ
Diyanet Meali:O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir.
91:15وَلَا يَخَافُ عُقْبَاهَا
Diyanet Meali:Allah, bunun sonucundan çekinmez de! *

عَقَبَةٌ : İsim. 

90:11فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ
Diyanet Meali:Fakat o, sarp yokuşa atılmadı. *
90:12وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ
Diyanet Meali:Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin? *

عَاقِبَةٌ : İsim. 

3:137فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Diyanet Meali:Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.
6:11قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Diyanet Meali:De ki: “Yeryüzünde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün.” *
6:135فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ
Diyanet Meali:“Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz.”
7:84وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ
Diyanet Meali:Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık.”  Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu. *
7:86وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
Diyanet Meali:“Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?”
7:103فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
Diyanet Meali:Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.
7:128إِنَّ الْأَرْضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
Diyanet Meali:“Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.”
10:39فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ
Diyanet Meali:Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu.
10:73فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ
Diyanet Meali:Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!
11:49فَاصْبِرْ إِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ
Diyanet Meali:O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.
12:109أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
Diyanet Meali:Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı?
16:36فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Diyanet Meali:Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.
20:132لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَىٰ
Diyanet Meali:Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır.
22:41وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
Diyanet Meali:İyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah’a aittir.
27:14فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
Diyanet Meali:Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
27:51فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ
Diyanet Meali:Bak, onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekûn helâk ettik. *
27:69قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ
Diyanet Meali:De ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.” *
28:37رَبِّي أَعْلَمُ بِمَنْ جَاءَ بِالْهُدَىٰ مِنْ عِنْدِهِ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ
Diyanet Meali:“Katından kimin hidayet getirdiğini ve bu yurdun (güzel) sonucunun kimin olacağını Rabbim daha iyi bilir.”
28:40فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ
Diyanet Meali:(Biz de onu ve askerlerini yakaladık) ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!
28:83نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
Diyanet Meali:(İşte ahiret yurdu). Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.
30:9أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
Diyanet Meali:(Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı?
30:10ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاءُوا السُّوأَىٰ أَنْ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ
Diyanet Meali:Sonra, Allah’ın âyetlerini yalanladıkları (ve onlarla alay etmekte oldukları) için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu.
30:42فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلُ
Diyanet Meali:“(Yeryüzünde dolaşın da) önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın.”
31:22وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
Diyanet Meali:İşlerin sonu ancak Allah’a varır.
35:44أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
Diyanet Meali:Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı?
37:73فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ
Diyanet Meali:Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu! *
40:21أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْ
Diyanet Meali:Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı?
40:82أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
Diyanet Meali:Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı?
43:25فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Diyanet Meali:Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonu, bak nasıl oldu! *
47:10أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
Diyanet Meali:Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı?
59:17فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَا أَنَّهُمَا فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ فِيهَا
Diyanet Meali:Nihayet ikisinin de (azdıranın da azanın da) akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. 
65:9فَذَاقَتْ وَبَالَ أَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ أَمْرِهَا خُسْرًا
Diyanet Meali:Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu. *

عِقَابٌ : İsim.

2:196وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.
2:211وَمَنْ يُبَدِّلْ نِعْمَةَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır.
3:11كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللَّهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.
5:2وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
5:98اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَأَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Diyanet Meali:Bilin ki, Allah’ın cezası çetindir ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. *
6:165إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
Diyanet Meali:Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
7:167إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
Diyanet Meali:Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
8:13وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Her kim de Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse bilsin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.
8:25وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.
8:48إِنِّي أَرَىٰ مَا لَا تَرَوْنَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ وَاللَّهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır” demişti.
8:52فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Allah da kendilerini günahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır.
13:6وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.
13:32ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
Diyanet Meali:Sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!
38:14إِنْ كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
Diyanet Meali:(O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu. *
40:3غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ
Diyanet Meali:(Bu kitabın indirilmesi), … günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi (Allah tarafındandır).
40:5وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَأَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
Diyanet Meali:Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış, (gördüler)!
40:22فَكَفَرُوا فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ إِنَّهُ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:(Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da) onlar inkâr ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O, güçlüdür, cezası da çok şiddetlidir.
41:43إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٍ
Diyanet Meali:Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir.
59:4وَمَنْ يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:Kim Allah’a karşı gelirse bilsin ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.
59:7وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Diyanet Meali:(Peygamber size ne verdiyse onu alın), neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.

مُعَقِّبٌ : İsim. İsm-i Fâil. Tef’îl Bâbı (II. Bâb). Müennesi: مُعَقِّبَةٌ

13:41وَاللَّهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ وَهُوَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Diyanet Meali:Allah, hükmeder. O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir.

مُعَقِّبَاتٌ : İsim. İsm-i Fâil. Tef’îl Bâbı (II. Bâb). Kurallı Bayan Çoğul. Tekili: مُعَقِّبَةٌ Müzekkeri: مُعَقِّبٌ

13:11لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ
Diyanet Meali:İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır.