ت ل و

KÖK HARFLER:  ت ل و

ANLAM: 

تَلاَ : Tâbi olmak.

AÇIKLAMA:

تَلاَهُ : Onu, ikisinin arasında kendilerinden olmayan herhangi bir şeyin bulunmayacağı bir ardışıklıkla takip etti, izledi. Bu takip etme, izleme a) bazen “bedensel” olur, b) bazen “hükme uyuma veya hükmü taklit etme” şeklinde olur. Bu fiilin mastarı تُلُوٌّ ve تِلْوٌ şekillerinde gelir, c) bazen de “okuma ve anlamı tedebbür etme, düşünme” şeklinde olur. Bunun mastarı ise, تِلاَوَةٌ şeklinde gelir.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَالْقَمَرِ إِذَا تَلاَهَا Ardından gelmekte olan Ay’a (91/2). Burada “taklit etme şeklinde ve mertebe, rütbe bakımından onu takip ettiği” kastedilmektedir. Zira söylendiğine göre “Ay kendi ışığını güneşten alır ve onun bir ardılı mesabesindedir”. Yüce Allah’ın şu sözünde bu noktaya dikkat çekildiği söylenmiştir: وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجاً وَقَمَراً منِيراً İçlerinde bir kandil (Güneş) ve bir de nurlu bir Ay asmış (25/61). Zira Yüce Allah burada “güneşin bir kandil mesabesinde olduğunu ve ayın da ondan iktibas edilmiş bir nur mesabesinde olduğunu” haber vermiştir. Yüce Allah’ın şu sözünde de bu anlamdadır: جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُوراً O, Güneş’i ışık kaynağı ve Ay’ı aydınlık yaptı (10/5). Ziyanın mertebesi nurunkinden daha yüksektir. Zira her ziya bir nurdur ama her nur bir ziya değildir.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ …hem bunu ondan bir şahit takip ediyor (11/17); yani “O’na uyuyor ve sözünün gereğini yerine getiriyor”.

تِلَاوَةٌ kelimesi, kimi zaman “okuma” şeklinde, kimi zamanda “içlerindeki emir ve nehyilere, teşvik ve korkutmalara ya da böyle olduğu düşünülen şeylere imtisal etme, uyuma” şeklinde, “Allah’ın nazil olmuş kitaplarını takip etme, izleme” demektir. قِرَاءَةٌ kelimesinden daha özel anlamlıdır. Dolayısıyla her تِلَاوَةٌ bir قِرَاءَةٌ tir ama her قِرَاءَةٌ bir تِلَاوَةٌ değildir.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: هُنَالِكَ تَتْلُو كُلُّ نَفْسٍ مَا أَسْلَفَتْ İşte burada her nefis geçmişte yaptığını okuyacak (10/30); وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا Ve onlara âyetlerimiz okunacağı zaman… (8/31); أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَى عَلَيْهِمْ Kendilerine okunan bu Kitab’ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? (29/51); قُلْ لَوْ شَاءَ اللّهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ De ki: Eğer Allah dileseydi, ben onu size okumazdım (10/16). وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَاناً (Mü’minlerin) yanlarında Allah’ın âyetleri okunduğu zaman bu âyetler imanlarını arttırır, pekiştirir (8/2). Burada kastedilen “okuma yoluyla” olan tilavettir. Şu ayetlerde de böyledir: وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَ Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku (18/27); وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ Onlara Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyla oku (5/27); فَالتَّالِيَاتِ ذِكْراً Zikir okuyanlara (37/3).

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلاَوَتِهِ Onu, tilâvetinin hakkını vererek okurlar (2/121), burada “kitaba ilim ve amel ile ittiba etme, uyma” anlamındadır.

ذَلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ اْلآيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ İşte bu sana okuduğumuz, âyetlerden ve hikmetli Kur’ân’dandır (3/58). Burada نَتْلُوهُ kelimesi, “inzal ediyoruz, indiriyoruz” anlamındadır. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ (Yahudiler) Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurduğu sözlere uydular (2/102), burada تِلَاوَةٌ lafzının kullanılmasının nedeni şeytanların, kendi okuduklarının Allah’ın kitaplarından olduğuna dair bakım zanlarıdır. 

تُلاَوَةٌ ve تَلِيَّةٌ : Tetelli edilen yani tamamen ya da bütünüyle elde edilebilmesi için ardına düşülüp defalarca, sık sık ya da ağır ağır, adım adım araştırılan (تتلّى) herhangi bir şeyden, bir haktan veya bir borçtan ve ihtiyaç duyulan bir şeyden geriye kalan. 

أَتْلَيْتُهُ : Şundan geriye bir تُلاَوَةٌ bıraktım.

فُلاَنٌ يَتْلُو عَلَى فُلاَنٍ وَيَقُولُ عَلَيْهِ : Filan kişi filan kişiye karşı yalan söylüyor.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَيَقُولُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ Ve onlar Allah’a karşı yalan söylerler (3/75).

Ayrıca لاَ دَرَي وَلاَ تَلَي şeklinde kullanılır. “Bilemedin de bilen birine de uymadın!” anlamında لاَ دَرَيْتَ وَلاَ تَلَيْتَ denmiştir. Buradaki تَلَيْتَ fiilinin aslı تَلَوْتَ şeklindedir. Fakat kelimeler arasında uyum olması için vav harfi ye harfi ile değiştirilmiştir. Bu bakımdan Allah Resulünün (s.a.v.) مَأْزُورَاتٌ غَيْرُ مَأْجُورَاتٍ sözüne benzer. Çünkü bunun aslı da مَوْزُورَات şeklindedir. (Müfredât)

Tilâvet kelimesi okunan, yazılan, akıllara ve nefislere dokunan, onlarda bir etki yaratan şeyi ifade eder. (Ebu Musa, Câsiye Suresi 70)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

تَلَا (geniş zaman يَتْلُو mastar isim تُلُوٌّ):

تَلَوْتُهُ : O şey veya kişiyi takip ettim, onun peşinden gittim, onu izledim.

هُوَ يَتْلُوا فُلَانًا : Hareketlerinde birini örnek alır; onu taklit eder.

تَلَوْتُ الْاِبِلَ : Develeri yürüttüm.

تَلَا الْكِتَابَ (geniş zaman يَتْلُو mastar isim تِلَاوَةٌ): Kitabı sesli veya ezberden okudu, zikretti; onu takip etti ve ona uygun şekilde hareket etti.

تِلَاوَةٌ : Sesli okuma, ezberden okuma, Kuran okuma, anlatma.

تَالِيَةٌ (İsmi fail, şu sözcüğün dişi halidir: تَالٍ veya تَالِى) : Takip eden kadın; sesli veya zikir okuyan kadın.

تَلَا الْقُرْاٰنَ : Kuran’ı sesli okudu, inceledi veya zikir okudu; onu takip etti, onu okuyarak veya ona riayet ederek, ona uygun şekilde hareket etti.