KÖK HARFLER: ق ر أ
ANLAM:
قَرَأ : Bir şeyi toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek. (Bu, fiilin temel anlamıdır.) Kitabı okumak ya da ezberden okumak.
AÇIKLAMA:
قَرَأَتِ اْلمَرْأَةُ : Kadın hayız kanı gördü.
اَقْرَأَتِ اْلمَرْأَةُ : Kadın kur (قُرْءٌ) sahibi oldu.
قَرَأْتُ اْلجَارِيَةَ : Kur’una (قُرْءٌ) bakıp hamile olmadığından emin olmak için, yanımda hayız görüp hayızından temizleninceye kadar, satın aldığım ya da esir aldığım bu cariyeyle cima etmedim.
قُرُوءٌ kelimesi gerçekte “temizlikten hayıza girmenin” adıdır. Her iki hususu da yani, temizliği ve onu izleyen hayız halini câmi’ bir ad olduğundan, bu iki anlamdan her biriyle ilgili de kullanılmıştır. Çünkü, mesela “sofra, tepsi ve yemek” anlamlarında kullanılan مَائِدَةٌ kelimesi gibi, iki anlama birden va’z edilmiş her isim, tek başına olduğunda, bu iki anlamdan her biri ile ilgili kullanılır. Sonra da, o ikisinden her birine, duruma göre, tek başına bu ad verilebilir. قُرْءٌ kelimesi ise, ne yalnızca “temizlik halinin” ne de yalnızca “hayız halinin” adıdır. Kan izi görmemiş temiz kadına “kur” sahibi (ذَاتُ قُرْءٍ) denmemesi, bunun delilidir. Aynı şekilde, kanı devam eden hayız kadına ve lohusa kadına da böyle denmez. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوءٍ : Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç kur/adet beklerler (2/228). Yani “temizlikten hayızlığa üç giriş…”
Allah Rasulünün (s.a.v.) اقْعُديِ عَنِ الصَّلاَةِ أَيَّامَ أَقْرَائِكِ (Kur günlerinde namazı terk et) sözüne gelince bu, “hayız olduğun günler” anlamındadır. Bu bakımdan, اِفْعَلْ كَذَا أَيَّامَ وُرُودِ فُلاَنٍ (Filan kişinin geliş günlerinde şöyle yap) diyenin bu sözüne benzer. Çünkü onun gelişi, her ne kadar günlere nispet edilerek ifade edilse de, yalnızca belirli bir saatte olur.
Dilcilerin, “قُرْءٌ kelimesi ‘topladı, cem etti’ anlamına gelen قَرَأَ fiilinden gelir.” şeklindeki sözlerine gelince, onlar, zikrettiğim açıdan, kanın rahimde toplanması sebebiyle, “temizlik dönemiyle hayız dönemini bir araya toplamayı, cem etmeyi” düşünerek böyle demişlerdir.
قِرَاءَةٌ : Tertil (تَرْتِيلٌ) esnasında, harfleri ve kelimeleri birbirine eklemek, katmak. Bu kelime her tür toplama ile, cem etme ile ilgili kullanılmaz. Mesela “bir kavmi topladım” anlamında قَرَأْتُ اْلقَوْمَ denmez. Tek bir harfi söylemeye قِرَاءَةٌ denmemesi de buna delalet etmektedir.
قُرْآَنٌ kelimesi ise, köken olarak tıpkı كُفْرَانٌ ve رُجْحَانٌ kelimeleri gibi, bir mastardır. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآَنَهُ – فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآَنَهُ : Şüphesiz onu toplamak ve okutmak Bize aittir. Öyleyse Biz, onu okuduğumuz vakit; sen, onun okunuşunu dinle (75/17-18).
İbni Abbas bu âyeti şöyle yorumlamaktadır: “Onu topladığımızda/cem ettiğimizde ve sinede sabit kıldığımızda, onunla amel et.”
Bu قُرْآَنٌ kelimesi özellikle, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) indirilen kitabı ifade etmek için kullanılmış, bunun sonucunda da tıpkı Tevrat’ın Hz. Musa’ya (a.s.) indirilenin ve İncil’in de Hz. İsa’ya (a.s.) indirilenin özel adı olduğu gibi, onun için bir özel ad gibi olmuştur. Alimlerden biri şöyle demiştir: Yüce Allah’ın kitapları arasında bu kitaba Kur’an adının verilmesinin nedeni, Kur’an’ın Yüce Allah’ın kitaplarının meyvelerini içinde toplamasıdır hatta bütün ilimlerin meyvelerini içinde toplamasıdır. Nitekim Yüce Allah şu sözünde, مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَى وَلَكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ : Kur’ân uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki kitapları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir (12/111) ve şu sözünde buna işaret etmiştir: وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ : Sana; her şeyi açıklayan, hidâyet ve rahmet, Müslümanlara da bir müjde olan kitabı indirdik (16/89).
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: قُرْآَنًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِي عِوَجٍ : Eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’ân’dır (39/28); وَقُرْآَنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَى مُكْثٍ : Kur’ân’ı insanlara ağır ağır okuyasın diye bölümlere ayırdık (17/106); وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآَنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ : Andolsun biz bu Kur’ân’da insanlara her çeşit misali getirip anlattık (30/58).
Şu sözüne gelince: أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآَنَ الْفَجْرِ : Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti Kur’ân’ını da (17/78). Yani “fecir’deki kıraat…”
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: إِنَّهُ لَقُرْآَنٌ كَرِيمٌ : Şüphesiz o; şerefli bir Kur’ân’dır (56/77).
أَقْرَأْتُ فُلاَنًا كَذَا : Filan kimseye şunu metinden veya ezberden okuttum ya da okumasını öğrettim. Yüce Allah şöyle buyurmuştur : سَنُقْرِئُكَ فَلاَ تَنْسَى : Sana okutacağız, artık unutmayacaksın (87/6).
تَقَرَّأْتُ : Yavaş yavaş, tedrici olarak anlamak.
قَارَأْتُهُ : Onunla, birbirimize öğreterek, okudum ya da ders yaptım. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
قَرَأَ (geniş zaman يَقْرَأُ mastar isim قُرْاٰنٌ):
قَرَأَ الشَّىْءَ : O şeyi topladı, birleştirdi ya da bir araya getirdi.
قَرَأَ الْقُرْاٰنَ : Yüce Kuran’ı bir araya topladı. Bu temel anlamıdır.
اَقْرَأَتِ الرِّيَاحُ : Rüzgarlar esti.
اَقْرَأَتِ النُّجُومُ : Yıldızlar battı.
قِرْءٌ ya da قُرْءٌ : Anlamları: (1) Zaman. Bu temel anlamıdır (çoğul halleri: قُرُوءٌ ve اَقْرَاءٌ ve اَقْرُءٌ); (2) adet; (3) bir adet kanamasından önce ve sonra gelen temiz olma süreci, yani iki adet arasındaki süreç; (4) bir adetin sona ermesi. Sözcük, aynı zamanda adet dönemine ve temiz olma haline, yani tüm aya istinaden kullanılmaktadır. Bir kadının temiz olma durumundan ayrıldığı ve adet dönemine girdiği zaman veya durumu da ifade etmektedir.
قَرَأَ الْكِتَابَ (geniş zaman يَقْرَأُ mastar isim قِرَاءَةٌ ve قُرْاٰنٌ ) : Kitabı okudu, ezberden okudu.
قَرَأْتُ الْقُرْاٰنَ : Yüce Kuran’ın sözcüklerini bir düzen halinde veya aralıksız olarak söyledim.
قَرَأَ عَلَيْهِ السَّلَامَ : Ona selamı iletti.
اَقْرَأَهُ الْقُرْاٰنَ : O’na Kuran okuttu, ezberden okuttu ya da öğretti.
قُرْاٰنٌ : Kuran okuma veya ezberden okuma. Kur’an-ı Kerim. (Mecazen) namaz.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama | |
| قَرَأَ | fiil-I | 16 | Okudu | 17/45 | Meçhulü: قُرِئَ |
| أَقْرَأ | fiil-IV | 1 | Okuttu | 87/6 | |
| قُرْآنٌ | isim | 70 | Kur’an-ı Kerim, okuma, okunuş, mecazen: namaz | 10/15 | |
| قُرُوءٌ | isim | 1 | Hayız (aybaşı) müddeti, iki aybaşı arasındaki müddet (çoğul) | 2/228 | Tekil: قُرْءٌ |
| Toplam | 88 |
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- قَرَأَ (a)
- قَرَأَ (b)
- نَفَعَ > bak: ن ف ع
- أَفَادَ
- أَجْدَى
Zıt Manada Kelimeler
- قَرَأَ (a)
- قَرَأَ (b)
AÇIKLAMA
KIRÂAT ve TİLÂVET kelimeleri arasındaki fark
( ت ل و – ق ر أ )
Tilavet ve kıraat kelimeleri okumak manasındadırlar fakat tilavette asıl mana takip etmektir. Harflerin ve kelimelerin birbirini takip etmelerinden dolayı, okuma eylemine “tilavet” denmiştir. Bu yüzden tek bir kelimenin kıraati olur ama tilaveti olmaz. Tilavetin gerçekleşmesi için en az iki kelime olması lazımdır. (Farklar Sözlüğü 70)
Tilavet kıraatten daha özel bir anlam taşır. Okuduğu ile amel etmek demektir. Dolayısıyla her tilavet bir kıraattır ama her kıraat bir tilavet değildir. (Müfredât) Bknz: ( ت ل و )
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Kurâ’ | قُرَاء | İbadet eden. |
|
| Kâri’ | قَارِئ | Okuyucu, okur. Kur’an’ı kurallarına uygun bir biçimde okuyan kimse. |
|
| Kurrâ’ | قُرَّاء | Okuyucular. Kur’an-ı Kerimi usul ve tecvidine göre okuyanlar. |
|
| Kırâat | قِرَائَة | Okumak. | Kırâat-hâne |
| Kur’ân | قُرْآن | Kur’ân-ı Kerim. |
|
| İkra’ | إِقْرَأ | Okutmak. “Oku” diye emretmek. Selam göndermek. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
قَرَأَ : Fiil-I. Meçhulü: قُرِئَ
| 7:204 | وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَأَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ |
| Diyanet Meali: | Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. * |
| 10:94 | فَاسْأَلِ الَّذِينَ يَقْرَءُونَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ |
| Diyanet Meali: | (Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen), senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. |
| 16:98 | فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ |
| Diyanet Meali: | Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. * |
| 17:14 | اِقْرَأْ كِتَابَكَ كَفَىٰ بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا |
| Diyanet Meali: | “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir. * |
| 17:45 | وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ حِجَابًا مَسْتُورًا |
| Diyanet Meali: | Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. * |
| 17:71 | فَمَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَأُولَٰئِكَ يَقْرَءُونَ كِتَابَهُمْ |
| Diyanet Meali: | (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar (ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar). |
| 17:93 | وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَقْرَؤُهُ |
| Diyanet Meali: | “Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” |
| 17:106 | وَقُرْآنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَىٰ مُكْثٍ |
| Diyanet Meali: | Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık. |
| 26:199 | فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | (Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik) ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı. * |
| 69:19 | فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ |
| Diyanet Meali: | İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: “Gelin, kitabımı okuyun!” * |
| 73:20 | عَلِمَ أَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ |
| Diyanet Meali: | Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. |
| 73:20 | وَآخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ |
| Diyanet Meali: | (Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını), diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını (bilmektedir). O hâlde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. |
| 75:18 | فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ |
| Diyanet Meali: | O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. * |
| 84:21 | وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ |
| Diyanet Meali: | Onlara Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar. * |
| 96:1 | اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ |
| Diyanet Meali: | Yaratan Rabbinin adıyla oku! * |
| 96:3 | اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ |
| Diyanet Meali: | Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. * |
أَقْرَأَ : Fiil-IV.
| 87:6 | سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسَىٰ |
| Diyanet Meali: | Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. * |
قُرْآنٌ : İsim.
| 2:185 | شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ |
| Diyanet Meali: | (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi … olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. |
| 4:82 | أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ |
| Diyanet Meali: | Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? |
| 5:101 | وَإِنْ تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللَّهُ عَنْهَا |
| Diyanet Meali: | Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. |
| 6:19 | وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَٰذَا الْقُرْآنُ لِأُنْذِرَكُمْ بِهِ وَمَنْ بَلَغَ |
| Diyanet Meali: | “İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu.” |
| 7:204 | وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَأَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ |
| Diyanet Meali: | Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. * |
| 9:111 | وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ |
| Diyanet Meali: | Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. |
| 10:15 | قَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْآنٍ غَيْرِ هَٰذَا أَوْ بَدِّلْه |
| Diyanet Meali: | (Öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. |
| 10:37 | وَمَا كَانَ هَٰذَا الْقُرْآنُ أَنْ يُفْتَرَىٰ مِنْ دُونِ اللَّهِ |
| Diyanet Meali: | Bu Kur’an, Allah’tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. |
| 10:61 | وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُو مِنْهُ مِنْ قُرْآنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. |
| 12:2 | إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik. * |
| 12:3 | نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَٰذَا الْقُرْآنَ |
| Diyanet Meali: | Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. |
| 13:31 | وَلَوْ أَنَّ قُرْآنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْأَرْضُ |
| Diyanet Meali: | Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, (ya da ölülerin konuşturulacağı) bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). |
| 15:1 | الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْآنٍ مُبِينٍ |
| Diyanet Meali: | Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir. * |
| 15:87 | وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur’an’ı verdik. * |
| 15:91 | الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْآنَ عِضِينَ |
| Diyanet Meali: | Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr ederek) Kur’an’ı da parça parça edenlerdir. * |
| 16:98 | فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ |
| Diyanet Meali: | Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. * |
| 17:9 | إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | (9-10) Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve (iyi işler yapan) mü’minler için (büyük bir mükâfat olduğunu …) müjdeler. |
| 17:41 | وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ لِيَذَّكَّرُوا وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا نُفُورًا |
| Diyanet Meali: | Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. * |
| 17:45 | وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ حِجَابًا مَسْتُورًا |
| Diyanet Meali: | Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. * |
| 17:46 | وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْآنِ وَحْدَهُ وَلَّوْا عَلَىٰ أَدْبَارِهِمْ نُفُورًا |
| Diyanet Meali: | Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar. |
| 17:60 | وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ |
| Diyanet Meali: | Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur’an’da lânetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. |
| 17:78 | أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَىٰ غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ |
| Diyanet Meali: | Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. |
| 17:78 | إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا |
| Diyanet Meali: | Çünkü sabah namazı şahitlidir. |
| 17:82 | وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. |
| 17:88 | قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَىٰ أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هَٰذَا الْقُرْآنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar (ve birbirlerine de destek olsalar), yine onun benzerini getiremezler.” |
| 17:89 | وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. |
| 17:106 | وَقُرْآنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَىٰ مُكْثٍ |
| Diyanet Meali: | Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık. |
| 18:54 | وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. |
| 20:2 | مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَىٰ |
| Diyanet Meali: | (Ey Muhammed!) Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik. * |
| 20:113 | وَكَذَٰلِكَ أَنْزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ |
| Diyanet Meali: | İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve … onda tehditleri teker teker sıraladık. |
| 20:114 | وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُقْضَىٰ إِلَيْكَ وَحْيُهُ |
| Diyanet Meali: | Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. |
| 25:30 | وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَٰذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا |
| Diyanet Meali: | Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi. * |
| 25:32 | وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً |
| Diyanet Meali: | İnkâr edenler, “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. |
| 27:1 | طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ |
| Diyanet Meali: | Tâ-Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir. * |
| 27:6 | وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir. * |
| 27:76 | إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَكْثَرَ الَّذِي هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. * |
| 27:92 | وَأَنْ أَتْلُوَ الْقُرْآنَ |
| Diyanet Meali: | “Ve Kur’an’ı okumam (emredildi).” |
| 28:85 | إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَىٰ مَعَادٍ |
| Diyanet Meali: | Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. |
| 30:58 | وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. |
| 34:31 | وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ نُؤْمِنَ بِهَٰذَا الْقُرْآنِ وَلَا بِالَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ |
| Diyanet Meali: | İnkâr edenler, “Biz bu Kur’an’a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız” dediler. |
| 36:2 | وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ |
| Diyanet Meali: | Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki…* |
| 36:69 | وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. * |
| 38:1 | ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ |
| Diyanet Meali: | Sâd. O şanlı, şerefli Kur’an’a andolsun (ki o, Allah sözüdür). * |
| 39:27 | وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik. * |
| 39:28 | قُرْآنًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ |
| Diyanet Meali: | Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik. * |
| 41:3 | كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ |
| Diyanet Meali: | Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. * |
| 41:26 | وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهَٰذَا الْقُرْآنِ |
| Diyanet Meali: | İnkâr edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin.” |
| 41:44 | وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا أَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ آيَاتُهُ |
| Diyanet Meali: | Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. |
| 42:7 | وَكَذَٰلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَىٰ |
| Diyanet Meali: | Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de (ve çevresinde) bulunanları uyarasın. |
| 43:3 | إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ |
| Diyanet Meali: | İyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. * |
| 43:31 | وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هَٰذَا الْقُرْآنُ عَلَىٰ رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ |
| Diyanet Meali: | “Bu Kur’an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!” dediler. * |
| 46:29 | وَإِذْ صَرَفْنَا إِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْآنَ |
| Diyanet Meali: | Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. |
| 47:24 | أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَىٰ قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا |
| Diyanet Meali: | Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var? * |
| 50:1 | ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ |
| Diyanet Meali: | Kâf. Şerefli Kur’ân’a andolsun ki…* |
| 50:45 | فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ |
| Diyanet Meali: | O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver. |
| 54:17 | وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? * |
| 54:22 | وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? * |
| 54:32 | وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? * |
| 54:40 | وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? * |
| 55:2 | عَلَّمَ الْقُرْآنَ |
| Diyanet Meali: | Kur’an’ı öğretti. * |
| 56:77 | إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ |
| Diyanet Meali: | O, elbette değerli bir Kur’an’dır. * |
| 59:21 | لَوْ أَنْزَلْنَا هَٰذَا الْقُرْآنَ عَلَىٰ جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ |
| Diyanet Meali: | Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. |
| 72:1 | فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا |
| Diyanet Meali: | “Şüphesiz biz (doğruya ileten) hayranlık verici bir Kur’an dinledik” dediler. |
| 73:4 | أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا |
| Diyanet Meali: | Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. * |
| 73:20 | فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ |
| Diyanet Meali: | Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. |
| 76:23 | إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ تَنْزِيلًا |
| Diyanet Meali: | Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz. * |
| 84:21 | وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ |
| Diyanet Meali: | Onlara Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar. * |
| 85:21 | بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَجِيدٌ |
| Diyanet Meali: | Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır. * |
| 75:17 | إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. * |
| 75:18 | فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ |
| Diyanet Meali: | O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. * |
قُرُوءٌ : İsim.
| 2:228 | وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ ثَلَاثَةَ قُرُوءٍ |
| Diyanet Meali: | Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. |