KÖK HARFLER: ع ه د
ANLAM:
عَهِدَ : Birisine buyurmak, yüklemek, emir vermek, emretmek. Bir şeyi yapması için birisini zorlamak; ona bir şart veya şartlar koşmak; onunla bir mukavele, sözleşme, ahit yapmak, ona bir söz vermek. Bir şeyi korumak, ona karşı dikkatli olmak.
AÇIKLAMA:
عَهْدٌ : Bir şeyi, bir durumdan diğerine, korumak ve bakıp gözetmek. “Bakılıp gözetilmesi gereken sözleşme, anlaşma ya da verilen söz” de عَهْدٌ diye adlandırılmıştır.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَأَوْفُوا بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْئُولً : Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir (17/34) Yani “yeminlerin korunmasına sadakat gösterin…”
Yine şöyle buyurmuştur: لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ : Benim ahdim zalimlere ermez (2/124). Yani “ahdimi zalim olanlara vermem”.
Yine şöyle buyurmuştur: وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ : Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! (9/111)
عَهِدَ فُلاَنٌ إِلَى فُلاَنٍ-يَعْهَدُ : Filan kişi, filan kişiye ahit verdi ve ona bunu korumasını emretti. Şöyle buyurmuştur: وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آَدَمَ مِنْ قَبْلُ : Andolsun, biz bundan önce Âdem’e ahid vermiştik (20/115); أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آَدَمَ : Ey Âdem oğulları, ben size ahd vermedim mi (36/60); الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ : Allah bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamız konusunda ahd verdi, diyenler (3/183); وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ : İbrahim ile İsmail’e de evimi tavaf edenler, orada kalanlar rüku ve secde edenler için temizleyin, diye ahid vermiştik (2/125).
Allah’ın ahdi (عَهْدُ اللهِ) ifadesiyle,
- Bazen “Allah’ın, akıllarımızın içine yerleştirdiği şeyler”,
- Bazen “Rasullerinin, kitap ve sünnetle bize emrettiği şeyler”,
- Bazen de “adak ve benzeri türden, bizim bir sorumluluk olarak üzerimize aldığımız ama şeriatın aslında zorunlu kılmadığı şeyler” kastedilir. Yüce Allah’ın şu sözünde bu anlam zikredilir: وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللَّهَ لَئِنْ آَتَانَا مِنْ فَضْلِهِ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحِينَ : Onlardan kimi de; eğer Allah lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz sâlihlerden olacağız! diye Allah’a ahd vermişti (9/75); أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ : Onlar ne zaman bir ahit yaptılar ise aralarından bir gurup onu bozup bir yana atmadı mı? (2/100); وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللَّهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْأَدْبَارَ : Oysa arkalarına dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi (33/15).
مُعَاهَدٌ kelimesi ise şerî dilde, yalnızca “kafirlerden, müslümanların ahdi (emanı) içine giren kimselerle” ilgili kullanılır. ذُو الْعَهْدِ (eman sahibi) tabiri de aynı şekildedir. Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: لاَ يُقْتَلُ مُؤْمِنٌ بِكَافِرٍ وَلاَ ذُو عَهْدٍ فِي عَهْدِهِ “Bir kafirin öldürülmesine kısas olarak bir mümin öldürülmez, emanı süresince de eman sahibi öldürülmez”
“Koruma” anlamı göz önünde bulundurularak, “akitleşen iki taraf arasındaki belgeye, senede” عُهْدَةٌ denmiştir. “Kişinin bir senetle, belgeyle kendisini güvence altına alması emredildiği şeylerle” ilgili ve “kaybedilen bir şeyin ardından, onunla ilgili bir bilgi elde etmek için araştırma yapmayla ya da onu sükunetle, yavaş yavaş veya tekrar tekrar araştırmayla (تَفَقُّدٌ)” ilgili فِي هَذَا اْلأَمْرِ عُهْدَةٌ demişlerdir.
Yağmur’a عَهْدٌ ve عِهَادٌ denmiştir.
رَوْضَةٌ مَعْهُودَةٌ : Kendisine ihad (عِهَادٌ) yağmuru düşmüş olan bahçe. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَهِدَ (geniş zaman يَعْهَدُ mastar isim عَهْدٌ):
عَهِدَ اِلَيْهِ : Ona buyurdu, yükledi, emir verdi ya da emretti.
عَهِدْتُ اِلَيْهِ بِالْاَمْرِ : Ona o şeyi yapmasını buyurdum.
عَهِدَ اِلَيْهِ : O şeyi yapması için onu zorladı; ona bir şart veya şartlar koştu; onunla bir mukavele, sözleşme, ahit yaptı ya da ona bir söz verdi.
عَهِدَ عَهْدَهُ : Sözünü yerine getirdi.
عَهِدَ الْحُرْمَةَ : Dokunulmaz veya kutsal olana karşı dikkatliydi.
عَهِدَ اللّٰهَ : “Allah c.c. birdir” dedi.
عَهِدَهُ : Ona rastladı, o kişi veya şey ile karşılaştı.
عَهِدَ الْاَمْرَ : O işi biliyordu.
عَهِدَ الشَّىْءَ : O şeyi korudu ve ona karşı dikkatliydi.
عَاهَدَهُ : Onunla bir sözleşme, bir ahit, bir anlaşma, bir muahede veya taahhüt yaptı (mastar isim مُعَاهَدَةٌ ).
عَهْدٌ : Bir emir, bir vazife, bir buyruk, bir buyurma; bir mukavele, bir ahit, bir sözleşme, bir anlaşma, bir muahede veya bir söz; bir ant; bir ilam; korunması gereken ve kutsal kabul edilen ya da huşu, saygı veya hürmet görmesi gereken kişilerin veya şeylerin savunulması; bir sözün yerine getirilmesi; Allah’ın c.c. birliğinin savunulması; dönem, bir ilk yağmur.
عَلَىَّ عَهْدُ اللّٰهِ لَاَفْعَلَنَّ كَذَا : Bunu yapacağıma dair Allah’a ant içtim.
ذٰلِكَ فِى عَهْدِ شَبَابِى : Bu, benim gençlik dönemimdeydi.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| عَهِدَ | fiil-I | 6 | Ahd etti, emretti | 20/115 |
| عَاهَدَ | fiil-III | 11 | Andlaştı, muahede yaptı | 9/75 |
| عَهْدٌ | isim | 29 | Ahd, anlaşma | 33/15 |
|
| Toplam | 46 |
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- عَهِدَ (a)
- عَهِدَ (b)
- عَاهَدَ (a)
- عَاهَدَ (b)
- تَعَاقَدَ > bak: ع ق د
- تَعَهَّدَ > bu kök
- عَهْدٌ (a)
- عَهْدٌ (b)
Zıt Manada Kelimeler
- عَهِدَ (a)
- عَهِدَ (b)
- عَاهَدَ (a)
- عَاهَدَ (b)
- عَهْدٌ
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Ahd (Ahid) | عَهْد | Vadetme. Söz verme. | Ahd etmek |
| Uhde | عُهْدَة | Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş, görev. Bir işi üzerine alma. Söz verme. | Uhdesinden gelmek |
| Ma’hûd | مَعْهُود | Vaad edilen. Söz verilen. Belli olan. |
|
| Muâhede | مُعَاهَدَة | Karşılıklı yeminleşme, anlaşma. |
|
| Muâhid | مُعَاهِد | Andlaşma yapanlardan her biri. |
|
| Taahhüd | تَعَهُّد | Bir işin veya bir şeyin yapılması için söz verme, üzerine almak. | Taahhüd etmek |
| Müteahhid | مُتَعَهِّد | Taahhüd eden. Bir işi üzerine alan. |
|
| Teâhüd | تَعَاهُد | Sözleşmek. Ahidleşmek. |
|
| Müteâhid | مُتَعَاهِد | Müteahhid. |
|
Deruhte kelimesi, Farsça “der-“ öneki ile, “uhde” kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.
Veliaht kelimesi de, “velî” ve “ahd” kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. “Söz verilmiş yönetici” anlamındadır. Abbasiler zamanında baştaki halife tarafından seçilen halefine verilen unvandır.
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
عَهِدَ : Fiil-I.
| 2:125 | وَعَهِدْنَا إِلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ |
| Diyanet Meali: | İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler … için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.” |
| 3:183 | إِنَّ اللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ |
| Diyanet Meali: | (Onlar,) “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” (dediler). |
| 7:134 | قَالُوا يَا مُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ |
| Diyanet Meali: | (Üzerlerine azap çökünce), “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et…” dediler. |
| 20:115 | وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَىٰ آدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا |
| Diyanet Meali: | Andolsun, bundan önce biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık. * |
| 36:60 | أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ |
| Diyanet Meali: | “Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin … diye emretmedim mi?” |
| 43:49 | وَقَالُوا يَا أَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ |
| Diyanet Meali: | (Onlar azabı görünce) “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. |
عَاهَدَ : Fiil-III.
| 2:100 | أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ |
| Diyanet Meali: | Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? |
| 2:177 | وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا |
| Diyanet Meali: | Antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenler… |
| 8:56 | الَّذِينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ فِي كُلِّ مَرَّةٍ |
| Diyanet Meali: | Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını bozan kimselerdir. |
| 9:1 | بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ |
| Diyanet Meali: | Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır: * |
| 9:4 | إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا |
| Diyanet Meali: | Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış olanlar, bu hükmün dışındadır. |
| 9:7 | إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا |
| Diyanet Meali: | Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, (siz de onlara dürüst davranın). |
| 9:75 | وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللَّهَ لَئِنْ آتَانَا مِنْ فَضْلِهِ لَنَصَّدَّقَنَّ |
| Diyanet Meali: | İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz…” diye Allah’a söz verenler de vardır. |
| 16:91 | وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللَّهِ إِذَا عَاهَدْتُمْ |
| Diyanet Meali: | Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. |
| 33:15 | وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللَّهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْأَدْبَارَ |
| Diyanet Meali: | Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. |
| 33:23 | مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ |
| Diyanet Meali: | Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. |
| 48:10 | وَمَنْ أَوْفَىٰ بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا |
| Diyanet Meali: | Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir. |
عَهْدٌ : İsim.
| 2:27 | الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ |
| Diyanet Meali: | Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan … kimselerdir. |
| 2:40 | وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ |
| Diyanet Meali: | Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun. |
| 2:40 | وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ |
| Diyanet Meali: | Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun. |
| 2:80 | قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ عَهْدَهُ |
| Diyanet Meali: | Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez. |
| 2:80 | قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ عَهْدَهُ |
| Diyanet Meali: | Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez. |
| 2:100 | أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ |
| Diyanet Meali: | Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? |
| 2:124 | قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ |
| Diyanet Meali: | İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti. |
| 2:177 | وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا |
| Diyanet Meali: | Antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenler… |
| 3:76 | بَلَىٰ مَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِ وَاتَّقَىٰ فَإِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ |
| Diyanet Meali: | Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever. * |
| 3:77 | إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَٰئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. |
| 6:152 | وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْفُوا |
| Diyanet Meali: | (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. |
| 7:102 | وَمَا وَجَدْنَا لِأَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ وَإِنْ وَجَدْنَا أَكْثَرَهُمْ لَفَاسِقِينَ |
| Diyanet Meali: | Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk. * |
| 8:56 | الَّذِينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ فِي كُلِّ مَرَّةٍ |
| Diyanet Meali: | Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını bozan kimselerdir. |
| 9:4 | فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَىٰ مُدَّتِهِمْ |
| Diyanet Meali: | Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. |
| 9:7 | كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعِنْدَ رَسُولِهِ |
| Diyanet Meali: | Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? |
| 9:12 | وَإِنْ نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِي دِينِكُمْ فَقَاتِلُوا أَئِمَّةَ الْكُفْرِ |
| Diyanet Meali: | Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. |
| 9:111 | وَمَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ |
| Diyanet Meali: | Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? |
| 13:20 | الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْمِيثَاقَ |
| Diyanet Meali: | Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır. * |
| 13:25 | وَالَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ |
| Diyanet Meali: | Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar… |
| 16:91 | وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللَّهِ إِذَا عَاهَدْتُمْ |
| Diyanet Meali: | Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. |
| 16:95 | وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا |
| Diyanet Meali: | Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. |
| 17:34 | وَأَوْفُوا بِالْعَهْدِ |
| Diyanet Meali: | Ve verdiğiniz sözü de yerine getirin. |
| 17:34 | إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْئُولًا |
| Diyanet Meali: | Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur. |
| 19:78 | أَطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَٰنِ عَهْدًا |
| Diyanet Meali: | Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış? * |
| 19:87 | لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَٰنِ عَهْدًا |
| Diyanet Meali: | Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır. * |
| 20:86 | أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْ أَرَدْتُمْ أَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ |
| Diyanet Meali: | “(Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz?” |
| 23:8 | وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ |
| Diyanet Meali: | Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler. * |
| 33:15 | وَكَانَ عَهْدُ اللَّهِ مَسْئُولًا |
| Diyanet Meali: | Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir. |
| 70:32 | وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ |
| Diyanet Meali: | Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir. * |