KÖK HARFLER: ع م ر
ANLAM:
عَمَرَ : (Bir yer) halkı tarafından iskan edilmek. Bir evde yaşamak ya da oturmaya devam etmek. Yapıyı iyi bir durumda tutmak. Evi inşa etmek. Evi insanlarla dolu hale ya da meskun hale getirmek. Evi iyi bakılmış bir halde tutmak. (Allah c.c.) birisinin ömrünü uzatmak. Rabbine hizmet etmek ya da ibadet etmek; dua etmek ve oruç tutmak. İyi olanı tesis etmek.
AÇIKLAMA:
عِمَارَةٌ : İmaret. “Harap, viran, ıssız, nüfusu boşalmış, terk edilmiş, kimsesiz bırakılmış olmak ya da o hale gelmek” anlamlarına gelen خَرَابٌ kelimesinin zıddıdır. Fiil olarak “Arazisine insanları yerleştirdi, arazisini insanlarla, develerle vs. doldurdu, sürüp işledi, geliştirdi ya da arazisini haraplığın, viranlığın, ıssızlığın vs. tersi bir duruma getirdi” anlamında عَمَرَ أَرْضَهُ-يَعْمُرُ şeklinde kullanılır. Bu fiilin mastarı ise عِمَارَة şeklinde gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آَمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ : Hacılara su sağlamayı ve Kâbe’yi onarmayı, Allah’a ve âhiret gününe inanmakla ve Allah yolunda cihat etmekle bir mi tutuyorsunuz? (9/19).
Yine fiil olarak “Orada ikamet ettim, kaldım, yaşadım veya oturdum. Onu mamur, bayındır bir hale getirdim; haraplığın, viranlığın, ıssızlığın vs. tersi bir duruma getirdim, geliştirdim” anlamında عَمَّرْتُهُ şeklinde ve “Orası iyice insanlarla vs dolup mamur, bayındır bir hale geldi; haraplığın, viranlığın, ıssızlığın vs. tersi bir duruma geldi, gelişti” anlamında عَمَرَ şeklinde kullanılır. Bu fiilin ism-i meful ise مَعْمُورٌ şeklinde gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا الْأَرْضَ وَعَمَرُوهَا أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا : Yeryüzünde gezip, kendilerinden önceki insanların sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Yeryüzünü kazıp altüst etmişler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdir (30/9); وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ : Ma’mur eve andolsun (52/4).
“Şu arazinin mamur edilmesi işini ona bıraktım, sipariş ettim” anlamında أَعْمَرْتُهُ اْلأَرْضَ ve اسْتَعْمَرَتُهُ denir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: هُوَ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا : Allah, sizi topraktan yarattı ve yeryüzüne yerleştirerek burayı kalkındırmakla görevlendirdi (11/61).
عَمْرٌ ve عُمُرٌ: Bedenin hayat aracılığıyla mamur olma süresi. Bekânın (بَقَاءٌ) altındadır. Bu bakımdan eğer طَالَ عُمُرُهُ (ömrü uzun oldu) denirse, bu “o kimsenin bedeninin, ruhu sayesinde mamur oluşu uzadı” anlamına gelir. Ama eğer طَالَ بَقَاؤُهُ denirse, bu ifade onunla aynı anlama gelmez. Çünkü beka (بَقَاؤُهُ) yok olmanın, fena bulmanın (فَنَاءٌ) zıddıdır. Bekanın, ömre (عُمُرٌ) olan üstünlüğünden dolayı, Yüce Allah onunla vasfedilmiş ve çok az ömür kelimesi ile vasfedilmiştir.
تَعْمِيرٌ : Fiil olarak ya da dua yoluyla sözlü olarak, ömür verme. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَنْ تَذَكَّرَ : Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? (35/37); وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ : Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır (35/11); يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَنْ يُعَمَّرَ : Onlardan her biri bin yıl ömür verilmesini ister. Hâlbuki çok yaşatılması onu azaptan uzaklaştıracak değildir (2/96).
Yine şöyle buyurmuştur: وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ : Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz (36/68).
Şöyle buyurmuştur: وَلَكِنَّا أَنْشَأْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ : Biz nice nesiller var etmiştik de onların üzerinden uzun zamanlar geçti (28/45); قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ : Firavun Musa’ya: Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? dedi (26/18).
عُمُرٌ ve عَمْرٌ kelimeleri aynı şeyi ifade ederler. Fakat yeminle ilgili عُمُرٌ kelimesi dışarıda bırakılarak yalnızca عَمْرٌ kelimesi kullanılmıştır. Mesela: لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ : Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı (15/72).
عَمَّرَكَ اللهُ ifadesine gelince, bu ifade “Allah’tan ömrünün uzun olmasını diledim” anlamına gelir.
Kendisiyle, yeminle kastedilen anlam kastedildiğinden dolayı, burada özellikle عَمْرٌ lafzı kullanılmıştır.
اِعْتِمَارٌ ve عُمْرَةٌ : Sevgiliyi mamur etme hedefi taşıyan ziyaret. İslam hukukunda “belirli bir yönelişe” ad olarak verilmiştir.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آَمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآَتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا اللَّهَ : Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder (9/18). Burada geçen يَعْمُرُ fiili ya “binayı, yapıyı koruma” anlamına gelen عِمَارَةٌ kökünden ya “ziyaret” anlamına gelen عُمْرَةٌ kökünden ya da Arapların “şöyle bir yerde ikamet ettim, kaldım, yaşadım veya oturdum” anlamına gelen عَمَرْتُ بِمَكَانِ كَذَا sözlerinden gelir. Üçüncüsünün bu taksime dahil edilmesinin nedenine gelince, çünkü bu kullanım hem عَمَرْتُ الْمَكَانَ şeklinde hem de عَمَرْتُ بِالْمَكَانِ şeklinde ifade edilir. İmaret (عِمَارَةٌ) kabileden daha özeldir, “bir mekanı mamur hale getirebilecek sayıda ya da güçte olan bir topluluğun” adıdır.
عَمَارٌ : Bir fesleğen ya da sarık olsun, başkanın, başkanlığını mamur etmek ve korumak maksadıyla başının üzerine koyduğu şey. Eğer bundan ayrı olarak “fesleğen bitkisi”, عَمَارٌ diye adlandırılırsa, o zaman bu adlandırma, buradan yapılmış bir istiare olur ve burada bu nokta göz önünde bulundurulmuş olur.
مَعْمَرٌ : Kendisinde meskun olanlarla birlikte mamur halini sürdürdüğü sürece, mesken.
عَوْمَرَةٌ : Bir yerin, sahipleriyle birlikte mamur olduğuna delalet eden şiddetli haykırışlar, feryatlar.
Bağışla ilgili kullanılan عُمْرَى kelimesi ise, tıpkı رُقْبَى gibi “bir kimseye, kişinin kendi ömrü süresince ya da onun ömrü süresince bir şeyi tahsis etmesi, vermesi” demektir. Özellikle bu lafın kullanılmasında, bunun ödünç verilen bir şey olduğuna dair bir dikkat çekme vardır.
عَمْرٌ : Sayesinde, dişlerin arasının mamur edildiği et parçası. Çoğulu عُمُورٌ şeklinde gelir.
“Sırtlana” أُمُّ عَامِرٍ, “iflas etmeye” de أَبُو عَمْرَةَ denir. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَمَرَ (geniş zaman يَعْمُرُ mastar isim عَمْرٌ):
عَمَرَ الْمَكَانَ بِاَهْلِهِ : O yer halkı tarafından iskan edilmişti.
عَمَرَ الْمَنْزِلَ : Evde yaşadı ya da oturmaya devam etti; o şeyi tuttu.
عَمَرَ الْبِنَاءَ : Yapıyı iyi bir durumda tuttu.
عَمَرَ الدَّارَ (geniş zaman يَعْمُرُ ve يَعْمِرُ mastar isim عَمْرٌ ve عِمَارَةٌ ) : Evi inşa etti; evi insanlarla dolu, meskun hale getirdi; evi gelişmekte olan veya iyi bakılmış bir halde tuttu.
عَمَرَهُ اللّٰهُ : Allah c.c. onun ömrünü uzattı.
عَمَرَ رَبَّهُ : Rabbine hizmet etti, ibadet etti; dua etti ve oruç tuttu.
عَمَرَ الْخَيْرَ : İyi olanı tesis etti.
اَعْمَرَهُ : O kişi veya şeyi ziyaret etti; o kişi veya şeye gitti ya da onun yolundan gitti; o şeyi hedefledi; Umre icra etti.
اعْتَمَرَ : Umre yaptı.
عُمْرَةٌ : Bir yeri ziyaret etme, Allah’a c.c. ibadet ve dua etme; Küçük Hac (Umre).
عُمْرَةٌ : Bir kimsenin yeni evlendiği karısının ailesine ait eve gitmesidir. Onu kendi ailesinin evine alıp götürdüğünde ise, buna عُرْس denmektedir.
اِسْتَعْمَرَهُ الْمَكَانَ : Onun o yere yerleşmesini sağladı, insanlar orayı sömürgeleştirir ya da ekip biçerler.
عَمَّرَهُ اللهُ : Allah c.c. onun ömrünü uzattı ya da ömrüne ömür kattı.
عَمَّرَ : Ömür verdi, ibka etti, yaşattı.
مُعَمَّرٌ : Uzun ömürlü, uzun süreli, kalbe yerleşen, sökülüp atılması zor, müzmin.
عَمَّرَ اللهَ : Allah’ın c.c. varlığını kabul etti.
عَمَّرْتُكَ اللهَ : Senin ömrünü uzatsın diye Allah’a c.c. dua ediyorum.
عَمْرٌ ve عُمْرٌ : Ömür, yaş.
عَمْرُكَ ve اَطَالَ اللّٰهَ عُمُرَكَ : Allah c.c. senin ömrünü uzatsın.
لَعَمْرُكَ لَاَفْعَلَنَّ كَذَا : Ömrüne andolsun ki muhakkak böyle bir şey yapacağım.
عَمْرٌ : Ömür; din, manasına gelmektedir.
عِمَارَةٌ : İskan ve işleme; bir evi inşa etme eylemi veya sanatı; bir yapı; bir bina; bir mabet; büyük bir kabile, şu sözcüklerle eşanlamlı: قَبِيلَةٌ عَظِيمَةٌ veya حَىٌّ عَظِيمٌ
مَعْمُورٌ : Meskun, iyi korunmuş; sıklıkla ziyaret edilen.
مَكَانٌ عَامِرٌ : Meskun bir yer (aynı zamanda etken ortaç).
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| عَمَرَ | fiil-I | 4 | Kurdu, yaptı, ma’mur hale getirdi | 30/9 |
| عَمَّرَ | fiil-II | 5 | Ömür verdi, ibka etti, yaşattı | 36/68 |
| اِعْتَمَرَ | fiil-VIII | 1 | Umre yaptı | 2/158 |
| اِسْتَعْمَرَ | fiil-X | 1 | Amir tayin etti, kurdurdu, yaptırdı, ma’mur edici kıldı | 11/61 |
| عِمَارَةٌ | isim | 1 | İskan ve işleme; bir evi inşa etme eylemi veya sanatı; bir yapı; bir bina; bir mabet; büyük bir kabile/ | 9/19 |
| مَعْمُورٌ | isim | 1 | Ma’mur edilen | 52/4 |
| عُمُرٌ | isim | 7 | Ömür | 21/44 |
| عَمْرٌ | isim | 1 | Ömür, din. لَعَمْرُكَ : Ömrüne yemin olsun ki.. | 15/72 |
| مُعَمَّرٌ | isim | 1 | Ömür verilen | 35/11 |
| عُمْرَةٌ | isim | 2 | Umre. Bir yeri ziyaret etme, Allah’a c.c. ibadet ve dua etme. | 2/196 |
|
| Toplam | 24 |
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- عَمَرَ (a)
- عَمَرَ (b)
- عِمَارَةٌ (a)
- عِمَارَةٌ (b)
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Amr | عَمْر | Uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. |
| Umr (Ömr, Ömür) | عُمْر | Yaşama, hayat, yaşayış. |
| Ma’mûr | مَعْمُور | Bayındır. İşlenmiş. |
| Umre | عُمْرَة | Ziyaret. Hac mevsimi dışında Kabe’yi ve Mekke ve Medine’deki mukaddes yerleri ziyaret etmek. |
| Umrân | عُمْرَان | 1: Bayındırlık, memurluk. 2: Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk. 3: İmar ile şenlendirilmiş olan. Bayındırlaşmak. Medenilik. Saadet. Mutluluk. |
| Umrâniyye | عُمْرَانِيَّة | Bayındırlığa aid. |
| Ta’mîr | تَعْمِير | Onarmak. |
| Muâmere | مُعَامَرَة | İmaret etmek. |
| İ’mâr | إِعْمَار | Bayındır duruma getirme, geliştirme. |
| İmâret | عِمَارَة | Mamur etmak. Şenlendirmek. Mamurluk. |
| Mi’mar | مِعْمَار | İmar eden. Hüner sahibi. İnşaat planlarını yapan ve bunların kurulmasına bakan san’atkar. Bina inşa eden mühendis. |
| Hamarat | عِمَارَة | Çalışkan, becerikli, elinden iyi iş gelen. |
| Muammer | مُعَمَّر | Ömür süren. Çok yaşamış. Uzun ömürlü, bahtlı. |
| Ömer | عُمَر | Resül-ü Ekrem’in (s.a.v.) ikinci halifesi. |
Hamarat kelimesi, “mamurluk, şenlik” anlamındaki imâret sözcüğünden geliyor olabilir ancak bu kesin değildir. Anadolu halk ağzında “ayın” harfinin “he” harfine dönüşmesi tipiktir. (Nişanyan Sözlük)
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
عَمَرَ : Fiil-I.
| 9:17 | مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللَّهِ شَاهِدِينَ عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ |
| Diyanet Meali: | Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. |
| 9:18 | إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ |
| Diyanet Meali: | Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan … kimseler imar eder. |
| 30:9 | كَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا الْأَرْضَ وَعَمَرُوهَا |
| Diyanet Meali: | Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı (kendilerinin imar ettiğinden daha çok) imar etmişlerdi. |
| 30:9 | أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ |
| Diyanet Meali: | (Orayı) kendilerinin imar ettiğinden daha çok (imar etmişlerdi). Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. |
عَمَّرَ : Fiil-II.
| 2:96 | يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ |
| Diyanet Meali: | Onların her biri bin yıl yaşamak ister. |
| 2:96 | وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَنْ يُعَمَّرَ |
| Diyanet Meali: | Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. |
| 35:11 | وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ |
| Diyanet Meali: | Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. |
| 35:37 | أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَاءَكُمُ النَّذِيرُ |
| Diyanet Meali: | (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti.” |
| 36:68 | وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi? * |
اِعْتَمَرَ : Fiil-VIII.
| 2:158 | فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا |
| Diyanet Meali: | Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur. |
اِسْتَعْمَرَ : Fiil-X.
| 11:61 | هُوَ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا |
| Diyanet Meali: | “O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.” |
عِمَارَةٌ : İsim.
| 9:19 | أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ |
| Diyanet Meali: | Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? |
مَعْمُورٌ : İsim. İsm-i Mef’ûl.
| 52:4 | وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ |
| Diyanet Meali: | “Beyt-i Ma’mur”a andolsun ki… |
عُمُرٌ : İsim.
| 10:16 | فَقَدْ لَبِثْتُ فِيكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ |
| Diyanet Meali: | “Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?” |
| 16:70 | وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَىٰ أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْئًا |
| Diyanet Meali: | İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. |
| 21:44 | بَلْ مَتَّعْنَا هَٰؤُلَاءِ وَآبَاءَهُمْ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ |
| Diyanet Meali: | Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. |
| 22:5 | وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَىٰ أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئًا |
| Diyanet Meali: | Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. |
| 26:18 | قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ |
| Diyanet Meali: | Firavun, şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.” * |
| 28:45 | وَلَٰكِنَّا أَنْشَأْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ |
| Diyanet Meali: | Fakat biz (Mûsâ’dan sonra) birçok nesiller meydana getirdik. Üzerlerinden uzun çağlar geçti. |
| 35:11 | وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ |
| Diyanet Meali: | Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. |
عَمْرٌ : İsim.
| 15:72 | لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ |
| Diyanet Meali: | (Melekler, Lût’a:) “Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş hâlde, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar (Bu durumda asla seni dinlemezler)” dediler. * |
مُعَمَّرٌ : İsim. İsm-i Mef’ûl. Tef’îl Bâbı (II. Bâb).
| 35:11 | وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ |
| Diyanet Meali: | Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. |
عُمْرَةٌ : İsim.
| 2:196 | وَأَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلَّهِ |
| Diyanet Meali: | Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. |
| 2:196 | فَإِذَا أَمِنْتُمْ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ |
| Diyanet Meali: | Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. |