ض و أ

KÖK HARFLER: ض و أ

ANLAM: 

ضَاءَ : (Ay) parıldamak, parlak bir biçimde parıldamak. (Ateş) parıldamak, parlak bir biçimde yanmak.

AÇIKLAMA:

ضَوْءٌ : Işık saçan ya da parlak cisimlerden yayılan ışık. Şöyle kullanılır: 

ضَاءَتِ النَّارُ ve أَضَاءَتِ النَّارُ : Ateş ışık verdi, aydınlıktı, parlaktı veya parladı.

أَضَاءَهَا غَيْرُهَا : Bir başkası onun ışık vermesini, aydınlık, parlak olmasını veya parlamasını sağladı. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ : Ateş çevresini aydınlattığı zaman (2/17); يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ : Az kalsın şimşek gözlerini alıverecek. Onları aydınlattıkça ışığında yürürler (2/20); يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ : Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir (24/35); مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ : Allah’tan başka size ışık getirecek ilâh kimdir (28/71).

Yüce Allah, mesela şu ayette “kendi hidayet kaynağı olan kitaplarını” ضِيَاءٌ olarak adlandırmıştır: وَلَقَدْ آَتَيْنَا مُوسَى وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقِينَ : Andolsun biz, Mûsâ’ya ve Hârûn’a hak ve bâtılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik (21/48). (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

ضَاءَ (geniş zaman يَضُوءُ mastar isim ضَوْءٌ ve ضِيَاءٌ):

ضَاءَ الْقَمَرُ : Ay parıldadı, ay parlak bir biçimde parıldadı.

اَضَائَتِ النَّارُ : Ateş parıldadı, parlak bir biçimde yandı.

اَضَاءَ الْبَيْتُ : Evi ışık kapladı; evi ışıkla doldurdu.

ضِيَاءٌ ve ضَوْءٌ : Işık (eşanlamlısı نُورٌ ); aydınlık veya parlak ışık. Bazılarına göre bu kelime, نُور kelimesinden daha yoğun bir anlama sahiptir. Bazılarına göre, ضِيَاءٌ güneş veya ateşinki gibi kendi başına var olan ışığı ifade etmektedir, ve نُورٌ ayın ışığı gibi başka herhangi bir şey ile var olan, yani yansıyan ışıktır. Yüce Kuran’dan şu anlaşılır ki ضِيَاءٌ ya da ضَوْءٌ güçlü ışığı ifade ederken, نُورٌ karanlığın aksine ışığı ifade eden daha genel bir terimdir.

هُوَ الَّذِى جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وِ الْقَمَرَ نُورًا : Güneşi bir ışık kaynağı, ayı bir nur yapan O’dur (10:5). 

جَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَ النُّورَ : O (Allah) karanlığı ve aydınlığı var etti (6:1).

نُورٌ anlam olarak daha kapsamlı ve etkili ve aynı zamanda daha kalıcıdır. 

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek
أَضَاءَ fiil-IV 3 Işık verdi, ışıttı 2/20
ضِيَاءٌ isim 3 Işık 21/48

Toplam 6

BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

  • ضَاءَ / أَضَاءَ
  • ضَوْءٌ
    • سَنَا > bak: س ن و
    • ضِيَاءٌ > bu kök
  • ضِيَاءٌ
    • سَنَا > bak: س ن و
    • ضَوْءٌ > bu kök

Zıt Manada Kelimeler

  • ضَاءَ / أَضَاءَ
  • ضَوْءٌ
    • ظَلَامٌ > bak: ظ ل م
    • ظُلْمَةٌ > bak: ظ ل م
    • غَسَقٌ > bak: غ س ق
    • سَدَفٌ
    • دَيْجُورٌ
  • ضِيَاءٌ
    • ظَلَامٌ > bak: ظ ل م
    • ظُلْمَةٌ > bak: ظ ل م
    • اِدْلِهْمَامٌ

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Ziyâ’ ضِيَاء Işık, aydınlık. Nur.
Ziyâî (Ziyâiyye) ضِيَائى، ضِيَائِيَّة Ziyaya ait.
İzâet (İzâe) إِضَائَة Işık verme, aydınlatma, ziya verme. 
İstizâa اِسْتِضَائَة Işıklanma, aydınlanma.

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

أضَاءَ : Fiil-IV. 

2:17 فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ
Diyanet Meali: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir .
2:20 يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ
Diyanet Meali: Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler.
24:35 يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ
Diyanet Meali: Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır.

ضِيَاءٌ : İsim. 

10:5 هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا
Diyanet Meali: O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılandır.
21:48 وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَىٰ وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقِينَ
Diyanet Meali: Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı  (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik. *
28:71 مَنْ إِلَٰهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ أَفَلَا تَسْمَعُونَ
Diyanet Meali: “Allah’tan başka hangi ilâh size bir aydınlık getirir? Hâlâ duymayacak mısınız?”