KÖK HARFLER: ع ث ر
ANLAM:
عَثَرَ : Tökezlemek, yüzüstü düşmek. Konuşmasında kekelemek. Bir şeyi şans eseri bulmak; o şeyden tesadüfen haberdar olmak.
AÇIKLAMA:
عَثَرَ الرَّجُلُ-يَعْثُرُ : Adam tökezleyip, ayağı takılıp bir şeyin üzerine düştü. Mastarı عِثَارٌ ve عُثُورٌ şekillerinde gelir. Mecazi olarak “kendi isteği olmadan, istemeden bir mesele, iş hakkında bir bilgiye ulaşan kimselerle” ilgili kullanılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَإِنْ عُثِرَ عَلَى أَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا إِثْمًا …: Eğer o iki şahidin bir günâh işlediklerine rastlanırsa (5/107). Fiil olarak “Kendi isteğim olmadan, istemeden ya da öyle bir arayış içinde değilken şöyle bir şey hakkında bir bilgiye ulaştım” anlamında عَثَرْتُ عَلَى كَذَا şeklinde kullanılır. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَكَذَلِكَ أَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ : Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik (18/21). Yani “…insanları kendi istekleri olmadan ya da öyle bir arayış içinde değilken onlar hakkında bilgi sahibi kıldık.” (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَثَرَ (geniş zaman يَعْثُرُ) ve عَثِرَ (geniş zaman يَعْثَرُ) ve عَثُرَ (geniş zaman يَعْثُرُ mastar isim عِثَارٌ ve عَثَرٌ):
عَثُرَ ve عَثَرَ ve عَثِرَ : Tökezledi ya da yüzüstü düştü.
عَثَرَ فِى كَلَامِهِ : Konuşmasında kekeledi.
عَثَرَ عَلَيْهِ : O şeyi şans eseri buldu; o şeyi biliyordu ya da gördü, o şeyden tesadüfen haberdar oldu.
عَثُرَ بِهِمُ الزَّمَانُ : Talih veya zaman onları mahvetti.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
| عَثَرَ | fiil-I | 1 | Bildi, farkına vardı, çözdü. | 5/107 | Meçhulü: عُثِرَ |
| أَعْثَرَ | fiil-IV | 1 | Bildirdi, muttali kıldı, buldurdu. | 18/21 |
|
|
| Toplam | 2 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- عَثَرَ (a)
- عَثَرَ (b)
- عَثْرَةٌ
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelere günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Âsir(e) | عَاثِرَة | Ayağı kayan. |
| Âsûr | عَاثُور | Tuzak. |
| İ’sâr | إِعْثَار | 1: Ayak kaydırma. 2: Bildirme. |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
عَثَرَ : Fiil-I. Meçhulü: عُثِرَ
| 5:107 | فَإِنْ عُثِرَ عَلَىٰ أَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا إِثْمًا فَآخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا |
| Diyanet Meali: | (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, … başka iki adam, onların yerine geçer… |
أَعْثَرَ : Fiil-IV.
| 18:21 | وَكَذَٰلِكَ أَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوا أَنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ |
| Diyanet Meali: | Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilsinler. |