ع ر ض

KÖK HARFLER: ع ر ض

ANLAM: 

عَرَضَ : Bir şeyi birisine göstermek, ortaya koymak, sunmak. Bir şeyi birisine zikretmek, göstermek, sunmak, o şeyi önüne sürmek.

AÇIKLAMA:

عَرْضٌ : “Uzunluk, boy” anlamındaki طُولٌ kelimesinin zıddıdır; “genişlik, en” anlamına gelir. Temelde cisimlerle ilgili kullanılır. Sonra da Yüce Allah’ın şu sözünde olduğu gibi başka şeylerle ilgili kullanılır: وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الْإِنْسَانِ أَعْرَضَ وَنَأَى بِجَانِبِهِ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَاءٍ عَرِيضٍ : İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir, yan çizer. Başına bir fenalık gelince de geniş geniş yalvarır (41/Fussilet 51).

عُرْضٌ kelimesi ise hassaten “yan” anlamında kullanılmıştır. 

أَعْرَضَ الشَّيْءُ : Şu şeyin, عَرْضٌ’ı (yanı) göründü. 

Şu kullanımlar buradan gelir: 

عَرَضْتُ الْعُودَ عَلَى اْلإِنَاءِ : Çubuğu kabın üzerine enlemesine veya çapraz koydum.

اِعْتَرَضَ الشَّيْءُ فِي حَلْقِهِ : Şu nesne, boğazında enlemesine durdu. 

اِعْتَرَضَ الْفَرَسُ فِي مَشْيِهِ : At, yürüyüşünde bir yana meyletti. 

فِيهِ عُرْضِيَّةٌ : Serkeşliğinden, inatçılığından dolayı yürürken yana doğru bir meyli var. 

عَرَضْتُ الشَّيْءَ عَلَى الْبَيْعِ وَعَلَى فُلاَنٍ : Şu nesneyi satışa sundum veya filan kişiye arz ettim, sundum ya da gösterdim. Mesela: ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ : Sonra onları meleklere arzetti (2/31); وَعُرِضُوا عَلَى رَبِّكَ صَفًّا : Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır (18/48); إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا : Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar (33/72); وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرِينَ عَرْضًا : O gün cehennemi, kâfirlerin gözleri önüne dikeriz (18/100); وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ … İnkâr edenler ateşe arzedilecekleri gün (46/20).

عَرَضْتُ الْجُنْدَ : Orduyu ya da askerleri önümden geçirtip durumlarının nasıl olduğuna baktım. 

عَارِضٌ : Yanı görünen.

  1. Bazen yalnızca “bulut” anlamında kullanılır. Mesela, قَالُوا هَذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا : Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur dediler (46/Ahkâf 24). 
  2. Ayrıca “kişiye arız olan hastalık” anlamında kullanılıp بِهِ عَارِضٌ مِنْ سُقْمٍ denir. 
  3. Bazen “yanak” anlamında kullanılır. Mesela “iki yanağından saçları ya da kılları kesip aldı” anlamında أَخَذَ مِنْ عَارِضَيْهِ sözünde olduğu gibi “yanak” anlamında kullanılır. 
  4. Bazen de “diş” anlamında kullanılır. Bundan dolayı “gülerken görünen ön dişlere” عَوَارِضُ denmiştir. 

Bir kimsenin fesahatinin, belâgatının mükemmelliğinden kinayeli olarak فُلاَنٌ شَدِيدُ الْعَارِضَةِ denmiştir. 

بَعِيرٌ عَرُوضٌ : Dikeni yanağıyla (بِعَارِضِهِ) yiyen deve. 

عُرْضَةٌ : Bir şeye maruz bırakılan şey. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَا تَجْعَلُوا اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ : Allah adına yaptığınız yeminleri iyilik etmeye, günâhlardan sakınmaya ve insanların arasını bulmaya engel yapmayın (2/224).

بَعِيرٌ عُرْضَةٌ لِلسَّفَرِ : Yolculuğa maruz bırakılan deve. 

أَعْرَضَ : kendi عَرْضٌ’ını yani yanını gösterdi. Bundan dolayı أَعْرَضَ لِي كَذَا dendiğinde bu, “şöyle bir şeyin yanı göründü ve böylece uzanıp onu almak mümkün hale geldi” anlamına gelir. أَعْرَضَ عَنِّي dendiğinde ise bu, “yanını gösterip yüz çevirdi” anlamına gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآَيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا : Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! (32/22); فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ : Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver (4/63); خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ : Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir (7/199); وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا : Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, onun için sıkıntılı bir geçim vardır (20/124); وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ آَيَاتِهَا مُعْرِضُونَ : Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun âyetlerinden yüz çevirmektedirler (21/32).

Bazen kendisine ihtiyaç duyulmayarak عَنْ harfi ceri hazfedilir. Mesela: وَإِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ : Aralarında hükmetmesi için onlar Allah’a ve Resûlüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir gurup yüz çevirir (24/48); يُدْعَوْنَ إِلَى كِتَابِ اللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ : (Ehl-i Kitap), aralarında hükmetmesi için Allah’ın Kitab’ına çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bir gurup cayarak geri dönüyor (3/23); فَأَعْرَضُوا فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ : Onlar yüz çevirdiler. Bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik (34/16).

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ : Rabbinizin affediciliğine ve genişliği gökler ile yer arası kadar olan cennete koşunuz (3/133). 

Birincisi: Şöyle denmiştir: Burada geçen عَرْضٌ kelimesi “uzunluk, boy” anlamına gelen طُولٌ kelimesinin zıddı olan عَرْضٌ kelimesidir. Burada şu yönlerden biri düşünülmüş olabilir:

  1. Allah bununla ya “ahir yaratılışta cennetin genişliğinin, eninin ilk yaratılıştaki göklerle yerin genişliği, eni gibi olacağını” demek istemektedir. Zira şöyle buyurmuştur: يَوْمَ تُبَدَّلُ الْأَرْضُ غَيْرَ الْأَرْضِ وَالسَّمَوَاتُ : O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülürler (14/48). 
  2. Ayrıca ahir yaratılışta göklerin ve yerin şu an olduğundan daha büyük olması da imkansız değildir. Rivayet edildiğine göre bir Yahudi Hz Ömer’e (r.a.) bu ayetle ilgili “Cehennem nerede?” diye sorunca Hz. Ömer buna “O zaman, gece geldiğinde gündüz nerede?” diye cevap vermiştir.

İkincisi: Şöyle denmiştir: Cennetin عَرْضٌ’ı ifadesi ile Yüce Allah Cennetin genişliğini kastetmektedir. Ama burada kastettiği “yüzey ölçüsü” itibariyle bir genişlik değil, “sevinç, mutluluk” itibariyle bir genişliktir. Nitekim bunun zıddı anlamda şöyle denir: اَلدُّنْيَا عَلَى فُلاَنٍ حَلْقَةُ خَاتَمٍ وَكِفَّةُ حَابِلٍ “Dünya filan kişinin üzerinde bir yüzüğün halkası ve avcının ağı gibi.” 

سَعَةُ هَذِهِ الدَّارِ كَسَعَةِ اْلأَرْضِ : Bu evin genişliği tıpkı yeryüzünün genişliği kadar.

Üçüncüsü: Bir görüşe göre buradaki عَرْضٌ kelimesinin aslı عَرْضُ الْبَيْعِ kullanımından gelir. Arapların “şöyle bir şey ticari bir mal karşılığında satıldı” anlamında söyledikleri بِيِعَ كَذَا بِعَرْضٍ sözlerinden gelir. Bu itibarla ayette geçen عَرْضُهَا ifadesi “cennetin bedeli ve karşılığı” anlamındadır ve “Bu elbisenin ya da bez parçasının bedeli veya karşılığı şöyle şöyledir” anlamına gelen عَرْضُ هَذَا الثَّوْبِ كَذَا وَكَذَا sözüne benzer.

عَرَضٌ : Sabitliği, devamlılığı olmayan şey. Kelamcılar “renk ve tat gibi ancak cevherle birlikte bir sabitliği, devamlılığı olan şeylerle” ilgili kullandıkları عَرَضٌ (araz) kelimesini buradan müstear almışlardır. “Dünyanın hiçbir sabitliğinin, devamlılığının olmadığına” dikkatleri çekmek için اَلدُّنْيَا عَرَضٌ حَاضِرٌ denmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: تُرِيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللَّهُ يُرِيدُ الْآَخِرَةَ : Siz (geçici) dünya malını istiyorsunuz, hâlbuki Allah (sizin için) âhireti istiyor (8/67). Yine şöyle buyurmuştur: يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَذَا الْأَدْنَى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِنْ يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَأْخُذُوهُ : Dünyanın (geçici) malını alıyorlar ve: “İleride affedileceğiz” diyorlardı. Onlara buna benzer bir mal gelse onu da alıyorlar (7/169).

Şu sözüne gelince: لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا : Eğer o, yakın bir mal olsaydı (9/42). Yani “kolaylıkla talep edilecek bir şey olsaydı…” 

تَعْرِيضٌ : Doğruluk ve yanlışlık ya da zâhir ve bâtın olmak üzere iki yönü olan bir söz söylemek. Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُمْ بِهِ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَاءِ أَوْ أَكْنَنْتُمْ فِي أَنْفُسِكُمْ : Bu durumdaki kadınlara ima yolu ile evlenme teklif etmenizin ya da bu arzuyu içinizden geçirmenizin hiçbir sakıncası yoktur (2/235). Söylendiğine göre bu, erkeğin kadına “güzelsin, beğenilmektesin vb.” bir şey söylemesidir. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

عَرَضَ (geniş zaman يَعْرِضُ mastar isim عَرْضٌ):

عَرَضَ الشَّىْءَ بِفُلَانٍ : O şeyi falanca birine gösterdi, ortaya koydu, sundu.

عَرَضَ الشَّىْءَ عَلَيْهِ : O şeyi ona zikretti, gösterdi, sundu ya da o şeyi önüne sürdü.

عَرَضَ الْجُنْدَ : Orduyu tören düzeninde önünden geçirdi; orduyu denetime tabi tuttu.

عَرَضَهُمْ عَلَى السَّيْفِ : Onları kılıca maruz bıraktı; onları kılıçla öldürdü.

عَرَضَ لَهُ : O şey onun başına geldi ya da vuku buldu.

عَرَضَ لَهُ o şey ortaya çıktı ya da ona görünür oldu, manasına da gelmektedir.

عَرَضْتُهُ : Satışta onu aldattım.

عَرَّضَ لَهُ وَ بِهِ : Kastettiği veya temenni ettiği bir şey söyledi, fakat o şeyi açıklamadı ya da onu yalın ve açık bir biçimde söylemedi; o şeyi dolaylı olarak söyledi; تَعْرِيضٌ bir şeyden imalı, dolaylı, belirsiz, muğlak veya müphem bir şekilde konuşulması, anlamına gelmektedir. İlk otoritelere göre عَرَّضَ duyanın (söyleyen kişinin) kastettiği şeyden farklı bir mana anladı, farklı anlamlara müsait bir ifade kullandı, anlamına gelmektedir.

اَعْرَضَ عَنْهُ (mastar isim اِعْرَاضٌ ): O şeyden yüz çevirdi, uzak durdu, sakındı ya da kaçındı.

عَرَضَ الْمَسْئَلَةَ : Meseleyi geniş bir biçimde ifade etti.

عَرْضٌ : En, genişlik; büyüklük; enlem; bir vadi; bir dağ; ufku perdeleyen bir bulut grubu; büyük bir ordu; dünyevi mallar; fiyat; kazanç; bir kaza; vaka; bir tazminat; bir bedel; altın veya gümüş harici her tür mal veya eşya; delilik; çılgınlık; gecenin bir kısmı.

ذَهَبَ عَرْضًا وَ طُولًا : Enine ve boyuna gitti.

عُرْضَةٌ : Başka bir şeye engel olarak konulan bir şey, siper; okçuların hedefi gibi hedef olarak konulan bir şey.

فُلَانٌ عُرْضَةٌ لِلنَّاسِ : Falanca biri insanlar için bir hedeftir, yani insanların yerdiği veya eğlendiği bir kimsedir.

هٰذَا عُرْضَةٌ لَكَ : Bu, senin genel kullanımın için hazırlanmış bir şeydir.

عُرْضَةٌ bir amaç, bir gaye veya arzu, manasına da gelmektedir.

عَارِضٌ (ismi fail) : Enini, tarafını, görünümünü gösteren her şey; ufukta yanlara uzanan bir bulut topluluğu, gökyüzünde beklenmedik biçimde birbirinin üzerine gelen bulut topluluğu; bir hadise; bir kimsenin ortaya koyduğu bir hediye; birine karşı olan herhangi bir şey; bir engel; yanağın tarafı.

مُعْرِضٌ :Yüz çeviren, kaçınan, geri kalan.

عَرِيضٌ : Geniş, çok; geniş veya engin.

دُعَاءٍ عَرِيضٍ : Uzun dua (41:51).

عَرَضٌ : Gelip geçici şey, dünyalık, geçici nimet, elde durmayan (sebatsız) dünya malı.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


TürAdetAnlamÖrnekAçıklama
عَرَضَfiil-I11Arz etti, açığa çıkardı, (على) harf-i ceri ile: gösterdi33/72Meçhulü: عُرِضَ Meçhul Muzari: يُعْرَضُ
عَرَّضَfiil-II1Çıtlattı, üstü kapalı söyledi2/235
أَعْرَضَfiil-IV32Yüz çevirdi32/22
عَرْضٌisim4Genişlik, en57/21
عَرِيضٌisim1Geniş, bol, çok41/51
عَرَضٌisim6Gelip geçici şey, dünya malı7/169
عَارِضٌisim2Bulut46/24
عُرْضَةٌisim1Hedef, sebep, siper2/224
إِعْرَاضٌisim2Yüz çevirmek4/128
مُعْرِضٌisim19Yüz çeviren3/23

Toplam79


BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Kök Harflerinin Yer Değişimi

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

  • عَرَضَ (a)
  • عَرَضَ (b)
  • عَرَّضَ
  • أَعْرَضَ
    • اِبْتَعَدَ > bak: ب ع د
    • تَجَنَّبَ > bak: ج ن ب
    • بَعُدَ > bak: ب ع د
    • (أَشَاحَ (عَنْ
  • عُرْضَةٌ
    • قَصْدٌ > bak: ق ص د
    • هَدَفٌ
    • غَايَةٌ
  • عَرَضٌ
  • عَرْضٌ
  • عَرْضَةٌ
  • عَرِيضٌ
    • وَاسِعٌ > bak: و س ع
    • شَاسِعٌ

Zıt Manada Kelimeler

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Arz عَرْض En, genişlik.
Araz عَرَض İşaret, alamet.Tesadüf, rast gelme.
Ârız عَارِض 1: Sonradan olan şey. 2: Kalın ve geniş bulut.
Ârızî عَارِضِى Sonradan olan, dıştan gelen.
Arîz عَرِيض Enli, geniş.
Ârıza عَارِضَة Engebe. Aksaklık. Çoğulu: Âvâriz
Arûz عَرُوض Hecelerin uzunluk ve kısalık, kapalılık veya açıklık değerlerine göre türlü ses kalıplarından oluşan divan edebiyatı nazım ölçüsü.
Ma’rûz مَعْرُوض Bir şeyin etkisine uğramak veya uğratmak. 
Ma’rûzât مَعْرُوضَات Arz olunanlar. Arzedilenler, takdim edilenler. Küçükten büyüğe bildirilenler. 
Irz عِرْض 1: Nefis. 2: Beden. 3: Şan, şeref.
Urza عُرْضَة Hedef.
Arazân عَرَضًا Rastgele, tesadüfen, tevafukan.
Maraza ——— Hastalık.
Ta’rîz تَعْرِيض Kapalı bir biçimde, dolaylı olarak söz söyleme, taşlama.
Muâraza مُعَارَضَة Biri ile yarışmak. Birbirine karşı gelmek. Maraza
Muârız مُعَارِض Karşı koyan, karşı çıkan.
İ’râz إِعْرَاض Yüz çevirme.
Mu’riz مُعْرِض Yüz çeviren.
Taarruz تَعَرُّض Hücum. Saldırı.
Taâruz تَعَارُض Muaraza edişmek, çekişmek.
Müteârız مُتَعَارِض Birbirine zıt ve muhalif olan.
İ’tirâz اِعْتِرَاض Kabul etmediğini bildirmek. Bir fikir veya işin olmasını kabul etmemek.

Maraza kelimesi, “karşı gelme, çatışma, kavga etme” anlamındaki muârada (معارضة) sözcüğünden gelmektedir. (Nişanyan Sözlük) 

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

عَرَضَ : Fiil-I. Meçhulü: عُرِضَ Meçhul Muzari: يُعْرَضُ

2:31وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ
Diyanet Meali:Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere gösterdi.
11:18أُولَٰئِكَ يُعْرَضُونَ عَلَىٰ رَبِّهِمْ
Diyanet Meali:İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler…
18:48وَعُرِضُوا عَلَىٰ رَبِّكَ صَفًّا
Diyanet Meali:Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar.
18:100وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرِينَ عَرْضًا
Diyanet Meali:O gün cehennemi kâfirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz! *
33:72إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ
Diyanet Meali:Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik…
38:31إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ
Diyanet Meali:Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu. *
40:46النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا
Diyanet Meali:(Öyle bir) ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar.
42:45وَتَرَاهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِعِينَ مِنَ الذُّلِّ
Diyanet Meali:Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş … görürsün.
46:20وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا
Diyanet Meali:İnkâr edenler ateşe sunuldukları gün, (onlara şöyle denir:) “Dünyadaki hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz, onların zevkini sürdünüz.”
46:34وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ أَلَيْسَ هَٰذَا بِالْحَقِّ
Diyanet Meali:İnkâr edenlere ateşe sunuldukları gün, “Bu gerçek değil miymiş?” denir.
69:18يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنْكُمْ خَافِيَةٌ
Diyanet Meali:O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz. *

عَرَّضَ : Fiil-II.

2:235وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُمْ بِهِ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَاءِ
Diyanet Meali:(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda (veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda) sizin için bir günah yoktur.

أَعْرَضَ : Fiil-IV.

4:16فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا
Diyanet Meali:(Sizlerden fuhuş yapanların her ikisini de incitip kınayın). Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin.
4:63أُولَٰئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ
Diyanet Meali:Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma.
4:81وَاللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ
Diyanet Meali:Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et.
4:135وَإِنْ تَلْوُوا أَوْ تُعْرِضُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
Diyanet Meali:Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
5:42فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ
Diyanet Meali:Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir.
5:42وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا
Diyanet Meali:Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler.
6:68وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ
Diyanet Meali:Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit (başka bir söze dalıncaya kadar) onlardan yüz çevir, uzaklaş.
6:106لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ
Diyanet Meali:O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir.
7:199خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
Diyanet Meali:Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir. *
9:95سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ
Diyanet Meali:Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir.
9:95فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ
Diyanet Meali:Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar pistir. (Kazandıklarının karşılığı olarak), varacakları yer de cehennemdir.
11:76يَا إِبْرَاهِيمُ أَعْرِضْ عَنْ هَٰذَا إِنَّهُ قَدْ جَاءَ أَمْرُ رَبِّكَ
Diyanet Meali:“Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir.”
12:29يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هَٰذَا وَاسْتَغْفِرِي لِذَنْبِكِ
Diyanet Meali: “Ey Yûsuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. (Ey Kadın,) sen de günahının bağışlanmasını dile.”
15:94فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ
Diyanet Meali:Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme. *
17:28وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلًا مَيْسُورًا
Diyanet Meali:Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle. *
17:67فَلَمَّا نَجَّاكُمْ إِلَى الْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ وَكَانَ الْإِنْسَانُ كَفُورًا
Diyanet Meali:Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.
17:83وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الْإِنْسَانِ أَعْرَضَ وَنَأَىٰ بِجَانِبِهِ
Diyanet Meali:İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer.
18:57وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ فَأَعْرَضَ عَنْهَا
Diyanet Meali:Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren (ve elleriyle yaptığını unutan)dan daha zalimdir?
20:100مَنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وِزْرًا
Diyanet Meali:Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir. *
20:124وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا
Diyanet Meali:“Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır.”
28:55وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا
Diyanet Meali:Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, “Bizim işlerimiz bize, (sizin işleriniz de size.)” derler.
32:22وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا
Diyanet Meali:Kim, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir?
32:30فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ إِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ
Diyanet Meali:Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar. *
34:16فَأَعْرَضُوا فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ
Diyanet Meali:Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim  selini gönderdik.
41:4بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Diyanet Meali:Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. *
41:13فَإِنْ أَعْرَضُوا فَقُلْ أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ
Diyanet Meali:Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım.” *
41:51وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الْإِنْسَانِ أَعْرَضَ وَنَأَىٰ بِجَانِبِهِ
Diyanet Meali:İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer.
42:48فَإِنْ أَعْرَضُوا فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
Diyanet Meali:Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik.
53:29فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّىٰ عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
Diyanet Meali:Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir. *
54:2وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ
Diyanet Meali:Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler. *
66:3عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ
Diyanet Meali:(Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü başkasına haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber) bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti.
72:17وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا
Diyanet Meali:“Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.”

عَرْضٌ : İsim. 

3:133وَسَارِعُوا إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ
Diyanet Meali:Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan cennete koşun.
18:100وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرِينَ عَرْضًا
Diyanet Meali:O gün cehennemi kâfirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz! *
57:21سَابِقُوا إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ
Diyanet Meali:Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan cennete yarışırcasına koşun.
57:21سَابِقُوا إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ
Diyanet Meali:Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan cennete yarışırcasına koşun.

عَرِيضٌ : İsim. Sıfat.

41:51وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَاءٍ عَرِيضٍ
Diyanet Meali:Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur.

عَرَضٌ : İsim. 

4:94تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ
Diyanet Meali:(Size selâm veren kimseye), dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek, (“Sen mü’min değilsin” demeyin). Allah katında pek çok ganimetler vardır.
7:169يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَٰذَا الْأَدْنَىٰ وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا
Diyanet Meali:Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi.
7:169وَإِنْ يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَأْخُذُوهُ
Diyanet Meali:Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar.
8:67تُرِيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللَّهُ يُرِيدُ الْآخِرَةَ
Diyanet Meali:Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor.
9:42لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ
Diyanet Meali:Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı.
24:33لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا
Diyanet Meali:Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için (iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın).

عَارِضٌ : İsim. İsm-i Fâil. 

46:24فَلَمَّا رَأَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ أَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هَٰذَا عَارِضٌ
Diyanet Meali:O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, (bize yağmur getiren) bir buluttur” dediler.
46:24قَالُوا هَٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهِ
Diyanet Meali:“Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir.” dedi.

عُرْضَةٌ : İsim.

2:224وَلَا تَجْعَلُوا اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا
Diyanet Meali:İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, (insanlar arasını ıslah etmemek) yolundaki yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın.

إِعْرَاضٌ : İsim. Mastar. İf’âl Bâbı (IV. Bâb). 

4:128وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا
Diyanet Meali:Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur.
6:35وَإِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِآيَةٍ
Diyanet Meali:Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap!

مُعْرِضُونَ : İsim. İsm-i Fâil. İf’âl Bâbı (IV. Bâb). Kurallı Erkek Çoğul. Tekili: مُعْرِضٌ

2:83ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِنْكُمْ وَأَنْتُمْ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.
3:23ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:Sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.
6:4وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Diyanet Meali:Onlara Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan yüz çevirmesinler. *
8:23وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.
9:76فَلَمَّا آتَاهُمْ مِنْ فَضْلِهِ بَخِلُوا بِهِ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:Fakat Allah, lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler. *
12:105يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:(Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki) yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.
15:81وَآتَيْنَاهُمْ آيَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Diyanet Meali:Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi. *
21:1اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler. *
21:24بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:“Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”
21:32وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler. *
21:42بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.
23:3وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. *
23:71بَلْ أَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.
24:48إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:(Aralarında hüküm vermesi için Allah’a (Kur’an’a) ve peygambere çağırıldıkları zaman), bir de bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirmektedir.
26:5وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ
Diyanet Meali:Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler. *
36:46وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Diyanet Meali:Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar. *
38:68أَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:“Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.” *
46:3وَالَّذِينَ كَفَرُوا عَمَّا أُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ
Diyanet Meali:İnkâr edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
74:49فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
Diyanet Meali:Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar? *