KÖK HARFLER: ج ل ل
ANLAM:
جَلَّ : Kalın, kocaman, kaba, sert, kaba saba, büyük ya da cüsseli olmak; (bir şey), (cismen) bir hayli büyümek; (bir adam) itibar, mevki ya da saygınlık açısından yükselmek.
AÇIKLAMA:
جَلاَلَةٌ : Kadir, itibar, değer ya da mevki bakımından azamet, büyüklük ya da yücelik. Sonunda ة olmayan جَلَالٌ kelimesi ise, “Bu azamette, büyüklükte en son sınıra ya da noktaya ulaşmak” demektir. Yüce Allah’ı vasfetmek için tahsis edilerek وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلالِ وَاْلإِكْرَامِ Sadece celâl ve ikram sahibi Yüce Rabbinin varlığı süreklidir (55/27) denmiş ve O’nun dışındaki hiçbir şeyde kullanılmamıştır.
جَلِيلٌ : Kadir, itibar, değer ya da mevki bakımından azim, büyük ya da yüce olan. Yüce Allah’ın böyle vasıflandırılmasının nedeni, ya “Kendi varlığına delalet etmesi istenen azim, büyük varlıkları yaratmasıdır” ya “hakkıyla bilinmekten yüce oluşudur” ya da “duygularla algılanmaktan yüce oluşudur”. Bu kelime temelde “azim, büyük” (عَظِيمٌ) ve “kalın, iri ya da kaba” (غَلِيظٌ) cisimle ilgili vaz edildiği için, sahip olduğu “kalınlık, irilik ya da kabalık” anlamı göz önünde bulundurularak, جَلِيلٌ kelimesinin karşıtı olarak دَقِيقٌ (ince veya küçük) kelimesi kullanılmış ve عَظِيمٌ kelimesinin karşıt olarak da صَغِيرٌ (küçük) kelimesi kullanılmıştır.
Deveye جَلِيلٌ, koyuna da دَقِيقٌ denmiştir. Bu ikisinin birbiri karşısındaki durumları göz önünde bulundurularak şöyle denmiştir:
مَا لَهُ دَقِيقٌ وَلاَ جَلِيلٌ : Ne bir koyunu var ne de devesi.
مَا أَجَلَّنِي وَلاَ أَدَقَّنِي : Bana ne deve verdi ne de koyun.
Sonradan bu, büyük ve küçük olan her şeyle ilgili bir mesel yapılmıştır.
“İri cüsseli dişi deveyle” ilgili جُلاَلَةٌ ve “yaşlı dişi deveyle” ilgili de جِلَّةٌ kelimesi tahsis edilmiştir.
جَلَلٌ : Her tür büyük nesne, iş, mesele ya da olay.
جَلَلْتُ كَذَا : Şöyle bir şeyin جُلٌّ ünü (büyük kısmını) aldım.
تَجَلَّلْتُ اْلبَعَرَ : Kığın, tersin büyük kısmını aldım.
جَلَلٌ / جُلَلٌ : Alınan kığ, ters. Bununla “aşağılık, adi, bayağı ya da değersiz nesne” ifade edilir. Bu çerçevede şöyle denmiştir: كُلُّ مُصِيبَةٍ بَعْدَهُ جُلَلٌ (her musibetin ardından bir جُلَلٌ yani alçalma olur.)
جُلٌّ : Bir nesnenin büyük kısmını örtmekte ya da kapatmakta kullanılan şey. Bundan dolayı “atın çuluna” جُلُّ الْفَرَس ve “fiyatın büyük kısmına” جُلُّ الثَّمَن denmiştir.
مَجَلَّةٌ : Sayfaları örtmekte ya da kapatmakta kullanılan şey. Sonradan “sayfalar” مَجَلَّةٌ olarak adlandırılmıştır. (Müfredât) El-Askerî’ye göre mecelle, bünyesinde büyük hüküm, ferman ve anlaşmaları barındırdığı için bu şekilde isimlendirilmiştir. (Farklar Sözlüğü 265)
Bu kökten türetilen kelimelerde “büyüklük” anlamı esastır.
DİĞER BAZI TÜREVLER:
جَلَّ (geniş zaman يَجِلُّ mastar isim جَلَالَةٌ veya جَلَالٌ): O şey kalın, kocaman, kaba, sert, kaba saba, büyük ya da cüsseliydi ya da o hale geldi; o (bir) şey (cismen) bir hayli büyüdü; bir adam itibar, mevki ya da saygınlık açısından yükseldi.
جَلَالَةٌ : İtibar ya da mevki ya da saygınlık açısından büyüklük.
جَلَالٌ : Bu hususta azami büyüklük, yani azamet; haşmet, kudret, hürriyet.
جَلِيلٌ esasen şu anlamlarda kullanılmaktadır: Bir nesneye ithafen kalın, kaba, kocaman, sert, sağlam, kaba saba, büyük ya da cüsseli, ilaveten haşmet, itibar, mevki ya da saygınlık açısından büyüklük; ilaveten yaşlı ve yaşı ilerlemiş ya da muhakemesi sağlam veya yerinde (çoğul hali جِلَّةٌ).
قَوْمٌ جِلَّةٌ : Yüksek mevki, soy ya da saygınlıkta birçok insan.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
جَلَالٌ | isim | 2 | Azamet, büyüklük | 55/78 |
| Toplam | 2 |
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Benzer Manada Kelimeler
- جَلَّ
- جَلَلٌ
- جَلِيلٌ
- عَظِيمٌ > bak: ع ظ م
- جُلٌّ
- جَلَالٌ
Zıt Manada Kelimeler
- جَلَّ
- جَلَلٌ
- جَلِيلٌ
- جُلٌّ
- جَلَالٌ
AÇIKLAMA:
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
Celâl | جَلَال | 1: Büyüklük, ululuk. 2: Öfke, kızgınlık | Celâlet |
Celîl | جَلِيل | 1: Çok büyük, ulu. 2: Allah’ın sıfatlarından biri. | Çoğul: Ecille |
Cille | جِلَّة | Büyük, ulu nesne. Kebir ve azim. |
|
Cüll (Çul) | جُلّ | Çul. | Çulsuz |
Ecell | أَجَل | Çok güzel. çok büyük. En üstün. Çok celil. |
|
Teclîl | تَجْلِيل | Hayvana çul örtme, hayvanı çulla örtme. |
|
Mecelle | مَجَلَّة | Fıkıh kitaplarının işlemler bölümünden derlenip özet olarak bir araya getirilmiş kuralları kapsayan kitap. Mecmua. Risale. | Çoğul: Mecellât |
İclâl | إِجْلَال | Ağırlama. İkram. Tekrim eylemek. Büyüklüğünü kabul edip hürmet etmek. Büyüklük. Azamet. |
|
İclâlen | إِجْلَالاً | Büyük sayarak, saygı ve hürmet göstererek. |
|
Tecellül | تَجَلُّل | Ululanmak, büyüklenmek. |
|
Aslı “ululuk, azamet” olduğu halde Türkçede daha çok “öfke” anlamı barındıran celâl kelimesi anlam kaymasına uğramıştır. (Nişanyan Sözlük)
Çul kelimesi, Farsça’da “kaba kumaş, çuval bezi” anlamına gelen جل / جول kelimesinden gelmektedir. Bu kelime Arapça’da da aynı anlamda olan جلل kelimesi ile eş kökenlidir.
Gülle kelimesi de Farsçadır ama Arapçada da aynı şekilde kullanılmaktadır.
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
جَلَالٌ : İsim. İsm-i Fâil.
55:27 | وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ |
Diyanet Meali: | Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır. * |
55:78 | تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ |
Diyanet Meali: | Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir. * |