ف ل ق

KÖK HARFLER: ف ل ق

ANLAM: 

فَلَقَ : Bir şeyi boyuna ayırmak, yarmak, bölmek. (Allah c.c.) sabahı aydınlatmak.

AÇIKLAMA:

فَلْقٌ : Bir şeyi yarmak ve bir bölümünü bir bölümünden ayırmak. Fiil olarak “Onu yardım ve parçalarını birbirinden ayırdım, o da yarıldı ve parçaları birbirinden ayrıldı.” anlamında فَلَقْتُهُ فَانْفَلَقَ şekillerinde kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَالِقُ الْإِصْبَاحِ : Sabahı açtıran/söktüren O’dur (6/96); إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى : Taneyi ve çekirdeği yaran Allah’tır (6/95); فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ : Musa’ya vahyettik ki: Asanı denize vur. O, hemen yarıldı ve her parçası büyük bir dağ gibi oldu (26/63).

“İki yüksek tepe arasındaki alçak, basık araziye” فَلَقٌ denmiştir. 

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ : De ki; sığınırım ben, felak’ın Rabbine (113/1). Burada geçen الْفَلَقِ kelimesi “Gündüzün başları; ufkun güneşin ilk ışıklarıyla kızardığı tan vakti” anlamındadır.

  1. Bir görüşe göre bununla, Yüce Allah’ın أَمَّنْ جَعَلَ الْأَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَالَهَا أَنْهَارًا : Yoksa yeryüzünü bir karargah kılıp onun içinde ırmaklar akıtan mı? (27/61) sözünde zikredilen “ırmaklar” kastedilir.
  2. Başka bir görüşe göre ise, bu, Yüce Allah’ın Hz Musa’ya (a.s.) öğrettiği ve Hz. Musa’nın (a.s.) kendisini söyleyerek denizi yardığı kelimedir. 

فِلْقٌ kelimesi ise “yarılmış (مَفْلُوقٌ)” demektir. Bu itibarla مَنْقُوضٌ ve مَنْكُوثٌ anlamlarında kullanılan نَقْضٌ ve نَكْثٌ kelimelerine benzer. 

Şöyle denmiştir: فِلْقٌ kelimesi “şaşılan, taaccüp edilen şey” anlamındadır. فَيْلَقٌ kelimesi de aynı anlama gelir. 

فَلِيقٌ ve فَالِقٌ : İki dağ arası ve devenin sırtında iki hörgüç arası. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

فَلَقَ (geniş zaman يَفْلِقُ mastar isim فَلْقٌ ve فَلَقٌ):

فَلَقَهُ : O şeyi boyuna ayırdı, yardı ya da böldü.

وَ الَّذِى فَلَقَ الْحَبَّةَ وَ بَرَاَ النَّسَمَةَ : Andolsun taneyi yaran ve insanı veya canlıları yaratana (Hz. Ali’nin r.a. bir sözü).

فَلَقَ الصُّبْحَ : O (Allah c.c.) sabahı aydınlattı.

فَلَقَ فِى الْاَرْضِ : Şehrin içine doğru uzaklaştı.

اِنْفَلَقَ : O şey ayrıldı, yarıldı; o şey parçalara ayrıldı; o şey boyuna bölündü.

اِنْفَلَقَ الصُّبْحُ : Şafak söktü.

اَلْفَلَقُ : Gündoğumu veya şafak; şafağın ışığı; belirsizlikten sonra hakikatin açıkça ortaya çıkması; iki tepe veya yüksek yer arasında basık kalan bir yer; Cehennem; tüm oluş; bir dağdaki yarık; kasenin dibinde sütten geriye kalan.

اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ : Sabahın Rabbine sığınırım (113:1).

فَالِقٌ kuru tanenin yaratıcısı, yaranı veya yarıcısı, manasına gelmektedir.

اِنَّ الْبُكَاءَ فَالِقٌ كَبِدِى : Şüphesiz, ağlayan ciğerimi deliyor.

فَلْقُ الرَّاْسِ : Başın ortası veya saçın ayrılma yeri.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek
اِنْفَلَقَ fiil-VII 1 İnfilak etti, yarıldı, ikiye ayrıldı 26/63
فَلَقٌ isim 1 Sabah; mahlukat; iki tepe arasındaki alçak arazi 113/1
فَالِقٌ isim 2 Yaran, yarıcı 6/96

Toplam 4

BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Kök Harflerinin Yer Değişimi

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

Zıt Manada Kelimeler

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Felk فَلْق Yarmak, şakk.
Felak فَلَق Sabah aydınlığı. Ateşe atmak. Yaradılış.
Fâlık فَالِق Çatlatan. Açan. Büyümesi için tohumu açan, yaratan.
Falaka فَلَقَة Ceza olarak ayak tabanlarına vurmakta kullanılan, ayakları uygun bir durumda sıkıştırıp tutan, kalınca bir sopa ile bunun iki ucuna bağlı bir ipi olan cezalandırma aracı.
Teflîk تَفْلِيق Yarmak.
Tefelluk تَفَلُّق Yarılma, çatlama.
İnfilâk اِنْفِلَاق Açılma. Yarılma. Patlama. 

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

اِنفَلَقَ : Fiil-VII. 

26:63 فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
Diyanet Meali: (Deniz) derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

فَلَقٌ : İsim. 

113:1 قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
Diyanet Meali:
De ki: “Sabah aydınlığının Rabbine sığınırım…” *

فَالِقٌ : İsim. İsm-i Fâil. 

6:95 إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَىٰ
Diyanet Meali: Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir.
6:96 فَالِقُ الْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا
Diyanet Meali: O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı.