KÖK HARFLER: ط ع م
ANLAM:
طَعِمَ : Bir şeyi tatmak. Bir şey üzerinde güce sahip olmak; o şeyi yapmaya gücü veya kudreti olmak. Yemeği yemek.
AÇIKLAMA:
طَعْمٌ : Gıda almak, yemek yeme. “Alınan, yenen şey, yiyecek” طَعْمٌ ve طَعَامٌ olarak adlandırılır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ : Deniz avı ve yiyeceği size helâl kılındı (5/96).
Ebu Said’in rivayet ettiği şu hadiste طَعَامٌ kelimesi özellikle “buğday” anlamında kullanılmıştır. أنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَمَرَ بِصَدَقَةِ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ طَعَامٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ “Hz. Peygamber (s.a.v) sadaka-i fıtrın bir sa’ buğday ya da bir sa’ arpa olarak verilmesini emretti.”
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ : İrinden başka yiyecek yoktur (69/36); وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ : Boğazı tıkayan bir yiyecek (73/13); طَعَامُ الْأَثِيمِ : Günâhkârların yiyeceğidir (44/44). Şu sözüne gelince: وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ : Yoksula taamı teşvik etmez (107/3). Yani “ona yemek yedirilmesine ya da yiyecek verilmesine…”
Şöyle buyurmuştur: فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا : Yemeği yediğinizde hemen dağılın (33/53).
Yine şöyle buyurmuştur: لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا : İman eden ve iyi işler yapanlara, (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günâh yoktur (5/93).
Şöyle denmiştir: طَعِمْتُ fiili bazen içecekle ilgili de kullanılır. Mesela: فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّي إِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ : Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim onu tatmazsa bendendir (2/249).
Bazıları şöyle demiştir: Yüce Allah burada, o ırmaktan bir avuç miktarının üzerinde içilmesinin yasak olduğuna dikkatleri çektiği gibi aynı zamanda “bir yiyecekle birlikte alınması durumunda da bir avuçtan fazlasının alınmasının yasak olduğuna” dikkatleri çekmek için وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ buyurmuştur. Çünkü ancak suyla birlikte ağızda çiğnenecek bir şey varsa o suya يُطْعَمُ denebilir. Şayet Yüce Allah burada وَمَنْ لَمْ يَشْرَبْهُ (kim ondan içmezse) demiş olsaydı, o zaman bir yiyeceğin içinde veya bir yiyecekle birlikte olması halinde bir avuçtan fazla suyun alınabileceği anlamına gelirdi. Dolayısıyla Yüce Allah وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ buyurduğunda aynı zamanda, istisna edilen miktar -yani elle bir avuç su miktarı- dışında o sudan almanın hiçbir halükarda caiz olmadığını açıklamış olmaktadır. Allah Rasulünün (s.a.v) zemzem ile ilgili buyurduğu إِنَّهُ طَعَامُ طُعْمٍ وَشِفَاءُ سُقْمٍ sözüne gelince, Allah Rasulü (s.a.v) burada “zemzemin diğer suların aksine besleyici olduğuna” dikkatleri çekmiştir.
اِسْتَطْعَمَهُ : Ondan kendisine yemek yedirmesini ya da yiyecek vermesini istedi.
أَطْعَمَهُ : Ona yemek yedirdi ya da yiyecek verdi. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا : O ikisi, köy halkınından yiyecek istediler (18/77); فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ : Etlerinden hem kendiniz yiyiniz, hem de isteyene ve istemeyene yediriniz (22/36); وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ : Yemek yedirirler (76/8); وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آَمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ : Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kâfirler mü’minlere dediler ki: Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? (36/47); الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآَمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ : O Rabb ki kendilerini açlıktan doyurmuş ve korkudan güvenliğe eriştirmiştir (106/4); وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ : O yedirir, ama yedirilmez (6/14); مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ : Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum (51/57).
Allah Rasulünün (s.a.v) şu sözüne gelince: إِذَا اسْتَطْعَمَكُمُ اْلإِمَامُ فَأَطْعِمُوهُ Yani “imam, okuyuşunu sürdürememesi halinde sizden unutup da söyleyemediği kısmı söylemenizi isterse, ona anlayacağı şekilde tekrarlayınız.”
رَجُلٌ طَاعِمٌ : Yiyecek hususunda iyi durumda olan adam.
مُطْعَمٌ : Bahtı açık, ikbal sahibi ya da rızkı geniş kişi.
مِطْعَامٌ : Çok yemek yediren.
مِطْعَمٌ : Çok yemek yiyen.
طُعْمَةٌ : Yenilecek şey, yiyinti. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
طَعِمَ (geniş zaman يَطْعَمُ mastar isim طَعْمٌ ve طُعْمٌ):
طَعِمَ الشَّىْءَ : O şeyi tattı.
طَعِمَ عَلَيْهِ : Onun üzerinde güce sahipti; o şeyi yapmaya gücü veya kudreti vardı.
طَعِمَ الطَّعَامَ (geniş zaman يَطْعَمُ mastar isim طَعْمٌ ve طَعَامٌ ) : O yemeği yedi.
طَعَمَ (geniş zaman يَطْعَمُ ):
مَا يَطْعَمُ اٰكِلُ هٰذَا الطَّعَامِ : Bu yemeği yiyen katlanamaz.
طَعِمَ الْغُصْنُ (geniş zaman يَطْعَمُ ) : O dal melezleşti.
اَطْعَمَهُ : Onu doyurdu; ona yemek verdi; ona geçim yollarını temin etti.
اِطْعَامٌ : Doyurmak.
اِسْتَطْعَمَهُ : Ondan kendisini doyurmasını istedi; ondan misafirperverlikte bulunmasını istedi.
طَعَامٌ : Herhangi bir çeşitte yemek.
طَعْمٌ : Tat, lezzet veya rayiha.
طَعْمُهُ مُرٌّ : Onun tadı acıdır. Sözcük, katı veya sıvı, uygun ve kolay bir biçimde yutulan bir şeyin tadına varmak, manasına da gelmektedir.
رَجُلٌ ذُو طَعْمٍ : Zekaya ve aklı selime veya basirete sahip bir kimse.
طَاعِمٌ (ismi fail): Yiyen veya tadan kişi; yeme; tatma.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama | |
| طَعِمَ | fiil-I | 5 | Yedi, doydu, tattı | 6/138 | |
| أَطْعَمَ | fiil-IV | 13 | Yedirdi, doyurdu, rızıklandırdı | 36/47 | Meçhul Muzari: يُطْعَمُ |
| اِسْتَطْعَمَ | fiil-X | 1 | Yiyecek istedi, doyurulmak istedi | 18/77 | |
| طَاعِمٌ | isim | 1 | Yiyen, yiyici | 6/145 | |
| طَعْمٌ | isim | 1 | Tad | 47/15 | |
| طَعَامٌ | isim | 24 | Yiyecek, yedirme, doyurma | 44/44 | |
| إِطْعَامٌ | isim | 3 | Yedirmek, doyurmak | 90/14 | |
| Toplam | 48 |
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelere günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Ta’m | طَعْم | Yeme. Tad. Lezzet. Zevk. |
|
| Taâm | طَعَام | Yemek, yiyecek. | Çoğulu: Tuûm |
| Taâmiyye | طَعَامِيَّة | Yemeklik. Yemek parası. |
|
| İt’âm | إِطْعَام | Yemek yedirmek. Doyurmak. Taam vermek. |
|
| İt’âmiyye | إِطْعَامِيَّة | Bazı vakıf müesseselerinde fakirlerin doyurulması için ayrılan tahsisat. |
|
| Mut’im | مُطْعِم | Yemek veren, yemek yediren, doyuran. |
|
| Teta’um | تَطَعُّم | Tatma, tadına bakma. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
طَعِمَ : Fiil-I.
| 2:249 | فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّي |
| Diyanet Meali: | Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. |
| 5:93 | لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا |
| Diyanet Meali: | İman edip salih ameller işleyenlere, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. |
| 6:138 | وَقَالُوا هَٰذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لَا يَطْعَمُهَا إِلَّا مَنْ نَشَاءُ |
| Diyanet Meali: | Bir de (asılsız iddialarda bulunarak) dediler ki: “Bunlar yasaklanmış hayvanlar ve ekinlerdir. Onları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez.” |
| 6:145 | قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında haram kılınmış bir şey bulamıyorum. |
| 33:53 | وَلَٰكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا |
| Diyanet Meali: | (Peygamber’in evlerine girmeyin), çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. |
أَطْعَمَ : Fiil-IV. Meçhul Muzari: يُطْعَمُ
| 5:89 | مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ |
| Diyanet Meali: | Ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden (on yoksulu doyurmak).. |
| 6:14 | فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ |
| Diyanet Meali: | “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayan (Allah’tan başkasını mı dost edineceğim.)” |
| 6:14 | فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ |
| Diyanet Meali: | “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayan (Allah’tan başkasını mı dost edineceğim.)” |
| 22:28 | فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ |
| Diyanet Meali: | Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. |
| 22:36 | فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ |
| Diyanet Meali: | Onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. |
| 26:79 | وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ |
| Diyanet Meali: | “O, bana yediren ve içirendir.” * |
| 36:47 | أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ |
| Diyanet Meali: | “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” |
| 36:47 | أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ |
| Diyanet Meali: | “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” |
| 51:57 | مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ |
| Diyanet Meali: | Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum. * |
| 74:44 | وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ |
| Diyanet Meali: | “Yoksula yedirmezdik.” * |
| 76:8 | وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا |
| Diyanet Meali: | Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. * |
| 76:9 | إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنْكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُورًا |
| Diyanet Meali: | (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.” * |
| 106:4 | الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ |
| Diyanet Meali: | Kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan (bu evin Rabbine kulluk etsinler). |
اِسْتَطْعَمَ : Fiil-X.
| 18:77 | فَانْطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا |
| Diyanet Meali: | Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. |
طَاعِمٌ : İsim. İsm-i Fâil.
| 6:145 | قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ |
| Diyanet Meali: | De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında (… den başka) haram kılınmış bir şey bulamıyorum.” |
طَعْمٌ : İsim.
| 47:15 | وَأَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ |
| Diyanet Meali: | Tadı değişmeyen süt ırmakları… |
طَعَامٌ : İsim.
| 2:61 | وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَىٰ لَنْ نَصْبِرَ عَلَىٰ طَعَامٍ وَاحِدٍ |
| Diyanet Meali: | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız…” demiştiniz. |
| 2:184 | وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ |
| Diyanet Meali: | Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. |
| 2:259 | فَانْظُرْ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ |
| Diyanet Meali: | “Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış.” |
| 3:93 | كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنِي إِسْرَائِيلَ |
| Diyanet Meali: | Yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. |
| 5:5 | وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ |
| Diyanet Meali: | Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. |
| 5:5 | وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ |
| Diyanet Meali: | Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. |
| 5:75 | وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ |
| Diyanet Meali: | Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilâh olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. |
| 5:95 | أَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَٰلِكَ صِيَامًا |
| Diyanet Meali: | Veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. |
| 5:96 | أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ |
| Diyanet Meali: | Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. |
| 12:37 | قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ إِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ |
| Diyanet Meali: | Yûsuf dedi ki: “Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm.” |
| 18:19 | فَلْيَنْظُرْ أَيُّهَا أَزْكَىٰ طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ |
| Diyanet Meali: | “Baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin” |
| 21:8 | وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ |
| Diyanet Meali: | Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. |
| 25:7 | وَقَالُوا مَالِ هَٰذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ |
| Diyanet Meali: | Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır.” |
| 25:20 | وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ |
| Diyanet Meali: | Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerlerdi. |
| 33:53 | إِلَّا أَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَىٰ طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ |
| Diyanet Meali: | Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz Peygamber’in evlerine girmeyin). |
| 44:44 | طَعَامُ الْأَثِيمِ |
| Diyanet Meali: | (Şüphesiz, zakkum ağacı) günahkârların yemeğidir. * |
| 69:34 | وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ الْمِسْكِينِ |
| Diyanet Meali: | “Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu.” * |
| 69:36 | وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ |
| Diyanet Meali: | “Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur.” * |
| 73:13 | وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا أَلِيمًا |
| Diyanet Meali: | Boğazdan zor geçen yiyecekler vardır ve elem dolu bir azap vardır. * |
| 76:8 | وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا |
| Diyanet Meali: | Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. * |
| 80:24 | فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ إِلَىٰ طَعَامِهِ |
| Diyanet Meali: | Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın! * |
| 88:6 | لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِنْ ضَرِيعٍ |
| Diyanet Meali: | Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur. * |
| 89:18 | وَلَا تَحَاضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ الْمِسْكِينِ |
| Diyanet Meali: | Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. * |
| 107:3 | وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ الْمِسْكِينِ |
| Diyanet Meali: | Yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir. * |
إِطْعَامٌ : İsim. Masdar. İf’âl Bâbı (IV. Bâb).
| 5:89 | فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ |
| Diyanet Meali: | (Bu durumda yeminin) keffareti, on yoksulu doyurmak… |
| 58:4 | فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا |
| Diyanet Meali: | Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. |
| 90:14 | أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ |
| Diyanet Meali: | Yahut şiddetli bir açlık gününde … doyurmaktır. * |