KÖK HARFLER: ض ي ع
ANLAM:
ضَاعَ : Helak olmak, boşa gitmek, göçüp gitmek, zayi olmak. Terk edilmek, bırakılmış ya da zayi edilmiş olmak.
AÇIKLAMA:
ضَاعَ الشَّيْءُ-يَضِيعُ : Şu nesne zayi oldu, helak oldu, telef oldu veya kayboldu. Mastarı ضَيَاعٌ şeklinde gelir.
أَضَعْتُهُ ve ضَيَّعْتُهُ : Onu zayi ettim, helak ettim, telef ettim veya kaybettim. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى : Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın âmelini zayi etmeyeceğim (3/195); إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ أَحْسَنَ عَمَلًا : Biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz (18/30); وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ :Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir (2/143); إِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ : Allah güzel davrananların ecrini zayi etmez (9/120).
ضَيْعَةُ الرَّجُلِ : Adamın, devamlı görülüp gözetilmediği, yoklanmadığı takdirde zayi olacak akarı. Çoğulu ضِيَاعٌ şeklinde gelir.
تَضَيَّعَ الرِّيحُ : Rüzgar, üzerinde estiği şeyleri zayi edecek, helak edecek veya telef edecek bir şekilde esti. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
ضَاعَ (geniş zaman يَضِيعُ mastar isim ضِيَاعٌ ve ضَيْعَةٌ): O şey helak oldu, boşa gitti, göçüp gitti ya da zayi oldu; o şey terk edilmişti, bırakılmıştı ya da zayi edilmişti.
اَضَاعَ الشَّىْءَ : O şeyi helak etti, zayi etti; o şeyi mahvetti, heba etti, telef etti, zayi etti, boşa çıkardı; o şeyi terk etti ya da o şeyi bıraktı.
يُضِيعُ اِيمَانَكُمْ : İnancınızı ziyan eder ya da boşa çıkarır.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| أَضَاعَ | fiil-IV | 10 | Telef etti, zayi etti, ihmal etti | 3/195 |
|
| Toplam | 10 |
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Zıyâ’ | ضِيَاع | Kaybolma, yitme, kayıp, yitim. |
| Zâyi’ | ضَايِع | Elden çıkan, kaybolan. |
| Tazyî’ | تَضْيِيع | Kaybına sebeb olma. |
| İzâat (İzâa) | إِضَاعَة | Kaybetme. |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
أضَاعَ : Fiil-IV.
| 2:143 | وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ |
| Diyanet Meali: | Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. |
| 3:171 | يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ |
| Diyanet Meali: | (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler. * |
| 3:195 | فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ |
| Diyanet Meali: | Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim.” |
| 7:170 | إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ الْمُصْلِحِينَ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükâfatını zayi etmeyiz. |
| 9:120 | إِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. |
| 11:115 | وَاصْبِرْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ |
| Diyanet Meali: | Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez. * |
| 12:56 | نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَاءُ وَلَا نُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ |
| Diyanet Meali: | Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükâfatını zayi etmeyiz. |
| 12:90 | إِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ |
| Diyanet Meali: | “Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.” |
| 18:30 | إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ أَحْسَنَ عَمَلًا |
| Diyanet Meali: | Elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz. |
| 19:59 | فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ |
| Diyanet Meali: | Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. |