KÖK HARFLER: غ ف ل
ANLAM:
غَفَلَ : Bir şeye dair gafil, ihmalkar, umursamaz, dikkatsiz olmak. Bir şeyi gizlemek.
AÇIKLAMA:
غَفْلَةٌ : Düşünce, ihtiyat, tedbir azlığından ya da az uyanık olmaktan ötürü insana arız olan dikkatsizlik. Fiil olarak “Düşünce, ihtiyat, tedbir aldığından ya da az uyanık olmaktan ötürü dikkatsiz idi ya da o hale geldi” anlamında غَفَلَ-يَغْفُلُ şeklinde kullanılır. Bu fiilin ism-i faili غَافِلٌ şeklinde gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَذَا : Andolsun ki; sen, bundan gaflette idin (50/22); اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ : İnsanların hesab zamanı yaklaştı. Fakat onlar hâlâ gaflet içinde yüz çeviriyorlar (21/1); وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا : Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda, şehre girdi (28/15); وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ : Hâlbuki bunlar, onların dualarından habersizdirler (46/5); وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ : Oysa sen, daha önce bundan habersizdin (12/3); وَهُمْ عَنِ الْآَخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ : Onlar, âhiretten habersizdirler (30/7); وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ : Allah, onların yaptıklarından gafil değildir (2/144); وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً : Kâfirler silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil bulunsanız da size ani bir baskında bulunsunlar diye arzu ederler (4/102); لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آَبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ : (Kur’ân), ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir (36/6); وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ : Onlar, âyetlerimizden gâfil idiler (7/146).
أَرْضٌ غُفْلٌ : İçinde hiçbir yol işareti bulunmayan arazi.
رَجُلٌ غُفْلٌ : Tecrübelerin dağlamadığı, damgalamadığı adam.
إِغْفَالُ الْكِتَابِ : Yazıyı noktalanmamış bir şekilde bırakmak.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız … kimselere boyun eğme. (18 /28). Bu ifade “kalbini, içine iman yazılmamış bir şekilde bıraktığımız…” anlamındadır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أُولَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ وَأَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ : Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir (58/22). Ayrıca bu ifadenin, “kendisini hakikatlerden gafil kıldığımız…” anlamında olduğu da söylenmiştir. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
غَفَلَ (geniş zaman يَغْفُلُ mastar isim غَفْلَةٌ ve غَفَلٌ ve غُفُولٌ):
غَفَلَ عَنْهُ : O şeye dair gafil, ihmalkar, umursamaz idi ya da ona dair dikkatsizdi. Bazen, onu bırakarak ve ondan vazgeçerek onu ihmal etti, manasında kullanılmaktadır.
غَفَلَ الشَّىْءَ : O şeyi gizledi.
اَغْفَلَهُ : Onu, o şeye dair kayıtsız, umursamaz kıldı. Gafil avladı. Gafil buldu. Gaflette bıraktı.
غَافِلٌ (ismi fail): Kayıtsız, ihmalkar, umursamaz; bazen bilerek ihmal etme/eden.
غَفْلَةٌ : Gaflet, ihmal, dikkatsizlik; kayıtsızlık; bazen kasıtlı ihmal; bir şeye dair elzem bilgi veya malumat gereksinimi; tefekkür ve ihtiyat noksanlığından kaynaklı gaflet.
فِى غَفْلَةٍ : Gaflet içerisinde (19:39).
عَنْ غَفْلَةٍ : Gafletin sonucunda.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
| غَفَلَ | fiil-I | 1 | Gafil oldu | 4/102 |
|
| أَغْفَلَ | fiil-IV | 1 | Gafil avladı; gafil buldu; gaflette bıraktı | 18/28 |
|
| غَافِلٌ | isim | 28 | Gafil olan | 16/108 | Müennes: غَافِلَةٌ |
| غَفْلَةٌ | isim | 5 | Gaflet | 28/15 |
|
|
| Toplam | 35 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Benzer Manada Kelimeler
- (غَفَلَ (عَنْ
- أَغْفَلَ
- غَافِلٌ
- بَلِيدٌ > bak: ب ل د
- غَبِيٌّ
- أَبْلَهٌ
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Gaflet | غَفْلَة | Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. |
| Gâfil | غَافِل | Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan. |
| Gufûl | غُفُول | Yanılma. |
| Tagfîl | تَغْفِيل | Gafil avlama veya gafil avlanma. |
| İgfâl | إِغْفَال | Kandırma. |
| Mütegaffil | مُتَغَفِّل | Gafil görünen, gafil gibi davranan. |
| Tegâfül | تَغَافُل | Bilmez görünmek, anlamazlıktan gelmek. |
| Mütegâfil | مُتَغَافِل | Gafil görünen, gafil gibi davranan. |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
غَفَلَ : Fiil-I.
| 4:102 | وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ |
| Diyanet Meali: | İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da… |
أَغْفَلَ : Fiil-IV.
| 18:28 | وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ |
| Diyanet Meali: | Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş kimselere boyun eğme. |
غَافِلٌ : İsim. İsm-i Fâil.
| 2:74 | وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir. |
| 2:85 | وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰ أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. |
| 2:140 | وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. |
| 2:144 | وَإِنَّ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir. |
| 2:149 | وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin işlediklerinizden asla habersiz değildir. |
| 3:99 | تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَأَنْتُمْ شُهَدَاءُ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | “(Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, (niçin Allah’ın yolun eğri ve çelişkili göstermeğe yeltenerek (inananları Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz)? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” |
| 6:131 | ذَٰلِكَ أَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَىٰ بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah’ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir. * |
| 6:132 | وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. * |
| 6:156 | وَإِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ |
| Diyanet Meali: | “Biz onların okumalarından habersiz idik..” |
| 7:136 | فَأَغْرَقْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ |
| Diyanet Meali: | Âyetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk. |
| 7:146 | ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ |
| Diyanet Meali: | Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir. |
| 7:172 | شَهِدْنَا أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَافِلِينَ |
| Diyanet Meali: | (Onlar da), “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” (demişlerdi). Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. |
| 7:179 | أُولَٰئِكَ كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُولَٰئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir. |
| 7:205 | وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِلِينَ |
| Diyanet Meali: | (Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak), yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam (zikret) ve gafillerden olma. |
| 10:7 | وَالَّذِينَ هُمْ عَنْ آيَاتِنَا غَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Âyetlerimizden gafil olanlar var ya… |
| 10:29 | فَكَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ إِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلِينَ |
| Diyanet Meali: | “Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda şâhit olarak Allah yeter.” * |
| 10:92 | وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ آيَاتِنَا لَغَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir. |
| 11:123 | فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. |
| 12:3 | وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ |
| Diyanet Meali: | Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin. |
| 12:13 | وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | “Siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum.” |
| 14:42 | وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ |
| Diyanet Meali: | Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! |
| 16:108 | أُولَٰئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir. * |
| 23:17 | وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ |
| Diyanet Meali: | Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz. * |
| 27:93 | سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ |
| Diyanet Meali: | “O, âyetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” |
| 30:7 | يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ الْآخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler. * |
| 36:6 | لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için..* |
| 46:5 | وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ |
| Diyanet Meali: | Oysa onlar, bunların tapınmalarından habersizdirler. |
غَافِلَاتٌ : İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Bayan Çoğul. Tekili: غَافِلَةٌ
| 24:23 | إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ |
| Diyanet Meali: | İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. |
غَفْلَةٌ : İsim.
| 19:39 | وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ |
| Diyanet Meali: | Onları, gaflet içinde bulunup (iman etmezlerken) işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. |
| 21:1 | اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ |
| Diyanet Meali: | İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler. * |
| 21:97 | يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ |
| Diyanet Meali: | “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz.” |
| 28:15 | وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا |
| Diyanet Meali: | (Mûsâ), halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. |
| 50:22 | لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ |
| Diyanet Meali: | (Ona) “Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık..” (denir.) |