KÖK HARFLER: ث ق ل
ANLAM:
ثَقُلَ : Ağır olmak.
AÇIKLAMA:
ثِقلٌ (ağırlık) ve خِفَّةٌ (hafiflik) kelimeleri birbirinin mukabili, karşıtıdır. “Tartılan veya miktarı tayin edilen şeylerin tümünde ağır basan tarafa ثَقِيلٌ (ağır) denir. Temelde cismani nesnelerle ilgili kullanılır. Ayrıca anlamsal konularda da kullanılır. Mesela “zarar, ziyan veya borç, vizr, yük ya da günah ona ağır geldi” anlamında أَثْقَلَهُ الغُرْمُ وَالْوِزْرُ denir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْراً فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç yükü altında mı kalıyorlar? (52/40).
ثَقِيل kelimesi insanla ilgili kullanıldığında bazen “yemek” için kullanılır.
“Kulağı iyi duyan kimseye” فِي أُذُنِهِ خِفَّةٌ (Kulağında bir hafiflik var) dendiği gibi, benzer biçimde “kulağı iyi duymayan kimseye” فِي أُذُنِهِ ثِقَل (kulağında bir ağırlık var) denir. Burada sanki onun, kendisine ilka edilen, iletilen şeyi kabulde ağır davrandığı söylenmek istenir.
Kimi zaman, “duyulması, işletilmesi hoş olmayan sözle” ilgili ثَقُلَ الْقَوْلُ (o söz ağır oldu) denir. Bundan dolayı yüce Allah kıyamet gününü vasfederken şöyle buyurmuştur: ثَقُلَتْ فِي السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ O göklere de, yere de ağır gelmiştir. (7/187).
Yüce Allahın şu sözüne gelince: وَأَخْرَجَتِ اْلأَرْضُ أَثْقَالَهَا Yeryüzü ağırlıklarını dışarı çıkardığı zaman (99/2).
- Bunun “yerin hazineleri” olduğu söylenmiştir.
- Bir görüşe göre bununla, “Yerin içinde bulunan insan cesetlerinin dirilme esnasında kabirlerinden çıkışı” kastedilmiştir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ Ağırlıklarınızı da yüklenir… beldelere kadar götürürler… (16/7). Burada “ağırlıklarınızı” sözü ile “ağır yüklerinizi” demek istemektedir.
Yine şöyle buyurmuştur: وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالاً معَ أَثْقَالِهِمْ Onlar hem kendi yüklerini hem de kendi yükleriyle beraber başka yükleri taşıyacaklar (29/13). Yani “sevaba ulaşmalarını ağırlaştıran ve bundan alıkoyan, buna engel olan günahlarını…” Yüce Allah’ın şu sözüne benzer: لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ Böylece kıyamet günü hem kendi günâhlarını tümü ile, hem de hiçbir bilgiye dayanmaksızın sapıklığa sürükledikleri kimselerin günâhlarının bir bölümünü yüklenirler. Hayret! Ne fena bir yükün altına giriyorlar! (16/25)
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: اِنْفِرُوا خِفَافاً وَثِقَالاً Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın (9/41). Buradaki خِفَافاً وَثِقَالاً ifadesi,
- Bir görüşe göre “gençler ve yaşlılar olarak”,
- Bir görüşe göre “fakirler ve zenginler olarak”,
- Bir görüşe göre “bekarlar ve evliler olarak”,
- Bir görüşe göre ise “şevkliler ve tembeller olarak” anlamındadır.
Bu açıklamanın tümü de ayetin genel anlam çerçevesine dahildir. Çünkü ayette amaçlanan, kişiye kolay da gelse zor da gelse, hangi durumda olunursa olunsun savaş çıkarmaya teşviktir.
مِثْقَالٌ : Kendisi ile ölçümün yapıldığı nesne. “Her türlü mizan, terazi ağırlığının adı” olan ثِقَل kökünden gelir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ Bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz (21/47).
Yine şöyle buyurmuştur: فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür; kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür (99/7-8).
Şu sözüne gelince: فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَهُوَ فِي عِيشَةٍ راضِيَةٍ Kimin tartıları ağır gelirse; o hoş bir hayat içinde olur (101/6-7). Burada “ağır basma” sözüyle, “hayırların çokluğuna” işaret edilir. وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ Kimin tartıları hafif gelirse (101/8) sözüyle de, “hayırların azlığına” işaret edilir.
ثَقِيلٌ (ağır) ve خَفِيفٌ (hafif) kelimeleri iki şekilde kullanılır:
Birincisi: Bağlılaşık olarak kullanılırlar. Yani bir şeye ağır ya da hafif denmesi, ancak diğeri göz önünde bulundurulduğunda mümkündür. Bundan dolayı tek bir nesneye hafif denmesinin sahih, geçerli olabilmesi ancak kendisinden daha ağır bir şeyin göz önünde bulundurulmasına ve ağır denmesi de ancak kendisinden daha hafif bir şeyin göz önünde bulundurulmasına bağlıdır. Yukarıda zikredilen ayetlerde bu çerçevededir.
İkincisi: ثَقِيلٌ kelimesi, mesela taş ve kuru balçık gibi, “aşağıya yönelme özelliği ağır basan cisimlerde” kullanılırken خَفِيفٌ kelimesi ise, mesela ateş ve duman gibi, “yukarıya çıkmaya meyilli cisimlerle” ilgili kullanılır. Yüce Allah’ın şu sözündeki اثَّاقَلْتُمْ kullanımı da bu anlamdaki ağırlıktan gelir: اثَّاقَلْتُمْ إِلَى اْلأَرْضِ …olduğunuz yere yığılıp kaldınız (9/Tevbe 38). (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
ثَقُلَ (geniş zaman يَثْقُلُ mastar isim ثِقْلٌ ve ثَقِلٌ): Anlamları: (1) O (şey) ağır, yüklü veya hantaldı ya da öyle oldu; (2) ideal olarak ağır, yüklü veya baskındı ya da o hale geldi; (3) külfetli, bunaltıcı veya ıstırap veren anlamlarında, ağır veya yüklüydü ya da o hale geldi.
ثَقُلَ Ayrıca: (1) Ağır, yavaş, tembeldi; eylemde, çeviklikte veya anlamada isteksizdi ya da o hale geldi: (2) ahmaklaştı.
ثَقُلَ عَلَيْهِ : Onun canını sıkacak hale geldi.
ثَقُلَ سَمْعُهُ : Ağır işitmeye başladı, kısmen sağır oldu.
ثَقُلَ الْمَرِيضُ : Hastanın durumu daha da ciddileşti veya can sıkıcı hale geldi.
ثَقُلَتِ الْمَرْاَةُ اَوْ اَثْقَلَتْ : Hamileliği iyice belirgin hale geldi.
اثَّاقَلَ fiilinin aslı تَثَاقَلَ olup yavaş olmak, ağır davranmak manasını ifade eder. Aynı zamanda meyletmek ve durakalmak, çakılı kalmak.
اِثَّاقَلَ اِلَى الدُّنْيَا : Dünyevi şeylere meylettirildi.
اَثْقَلَهُ : Ona fazla yüklendi.
ثَقَلٌ : Anlamları: (1) Ev eşyaları; (2) yolcunun bavulu (eşyaları); (3) yüksek itibarı olan, yoğun talep gören veya itinayla muhafaza edilen herhangi bir şey.
اِنِّى تَارِكٌ فِيكُمُ الثَّقَلَيْنِ : Size yüksek itibarlı iki objeyi veya oldukça beğenilen iki şeyi (miras olarak) bırakıyorum.
اَلثَّقَلَانِ : İki topluluk (insan ve cin). (Bunlar, şanları büyük olduklarından veya yeryüzünde birer yük gibi olduklarından böyle isimlendirilmişlerdir.)
ثِقْلٌ : Anlamları: (1) Ağırlık; (2) çeki (3) bir yük veya külfet ( اَثْقَالٌ çoğul hali).
اَثْقَالٌ Ayrıca: (1) yeryüzündeki ağırlıklar veya gömülü hazineler; (2) o şeyin ölüsü (3) yükler, mecazen de günahlar anlamlarına gelir. Zira günahlar, günahkârlara şiddetli bir baskı ve ağırlık yapar.
ثَقِيلٌ : Anlamları: (1) Yüklü, ağır veya hantal; (2) külfetli, bunaltıcı, mühim veya zorlu anlamlarında, ‘ağır’ (ideal şeyler için kullanılır).
قَوْلٌ ثَقِيلٌ : Ağır veya mühim söz.
ثَقِيلٌ : Diğer anlamları: (1) Servet sahibi, ahmak adamlar için kullanılır; (2) şiddetli bir hastalıktan muzdarip olma; (3) istenmeyen; (4) ağır, sabit, durgun ve sürekli (çoğulu ثِقَالٌ).
اَنْتَ ثَقِيلٌ عَلَى جُلَسَائِكَ : Yoldaşların arasında istenmezsin.
مُثْقَلٌ (çoğul: مُثْقَلُونَ ve مُثْقَلَةٌ dişi hali) : Ağır yüklü veya aşırı yüklenmiş; ezilmiş veya bastırılmış.
مُثْقَلَةٌ : hamileliği gözle görülür hale gelmiş kadın.
مِثْقَالٌ : Ağırlık; birinin ağırlığını ölçtüğü şey; dirhem veya onun bir parçası gibi belirli bir çeki; belirli bir madeni para, örn. دِينَار . Aslı terazi, tartı âleti olup her türlü ağırlık ölçülerinin ismi olmuştur. Mutlak manada bununla miktar kast edilir.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
ثَقُلَ | fiil-I | 4 | Ağır oldu | 101/6 |
|
أَثْقَلَ | fiil-IV | 1 | Ağırlık verdi (borç veya günah), (kadın) hamile kaldı | 7/189 |
|
اَثَّاقَلَ | fiil-VI | 1 | Yavaş oldu, ağır davrandı | 9/38 | Aslı: تَثَاقَلَ |
ثَقِيلٌ | isim | 5 | Ağır | 76/27 | Çoğulu: ثِقَالٌ |
مُثْقَلٌ | isim | 2 | Ağır yüklü veya aşırı yüklenmiş | 52/40 | |
مُثْقَلَةٌ | isim | 1 | Ağırlık verilen (Müennes) | 35/18 | |
أَثْقَالٌ | isim | 6 | 1) Ev eşyaları. 2) Yolcunun eşyaları 3) Yüksek itibarı olan, yoğun talep gören veya itinayla muhafaza edilen herhangi bir şey (Çoğul) İkilisi: Cin ve insan. | 55/31 | Tekili: ثَقَلٌ İkilisi: ثَقَلَانِ |
مِثْقَالٌ | isim | 8 | Tartı, terazi, her türlü ağırlık ölçüsü, miktar | 99/7 |
|
| Toplam | 28 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Benzer Manada Kelimeler
- ثَقُلَ
- اِشْتَدَّ > bak: ش د د
- ثَقِيلٌ
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
Sikl (Sikal) | ثِقْل | Ağırlık, yük. | Çoğul: Sikâl, Eskâl |
Eskal | أَثْقَل | Daha ağır. Kaba, can sıkıcı. |
|
Sakîl | ثَقِيل | Ağır. | Çoğul: Sükelâ’ |
Sıklet | ثِقْلَة | Ağırlık. |
|
Sakaleyn (Sakalân) | ثَقَلَيْن | İnsanlar ve cinler. |
|
Teskîl | تَثْقِيل | Ağırlaştırma. Ağırlığını artırma. |
|
İskâl | إِثْقَال | Ağır bir şey yüklemek. |
|
Miskâl | مِثْقَال | 4,5 g değerinde eski bir ağırlık ölçü birimi. | Çoğul: Mesâkil |
Tesâkul | تَثَاقُل | Ağırdan alma, oyalanma, tembellik etme. |
|
Mütesâkil | مُتَثَاقِل | Üşenip ağırlaşan. Muharebeye girmeye teşvik edilmişken oyalanıp kalan. |
|
İstiskâl | اِسْتِثْقَال | Soğuk davranışlarla hoşlanmadığını belli etme. |
|
Müsteskıl | مُسْتَثْقِل | İstiskal eden. Birine karşı kovarcasına muamelede bulunan. |
|
Müsteskal | مُسْتَثْقَل | İstiskal edilen. Soğuk muamelede bulunulan. Kendisine kovarcasına muamele yapılan. |
|
Ceraskal | جَرُّ الْأَثْقَال | Ağır yükleri kaldırmak ve indirmek için kullanılan bir çeşit vinç. |
|
Ceraskal, cerri eskâl (جَرُّ الْأَثْقَال), iki Arapça kelimeden oluşan bir terimdir. “Yük kaldırma fenni ve sanatı, mekanik” anlamındadır. Cerr: “çekmek”, eskâl: “ağırlıklar, yükler” demektir. (Nişanyan Sözlük)
Arapça kökenli olan şakül (çekül) kelimesi, bu kök ile eş kökenli olan, İbranice ve Akatça “tartmak, ağır olmak” kökünden gelmektedir ve Aramice/Süryanice “ağır” sözcüğünden alıntıdır. (Nişanyan Sözlük)
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
ثَقُلَ : Fiil-I.
7:8 | وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ |
Diyanet Meali: | O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. * |
7:187 | ثَقُلَتْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةً |
Diyanet Meali: | (Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak Allah ortaya çıkaracaktır.) O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” |
23:102 | فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ |
Diyanet Meali: | Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. * |
101:6 | فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ |
Diyanet Meali: | İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse…* |
أَثْقَلَ : Fiil-IV.
7:189 | فَلَمَّا أَثْقَلَتْ دَعَوَا اللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ |
Diyanet Meali: | Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler. |
اَثَّاقَلَ : Fiil-VI. Aslı: تَثَاقَلَ
9:38 | مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ |
Diyanet Meali: | Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. |
ثَقِيلٌ : İsim. Çoğulu: ثِقَالٌ
7:57: | حَتَّىٰ إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ |
Diyanet Meali: | Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz. |
13:12 | هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَ |
Diyanet Meali: | O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir. * |
73:5 | إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا |
Diyanet Meali: | Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz. * |
76:27 | إِنَّ هَٰؤُلَاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا |
Diyanet Meali: | Şunlar (inanmayanlar) dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar. * |
9:41 | انْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ |
Diyanet Meali: | Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. |
مُثْقَلُونَ : İsim. İsm-i Mef’ul. İf’âl Bâbı (IV. Bâb). Kurallı ErkekÇoğul. Tekili: مُثْقَلٌ
52:40 | أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ |
Diyanet Meali: | Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır? * |
68:46 | أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ |
Diyanet Meali: | Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir? * |
مُثْقَلَةٌ : İsim. İsm-i Mef’ul. İf’âl Bâbı (IV. Bâb). Müennes. Müzekkeri: مُثْقَلٌ
35:18 | وَإِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَىٰ حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ |
Diyanet Meali: | Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. |
أَثْقَالٌ : İsim. Çoğul. Tekili: ثِقْلٌ ve ثَقَلٌ . İkilisi: ثَقَلَانِ
16:7 | وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَىٰ بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ الْأَنْفُسِ |
Diyanet Meali: | Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. |
29:13 | وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ |
Diyanet Meali: | Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini … yükleneceklerdir. |
29:13 | وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ |
Diyanet Meali: | Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. |
29:13 | وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ |
Diyanet Meali: | Kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri… |
55:31 | سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ الثَّقَلَانِ |
Diyanet Meali: | Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar! * |
99:2 | وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا |
Diyanet Meali: | Yeryüzü içindekileri dışarıya çıkarıp attığı zaman…* |
مِثْقَالٌ : İsim.
4:40 | إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ |
Diyanet Meali: | Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. |
10:61 | وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ |
Diyanet Meali: | Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca … hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz. |
21:47 | وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَىٰ بِنَا حَاسِبِينَ |
Diyanet Meali: | (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. |
31:16 | يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي الْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللَّهُ |
Diyanet Meali: | (Lokmân, öğütlerine şöyle devam etti:) “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. |
34:3 | لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ |
Diyanet Meali: | Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. |
34:22 | لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ |
Diyanet Meali: | Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir. |
99:7 | فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ |
Diyanet Meali: | Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. * |
99:8 | وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ |
Diyanet Meali: | Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir. * |