KÖK HARFLER: ب ر ك
ANLAM:
بَرَكَ : (Deve) yatmak veya göğsü üzerine çökmek. Savaşmak için kararlı, istikrarlı olmak. Uzun ve sürüncemeli olmak.
AÇIKLAMA:
بَرْكٌ kelimesi temelde “deve döşü, devenin göğsü” anlamına gelir. Ondan başkasına kullanılırsa, ona بِرْكَةٌ denir.
بَرَكَ الْبَعِيرُ : Deve dönüşünü yere bıraktı, yükünü attı. Kelime de bulunan “lüzum, bir yerde kalıp asla ayrılmamak” anlamı esas alınarak, savaşta dizleri üzerine çöküp birbirleriyle böyle savaşanlar anlamında اِبْتَرَكُوا فِي الْحَرْبِ denmiştir. Bahadırların kalıp asla ayrılmadıkları yere de بَرَاكاَءُ الْحَرْبِ ve بَرُوكَاؤُهَا denmiştir.
اِبْتَرَكَتِ الدَّابَّة : Binek, bir بُرُوكٌ gibi dizleri üzerine çökerek durdu.
Suyun hapsedildiği, tutulduğu yere بِرْكَة denir.
بَرَكَة : İlahi hayrın bir şeyde sabit, daimi olması.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَاْلأَرْضِ Göğün ve yerin bereket kapılarını üzerlerine açardık (7/96). Tıpkı suyun بِرْكَة’de sabit ve devamlı durması gibi, ilahi hayrın da o şeyde sabit, devamlı durmasından dolayı berekete bu ad verilmiştir.
مُباَرَك : Kendisinde bu ilahi hayrın bulunduğu şey. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَهَذَا ذِكْرٌ مبَارَكٌ أَنزَلْنَاهُ Bu Kur’ân, tarafımızdan indirilmiş mübarek bir öğüttür (21/50). Bu ayette Kur’an’dan sadır olan, kaynaklanan ilahi hayırlara dikkat çekilmektedir.
Şu sözüne gelince: وَجَعَلَنِي مُبَارَكاً أَيْنَ مَا كُنتُ Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı (19/31) Yani, ilahi hayırların taşacağı bir yer.
Şöyle buyurmuştur: إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مبَارَكَةٍ Biz onu mübarek bir gecede indirdik (44/3). Yani ilahi hayrın bulunduğu bir gecede. رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلاً مُبَارَكًا Ya Rabb’i, beni bereketli bir yere indir (23/29) Yani ilahi hayrın bulunduğu bir yere.
Şu sözüne gelince: وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مبَارَكاً Gökten mübarek, bereketli bir su indirdik (50/9). Göğün suyunun bereketi aslında şu ayetlerde dikkatleri çektiği şeydir: أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابِيعَ فِي اْلأَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِ زَرْعاً مُخْتَلِفاً أَلْوَانُهُ Allah’ın, gökten su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştiren, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştiren olduğunu görmüyor musun? (39/21); وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي اْلأَرْضِ Biz gökten belirli miktarda su yağdırarak onu yerin yüzeyinde durdurduk (23/18).
İlahi hayır hissedilemeyen bir yerden, sayılamayacak ve sınırlanamayacak şekilde sadır olduğu için, kendisinde hissedilemeyen bir artışın gözlendiği her şeye هُوَ مُبَارَك (O, mübarektir) ve فِيهِ بَرَكَة (Onda bereket vardır) denmiştir.
لاَ يَنْقُصُ مَالٌ مِنْ صَدَقَةٍ : “Hiçbir mal sadakadan dolayı eksilmez” rivayetinde (hadisinde) işaret edilen, bu artıştır yoksa kendisine bu söz söylendiğinde “Seninle benim aramda tek geçerli olan şey tartıdır, doğruysa hadi ona bakalım” diyen hakiki hüsrandaki, ziyandaki bazılarının söylemeye çalıştığı hissedilir, algılanabilir eksilme değildir.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاء بُرُوجاً Gökteki gezegenlere yörüngeler belirleyenin şanı yücedir (25/61), burada, bu ayette zikredilen bu burçlar ve ışık saçan varlıklar aracılığıyla bizim üzerimize taşırdığı nimetlerine dikkatler çekilmektedir. Kuranda تَباَرَكَ lafzının zikredildiği her yerde تَباَرَكَ kelimesinin yanı sıra zikredilen hayırları bahşedenin yalnızca Yüce Allah olduğuna dikkat çekilmek istenir.
DİĞER BAZI TÜREVLER:
بَرَكَ (geniş zaman يَبْرُكُ mastar isim بُرُوكٌ ve تَبْرَكٌ):
بَرَكَ الْبَعِيرُ : Deve yattı, veya göğsü üzerine çöktü.
بَرَكَ لِلْقِتَالِ : Savaşmak için kararlı, istikrarlı ve ısrarlıydı veya o hale geldi.
بَارَكَ: Hayırlı ve mübarek kıldı, bolluk verdi.
بَارَكَ عَلَيْهِ : Kendini tamamen o şeye adadı.
بَارَكَ الرَّجُلَ : Kutsanması için onun adına dua etti.
بَارَكَ اللّٰهُ فِيكَ وَ لَكَ وَ عَلَيْكَ : Etrafındaki ve seninle ilgili her şeyde Allah (c.c.) senden razı olsun.
بَارَكَ اللّٰهُ عَلَى الْاَنْبِيَاءِ : Allah (c.c.) Peygamberlerini, onlara ihsan ettiği saygınlık, onur ve haysiyetle ebedi kıldı.
اَللّٰهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ : Ey Allah’ım, Muhammed’e bahşettiğin saygınlık, onur, haysiyet vs. ile onu ebedi eyle.
بُورِكَ : Mübarek kılındı.
بُورِكَ فِيكَ : Mübarek olasın.
تَبَارَكَ : Mukaddes ve münezzeh oldu, (hissi yahut manevi) hayrı bol oldu, şanı yüce oldu.
تَبَارَكَ بِالشَّىْءِ وَ بِالرَّجُلِ : O şeyi veya kişiyi iyiye yordu.
تَبَارَكَ اللّٰهُ (şu sözcükten: اَلْبَرَكَةُ ): Mübarek, ulu veya Allah (c.c.) tarafından yüceltilmiş; Allah (c.c.), vasıflarında her şeyin ötesinde ve üstündedir; Allah (c.c.) ebedidir.
بَرَكَةٌ (çoğul hali بَرَكَاتٌ ): (1) Artış; çoğalma; bolluk veya bereket; (2) kesinlik, artışla birlikte istikrar, daimlik; (3) bol ve daimi iyilik; (4) genel olarak ilahi kutsama; (5) Allah’ın (c.c.) her şeyden üstün oluşu.
بِرْكَةٌ : Devenin diz çöküp göğsünün üzerine yatması; gölet; suyun toplandığı yer; tank.
مُبَارَكٌ (dişi hali مُبَارَكَةٌ ) : kutsanmış veya egemen kılınmış.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
Tür | Adet | Anlam | Örnek Âyet | Açıklama | |
بَارَكَ | fiil-III | 8 | Hayırlı ve mübarek kıldı, bolluk verdi | 41/10 | Meçhulü: بُورِكَ |
تَبَارَكَ | fiil-VI | 9 | Mukaddes ve münezzeh oldu, bereketi çok ve geniş oldu. | 67/1 | Tam câmid mâzi fiil |
بَرَكَةٌ | isim | 3 | Bereket, hayır, bolluk | 7/96 | |
مُبَارَكٌ | isim | 8 | Hayırlı ve mübarek kılınan | 44/3 | |
مُبَارَكَةٌ | isim | 4 | Hayırlı ve mübarek kılınan | 28/30 | |
Toplam: | 32 |
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
Berk | بَرْك | Çok çöken deve. Göğüs, sadr. | Çoğul: Bürük |
Bereket | بَرَكَة | Bolluk, gürlük, ongunluk, feyiz, feyezan. | Çoğul: Berekât |
Tebrîk | تَبْرِيك | Mübarekliğini, Cenab-ı Hakk’ın onu muvaffak kıldığını söyleyerek taziz etmek. | Çoğul: Tebrîkât |
Mübârek | مُبَارَك | İlahi hayrın bulunduğu şey. Bereketlenmiş. |
|
Teberrük | تَبَرُّك | Uğur sayma. Kutsal, uğurlu, bereketli sayma. | Teberrüken |
Müteberrik | مُتَبَرِّك | Mübarek sayılan, teberrük eden, uğurlu. |
|
Tebârek(e) | تَبَارَك | “Mübarek etsin” mealinde dua. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
بَارَكَ : Fiil-III. Meçhulü: بُورِكَ
7:137 | وَأَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذِينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْأَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا |
Diyanet Meali: | Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. |
17:1 | إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا |
Diyanet Meali: | Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (kulu Muhammed’i) çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya (götüren Allah’ın şanı yücedir). |
21:71 | وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا لِلْعَالَمِينَ |
Diyanet Meali: | Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.* |
21:81 | تَجْرِي بِأَمْرِهِ إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا |
Diyanet Meali: | (Rüzgâr), onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. |
27:8 | فَلَمَّا جَاءَهَا نُودِيَ أَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا |
Diyanet Meali: | (Mûsâ) ateşe varınca ona şöyle seslenildi: “Ateşin başındaki de çevresindekiler de kutlu olsun! |
34:18 | وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا قُرًى ظَاهِرَةً |
Diyanet Meali: | Sebe’ halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk. |
37:113 | وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰ إِسْحَاقَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهِ مُبِينٌ |
Diyanet Meali: | Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.* |
41:10 | وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا |
Diyanet Meali: | O, yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi |
تَبَارَكَ : Fiil-VI (Tam câmid mâzi fiil).
7:54 | أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ |
Diyanet Meali: | Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir. |
23:14 | ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ |
Diyanet Meali: | Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir! |
25:1 | تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَىٰ عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا |
Diyanet Meali: | Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah’ın şanı yücedir. |
25:10 | تَبَارَكَ الَّذِي إِنْ شَاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِنْ ذَٰلِكَ |
Diyanet Meali: | Dilerse sana bundan daha güzelini verebilecek olan Allah’ın şanı yücedir. |
25:61 | تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنِيرًا |
Diyanet Meali: | Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı çok yücedir.* |
40:64 | ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ فَتَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ |
Diyanet Meali: | İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir! |
43:85 | وَتَبَارَكَ الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ |
Diyanet Meali: | Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! |
55:78 | تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ |
Diyanet Meali: | Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir.* |
67:1 | تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ |
Diyanet Meali: | Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.* |
بَرَكَاتٌ : İsim. Kurallı Bayan Çoğul. Tekili: بَرَكَةٌ
7:96 | لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ |
Diyanet Meali: | Elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. |
11:48 | اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ أُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ |
Diyanet Meali: | Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. |
11:73 | رَحْمَتُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ إِنَّهُ حَمِيدٌ مَجِيدٌ |
Diyanet Meali: | Allah’ın rahmeti ve bereketi size olsun ey (peygamber ocağının) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye lâyıktır, şanı yücedir.” dediler. |
مُبَارَكٌ : İsim. İsm-i Mef’ûl. Mufâale Bâbı (III. Bâb).
3:96 | إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ |
Diyanet Meali: | Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir.* |
19:31 | وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنْتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ |
Diyanet Meali: | “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı, namazı ve zekâtı emretti.” |
21:50 | وَهَٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ أَنْزَلْنَاهُ أَفَأَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ |
Diyanet Meali: | İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?* |
23:29 | وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ |
Diyanet Meali: | Yine de ki: “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın.”* |
38:29 | كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ |
Diyanet Meali: | Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. |
50:9 | وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَأَنْبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ |
Diyanet Meali: | Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.* |
6:92 | وَهَٰذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ |
Diyanet Meali: | İşte bu (Kur’an) da, indirdiğimiz; bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden bir kitaptır. |
6:155 | وَهَٰذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ |
Diyanet Meali: | Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.* |
مُبَارَكَةٌ : İsim. İsm-i Mef’ûl. Mufâale Bâbı (III. Bâb). Müennes.
24:35 | كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ |
Diyanet Meali: | Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, zeytin ağacından tutuşturulur. |
24:61 | فَسَلِّمُوا عَلَىٰ أَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً |
Diyanet Meali: | Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selâm verin. |
44:3 | إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ |
Diyanet Meali: | Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. |
28:30 | فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ |
Diyanet Meali: | Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi… |