KÖK HARFLER: ب ل د
ANLAM:
بَلَدَ : Durmak, kalmak, bir mekanda beklemek veya yaşamak, oraya tutunmak.
AÇIKLAMA:
بَلَدٌ : Sakinlerinin kendisinde toplanmasından ve ikamet etmesinden dolayı müteessir, üzerinde izler bırakılan, hududu çizilmiş ve etrafı çevrilmiş mekan. Çoğulu بِلاَد ve بُلْدَان şeklinde gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: لا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ Yemin olsun şu şehre/beldeye (90/1). Burada Mekke’nin kastedildiği söylenmiştir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ İşte size güzel bir ülke (34/15). فَأَنْشَرْنَا بِهِ بَلْدَةً ميْتاً . Biz onunla kupkuru ölü bir memlekete/beldeye hayat verdik (43/11). Yine şöyle buyurmuştur: سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ ميِّتٍ Onu ölü bir yöreye/beldeye gönderir (7/57). رَبِّ اجْعَلْ هَـَذَا بَلَداً آمِناً Rabbim, bu şehri güvenli bir yer/belde kıl (2/126). Burada Mekke’yi kastetmektedir.
Vahşi hayvanların vatanı olmasından dolayı “çöl”, ölülerin vatanı olmasından dolayı da “mezarlık” بَلَدٌ diye adlandırılmıştır.
بَلْدَةٌ : Ayın konaklarından biri.
بُلْدَةٌ : İki kaş arasındaki açıklık. Sınırlanmış olmasından dolayı beldeye
benzetilerek böyle adlandırılmıştır. Yine aynı nedenle devenin ve toynak (خُفٌّ) sahibi hayvanların göğsüne (كِرْكِرَةٌ) de بُلْدَةٌ denmiştir.
بُلْدَةٌ kelimesi bazen müstear olarak “insan göğsü” anlamında kullanılmıştır.
Eser, iz anlamı göz önünde bulundurularak “Onun derisinde bir iz var” anlamında بِجِلْدِهِ بَلَدٌ denmiştir. Bunun çoğulu أَبْلَادٌ şeklinde gelir.
أَبْلَدَ الرَّجُلُ : Adam bir belde sahibi haline geldi. Bu kullanımıyla أَنْجَدَ ve أَتْهَمَ fiillerine benzer.
بَلَدَ : O beldede kaldı, hiç oradan ayrılmadı. Vatanında uzun süre kalıp oradan hiç ayrılmamış bir kişi, kendi vatanından başka bir yere gittiğinde çoğunlukla şaşkınlaştığından, şaşırdığından dolayı, şaşkın kişiye “İşinde veya meselesinde şaşkınlaştı, şaşırdı” anlamında fiil olarak بَلُدَ فِي أَمْرِهِ ve أَبْلَدَ ve تَبَلَّدَ şekillerinde kullanılır.
Ahmaklığın (بَلاَدَةٌ) daha çok bedeni kaba veya iri olan kimselerde bulunmasından dolayı, “iri yapılı adam” anlamında رَجُلٌ أَبْلَدُ denmiştir.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَالَّذِي خَبُثَ لاَ يَخْرُجُ إِلاَّ نَكِداً Güzel olan ülkenin (hoş beldenin) bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar, kötü olandan ise, yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz (7/58). İfade edildiğine göre burada kinayeli olarak “temiz olan nefeslerle necis olanlar” kastedilir.
DİĞER BAZI TÜREVLER:
بَلَدَ (geniş zaman يَبْلَدُ ve يَبْلُدُ mastar isim بُلُودٌ):
بَلَدَ بِالْمَكَانِ : Durdu, kaldı, orada bekledi veya yaşadı ve oraya tutundu.
بَلِدَ (geniş zaman يَبْلَدُ): Kaşları bitişik değildir.
بَلُدَ (geniş zaman يَبْلُدُ): Aptal veya alıktı ya da öyle oldu.
بَلَدٌ (erkek ve dişi hali) ve بَلْدَةٌ : İkisi de aynı anlama gelir, bir ülke, toprak, il, ilçe, bölge, şehir, belde, diyar veya köy, belli sınırları olan toprak parçası; kazılmamış toprak; mezarlık; kabir veya gömüt; toz veya toprak; iz veya işaret; bir şeyin kökeni. Yukarıdaki anlamlarının yanı sıra, kişinin yolunu bulamadığı çöl veya susuz çöl anlamına da gelir.
اَلْبَلْدَةُ ayın evrelerinden biri; yer veya zemin; gönül.
فُلَانٌ وَاسِعُ الْبَلْدَةِ : Filanın gönlü geniştir.
سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ : Onu ölü topraklara sürdük.
اَلْبَلَدُ وَالْبَلْدَةُ : Mekke.
اَلْبِلَادُ (tekili بَلَدٌ) : Şehir; diyar.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek Âyet | Açıklama |
بَلَدٌ | isim | 14 | Belde, her türlü mevki | 2/126 | Çoğulu: بِلَادٌ |
بَلْدَةٌ | isim | 5 | Belde, her türlü mevki | 25/49 |
|
| Toplam: | 19 |
|
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir.
Belde / Beled | بَلْدَة / بَلَد | Memleket, şehir. | Çoğul: Bilâd, Büldân |
Belediye | بَلَدِيَّة | İl, ilçe, kasaba, belde vb. yerleşim merkezlerinde kamu hizmetlerine bakan, başkanı ve üyeleri halk tarafından seçilen, tüzel kişiliği olan örgüt. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
بَلَدٌ : İsim. Çoğulu: بِلَادٌ
2:126 | وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَٰذَا بَلَدًا آمِنًا |
Diyanet Meali: | Hani İbrahim, “Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl.” demişti. |
3:196 | لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِ |
Diyanet Meali: | Kâfirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.* |
7:57 | حَتَّىٰ إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَأَنْزَلْنَا بِهِ الْمَاءَ |
Diyanet Meali: | Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. |
7:58 | وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ |
Diyanet Meali: | (Toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. |
14:35 | وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَٰذَا الْبَلَدَ آمِنًا |
Diyanet Meali: | Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl.” |
16:7 | وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَىٰ بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ الْأَنْفُسِ |
Diyanet Meali: | Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. |
35:9 | فَسُقْنَاهُ إِلَىٰ بَلَدٍ مَيِّتٍ فَأَحْيَيْنَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا |
Diyanet Meali: | Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. |
40:4 | مَا يُجَادِلُ فِي آيَاتِ اللَّهِ إِلَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ |
Diyanet Meali: | Allah’ın âyetleri hakkında inkâr edenlerden başkası tartışmaya girişmez. Onların şehirlerde gezip dolaşmaları seni aldatmasın.* |
50:36 | فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِ هَلْ مِنْ مَحِيصٍ |
Diyanet Meali: | Ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var? |
89:8 | الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ |
Diyanet Meali: | Şehirler içinde benzeri kurulmamış olan…* |
89:11 | الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ |
Diyanet Meali: | Bunlar şehirlerde azgınlık eden kimselerdi.* |
90:1 | لَا أُقْسِمُ بِهَٰذَا الْبَلَدِ |
Diyanet Meali: | Bu beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki…* |
90:2 | وَأَنْتَ حِلٌّ بِهَٰذَا الْبَلَدِ |
Diyanet Meali: | Sen bu beldede (oturmakta) iken…* |
95:3 | وَهَٰذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ |
Diyanet Meali: | Bu güvenli şehre (Mekke’ye) andolsun ki..* |
بَلْدَةٌ : İsim.
25:49 | لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا أَنْعَامًا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرًا |
Diyanet Meali: | Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye (gökten tertemiz bir su indirdik).* |
27:91 | إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذِي حَرَّمَهَا |
Diyanet Meali: | De ki: “Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan Rabbine kulluk yapmam emredildi.” |
34:15 | بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ |
Diyanet Meali: | Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir. |
43:11 | وَالَّذِي نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَنْشَرْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا |
Diyanet Meali: | O, gökten bir ölçüye göre yağmur indirendir. Biz onunla ölü araziyi canlandırdık. |
50:11 | وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا |
Diyanet Meali: | Böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. |