KÖK HARFLER: ع م د
ANLAM:
عَمَدَ : Altına kolon, sütun veya payandalar yerleştirerek çatıyı desteklemek ya da destek vermek. Birisine demir bir silahla vurmak. (Hastalık) acı vermek. Bir şeyi kastetmek; o şeyi kasten veya bilerek yapmak. Bir şeye doğru yönlenmek; o şeyi hedef almak; o şeyi amaçlamak; o şeyi hedeflemek.
AÇIKLAMA:
عَمْدٌ : Bir şeye yönelmek, onu istemek, amaçlamak ve ona dayanmak.
عِمَادٌ : Kendisine dayanılan şey. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ : Yüksek sütunlu İrem’e (89/7) Yani “…ki kendisine dayanırlardı.”
“Bir nesneye destek yaptığında, onu payandaladığında” عَمَّدْتُ الشَّيْءَ denir. “Duvara destek yaptım, onu payandaladım” anlamındaki عَمَّدْتُ الْحَائِطَ ifadesi buna benzer.
عَمُودٌ : Çadırın kendisine dayandığı ağaç parçası. Çoğulu عُمُدٌ ve عَمَدٌ şekillerinde gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ : Uzun sütunlar içinde (104/9). Ayrıca bu ayet فِي عُمُدٍ şeklinde de okunmuştur.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: اللَّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا : Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz olarak yükselten Allah’tır (13/2).
Aynı şekilde, “insanın kendisine dayanmak için eline aldığı demir ya da ağaç parçasına” da عَمُود denir.
عَمُودُ الصُّبْحِ : Günün başlangıcında, ufkun güneşin ilk ışıklarıyla kızardığı tan vaktinin ışığının yayılmaya başlaması. Biçim olarak demirden direğe (عَمُودٌ) benzetilerek böyle denmiştir.
عَمْدٌ ve تَعَمُّدٌ kelimeleri yaygın kullanımda “hatanın, yanılmanın (سَهْوٌ)” zıddı olarak kullanılır; “bir niyetle birlikte kastedilen, yönelinen veya amaçlanan şey” demektir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا …: Kim bir mü’mini kasten öldürürse (4/93); وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ : Yanılarak yaptıklarınızda değil; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günâh vardır (33/5).
“Filan kişi kendisine itimat edildiği, dayanıldığı zaman kadri yüce olan biridir” anlamında فُلاَنٌ رَفِيعُ الْعِمَادِ denmiştir.
عُمْدَةٌ : Kendisine dayanılan, mal ve benzeri türden olan her şey. Çoğulu عُمُدٌ şeklinde gelir. Yüce Allah’ın Hümeze Suresi 9 ayeti فِي عُمُدٍ şeklinde de okunmuştur.
عَمِيدٌ : İnsanların kendisine destek verdiği, seyyid, efendi olan kişi. Hüznün acı verdiği, ağrıttığı (يَعْمِدُ) kalp. Hastalığın, kendisine ağrı, acı verdiği hasta kişi.
عَمَدَ : Bir hüzünden veya öfkeden ya da hastalıktan dolayı acı duydu ya da şikayet ederek, inleyerek acısını izhar etti.
عَمِدَ الْبَعِيرُ : Deve, sürtünme sonucunda sırtının yaralanması nedeniyle acı duydu ya da inleyerek acısını izhar etti. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَمَدَ (geniş zaman يَعْمِدُ mastar isim عَمْدٌ):
عَمَدَ السَّيْفَ (ve اَعْمَدَهُ ) : Altına kolon, sütun veya payandalar yerleştirerek çatıyı destekledi ya da destek verdi.
عَمَدَهُ : Onu عَمُود şeklinde adlandırılan demir bir silahla vurdu.
عَمَدَهُ الْمَرَضُ : Hastalık ona acı verdi.
عَمَدَ اِلَى الشَّىْءِ وَ لَهُ ve تَعَمَّدَهُ : O şeyi kastetti; o şeyi kasten veya bilerek yaptı, (şu sözcüğün zıt halini ifade etmektedir: خَطَاءٌ); o şeye doğru yönlendi; o şeyi hedef aldı; o şeyi amaçladı; o şeyi hedefledi.
فَعَلْتُهُ عَمَدًا : O şeyi kasten yaptım.
عِمَادٌ : takviye, destek, payanda; birinin dayandığı, yaslandığı veya kendini desteklediği bir şey (eşanlamlısı: عُمْدَةٌ)
عِمَادُ الْاَمْرِ : İşin desteği.
عِمَادٌ : Azametli yapılar; sütunlar ve kolonlar, çadır direkleri veya çadırlar.
طَوِيلُ الْعِمَادِ : Evi ziyaretçileriyle bilinen bir yer olan bir kimse.
فُلَانٌ رَفِيعُ الْعِمَادِ : Falanca biri yüksek soyludur, yüksek uçlu bir çadıra sahiptir.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
| تَعَمَّدَ | fiil-V | 1 | Kasdetti | 33/5 |
|
| عِمَادٌ | isim | 4 | Direk, bina | 31/10 | Çoğul: عَمَدٌ |
| مُتَعَمِّدٌ | isim | 2 | Kasteden | 4/93 |
|
|
| Toplam | 7 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Kök Harflerinin Yer Değişimi
Mahreci Benzeyen Kökler
Benzer Manada Kelimeler
- عَمَدَ
- تَعَمَّدَ
- عِمَادٌ (a)
- عِمَادٌ (b)
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Amd | عَمْد | Niyet, kasıt, istek, arzu. |
|
| Amed | عَمَد | 1: Sütunlar. 2: Bir şeye devam üzere olma. |
|
| Umde | عُمْدَة | İlke, prensip. |
|
| Amûd | عَمُود | Dik, dikine. Sütun, direk. | Amûda kalkmak |
| Amûdî | عَمُودِى | Dikey, dikine, dik. |
|
| İmâd | عِمَاد | Direk dikme. |
|
| Taammüd | تَعَمُّد | Bilerek ve isteyerek suç işlemek. Kasıt ve niyet etme, bilerek ve isteyerek bir iş yapma. | Taammüden |
| Müteammid | مُتَعَمِّد | Kasteden, kasden yapan. Tasarlıyarak yapan. |
|
| İ’timâd | اِعْتِمَاد | Güvenerek bağlanmak. Emniyet etmek. Bir şeye kalben güvenip dayanmak. |
|
| Mu’temed | مُعْتَمَد | Kendine güvenilen. İtimad edilen kimse. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
تَعَمَّدَ : Fiil-V
| 33:5 | وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ وَلَٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ |
| Diyanet Meali: | Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. |
عِمَادٌ : İsim. Çoğulu: عَمَدٌ
| 89:7 | إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ |
| Diyanet Meali: | Sütunlarla dolu İrem’e… |
عَمَدٌ : İsim. Çoğul. Tekili: عِمَادٌ
| 13:2 | اللَّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا |
| Diyanet Meali: | Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten …dir. |
| 31:10 | خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَىٰ فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ |
| Diyanet Meali: | Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, (sizi sarsmasın diye) sabit dağlar yerleştirdi. |
| 104:9 | فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ |
| Diyanet Meali: | Uzatılmış direkler arasında…* |
مُتَعَمِّدٌ : İsim. İsm-i Fâil. Tefa’ul Bâbı (V. Bâb).
| 4:93 | وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا |
| Diyanet Meali: | Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. |
| 5:95 | وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ |
| Diyanet Meali: | (İhramlı iken, karada av hayvanı öldürmeyin). Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan… |