KÖK HARFLER: ف ر ش
ANLAM:
فَرَشَ : Sermek. Yaymak, döşemek.
AÇIKLAMA:
فَرْشٌ : Elbiseleri yaymak, döşemek. Yayılan, döşenen şeye de فَرْشٌ ve فِرَاشٌ denir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا : O Rab ki, yeri sizin için bir döşek yaptı (2/22). Yani “yeri boyun eğdirdi ve onu, üzerine yerleşme imkanının olmayacağı şekilde çıkıntılı yapmadı.” فِرَاشٌ kelimesinin çoğulu فُرُشٌ şeklinde gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ : Yüksek döşekler üzerindedirler (56/34); مُتَّكِئِينَ عَلَى فُرُشٍ بَطَائِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍ : Astarları atlastan yataklara yaslanırlar (55/54).
فَرْشٌ : Kendisine binilen (يُفْرَشُ) develer.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَمِنَ الْأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا : Hayvanlardan da (çeşit çeşit yarattı). Kimi yük taşır, kiminin üzerine binilir (6/142).
فِرَاشٌ kelimesi ile kinayeli olarak, eşlerden her biri kastedilir. Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: اَلْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ “Çocuk ana babasına aittir (Çocuk, onu doğuran kadının kocasına aittir).”
فُلاَنٌ كَرِيمُ الْمَفَارِشِ : Filan kimse asil kadınlarla evli.
أَفْرَشَ الرَّجُلُ صَاحِبَهُ : Adam arkadaşı hakkında gıybet etti, onunla ilgili kötü sözler söyledi.
أَفْرَشَ عَنْهُ: Birini bıraktı, terk etti.
فِرَاشٌ : Kelebek. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ : O gün insanlar yayılmış pervane gibi olurlar (101/4). Buna benzetilerek “kilidin içindeki ince demirciğe ya da kilidin içindeki sıkıca sabitleme ve tutma işini gören dişlere” de فَرَاشَةُ الْقُفْلِ denmiştir.
فَرَاشَةٌ : Kabın içinde bulunan az miktardaki su. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
فَرَشَ (geniş zaman يَفْرُشُ mastar isim فَرْشٌ ve فِرَاشٌ):
فَرَشَ الشَّىْءَ : O şeyi serdi.
فَرَّشَ فُلَانًا بِسَاطًا : Falanca biri için bir kilim serdi.
فَرَشَ الْمَكَانَ : Eve kilimler serdi.
فَرَشَ الرَّجُلُ : O kimse uzandı.
فَرَشَ النَّبَاتُ : Bitki örtüsü yeryüzüne yayıldı.
فِرَاشٌ : Birinin üzerine oturması veya uzanması için yere serilmiş bir şey; birinin üzerinde uyuduğu bir döşek; bir adamın karısı; bir kadının kocası; bir cariyenin efendisi veya sahibi; bir kuş yuvası; bir ev (çoğul hali فُرُشٌ).
فَرَاشٌ : Bir lambanın alevine uçan pervaneler ve benzerleri; kelebekler; kanatları büyüdüğünde ve onları açtıklarında yavru çekirgeler (tekil hali فَرَاشَةٌ ).
فَرَاشَةٌ aşırı zeki bir kimse, anlamına da gelmektedir.
فَرْشٌ : Ev eşyalarından kilimler, minderler vb. serilen şeyler; yere saçıldığında ekinler; bitkiler veya otlarla dolup taşan bir yer; geniş veya ferah bir toprak yol; çalılar veya bodur ağaçlar, küçük yakacak odun; kesilme harici başka bir şey için uygun olmayan yavru develer, boğalar, inekler ve koyunlar, keçiler, yani kesilmek için yere yatırılanlar. Ufak hayvan, kesim hayvanı.
مِنَ الْعَرْشِ اِلَى الْفَرْشِ : Gökyüzünden yeryüzüne.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
| فَرَشَ | fiil-I | 1 | Yaydı, döşedi | 51/48 |
|
| فَرْشٌ | isim | 1 | Ufak hayvan, kesim hayvanı | 6/142 |
|
| فِرَاشٌ | isim | 3 | Döşek | 2/22 | Çoğul: فُرُشٌ |
| فَرَاشٌ | isim | 1 | Kelebek (çoğul) | 101/4 |
|
|
| Toplam | 6 |
|
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Benzer Manada Kelimeler
- فَرَشَ
- فَرْشٌ
- فِرَاشٌ (a)
- فِرَاشٌ (b)
- مُتَّكَأٌ > bak: و ك أ
- وِسَادَةٌ
Zıt Manada Kelimeler
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Ferş | فَرْش | 1: Yer. Yeryüzü. 2: Döşeme. Döşeyiş. 3: Yaymak. Yayılmak. |
|
| Firâş | فِرَاش | Döşek. Yatak. Yere serilen şey. Minder. şilte. | Çoğulu: Füruş |
| Faraş (Farâş) | فَرَش، فَرَاش | Toplanan süprüntüleri alıp atmak için kullanılan teneke veya plastikten yapılmış kısa saplı bir tür kürek. |
|
| Ferâşe | فَرَاشَة | Pervane denilen kelebek. |
|
| Ferrâş | فَرَّاش | Süpüren. |
|
| Mefrûşât | مَفْرُرشَات | Ev, iş yeri vb. yerleri döşemek için gerekli eşya, döşeme. |
|
| Tefrîş | تَفْرِيش | Döşeme. Yayma. Yayıp döşeme. |
|
| Tefrîşât | تَفْرِيشَات | Döşeme işleri. |
|
| İfrâş | إِفْرَاش | Serip döşeme. Çekiştirme. |
|
| Teferrüş | تَفَرُّش | Yayılma, serilme. |
|
| Müteferriş | مُتَفَرِّش | Döşenen, teferrüş eden. |
|
| Müfteriş | مُفْتَرِش | Secdede iken iki kolunu yere koyan. |
|
| İstifrâş | اِسْتِفْرَاش | Yataklık yapma. Odalık alma. Yatağa alıp beraber yatma. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
فَرَشَ : Fiil-I.
| 51:48 | وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ |
| Diyanet Meali: | Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz. * |
فَرْشٌ : İsim.
| 6:142 | وَمِنَ الْأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ |
| Diyanet Meali: | Yine O, hayvanlardan da irili ufaklı var edendir. Allah’ın size rızık olarak verdiğinden yiyin… |
فِرَاشٌ : İsim. Çoğulu: فُرُشٌ
| 2:22 | الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً |
| Diyanet Meali: | O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapandır. |
| 55:54 | مُتَّكِئِينَ عَلَىٰ فُرُشٍ بَطَائِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍ وَجَنَى الْجَنَّتَيْنِ دَانٍ |
| Diyanet Meali: | Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri (zahmetsizce alınacak kadar) yakındır. * |
| 56:34 | وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ |
| Diyanet Meali: | Yüksek döşekler (üzerindedirler). * |
فَرَاشٌ : İsim.
| 101:4 | يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ |
| Diyanet Meali: | O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır. * |