KÖK HARFLER: غ و ي
ANLAM:
غَوِىَ : Sapmak; doğru yoldan sapmak; doğru yoldan şaşmak; cahilce davranmak; amacında başarısızlığa uğramak, hayal kırıklığına uğramak; kaybolmak; helak olmak; yaşamı nahoş bir hal almak.
AÇIKLAMA:
غَىٌّ : Fasit, bozuk bir inançtan, inanıştan dolayı cahilce hareket etmek. Zira cahilce hareket,
- Kişinin -ne salih ne de fasit, bozuk- herhangi bir inanca, inanışa sahip olmayışından da kaynaklanabilir,
- Fasit, bozuk bir şeye inanmasından da. Bu ikinci türe غَىٌّ denir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى : Arkadaşınız şaşırmadı ve bâtıla da inanmadı (53/2); وَإِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ : Şeytanın kardeşleri onları batıl inanca sürüklerler (7/202).
Şu sözüne gelince: فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا : Onların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar ğayy ile karşılaşacaklardır (19/59). Yani “azaba atılacaklar”. Yüce Allah’ın, azabı, غَىٌّ diye adlandırılmasının nedeni ise, bu azabın nedeninin غَىٌّ (azgınlık) olmasıdır. Bu isimlendirme, bir şeye, kendi sebebinin adının verilmesine benzer. Mesela “bitkiye” نَدًى (yağmur) denmesi gibi. Bir görüşe göre ayet, “bu azgınlıklarının (غَىٌّ) ardından ve bunun bir semeresi olarak atılacaklar” anlamındadır.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ : Cehennem sapıkların gözleri önünde dikilir (26/91); وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ : Şairlere ancak azgınlar uyar (26/224); إِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُبِينٌ : Sen gerçekten açıkça bir azgınsın (28/18).
Şu sözüne gelince: وَعَصَى آَدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى : Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı (20/121). Yani “…cahillerden oldu”.
- Bir görüşe göre, “zarara ziyana uğradı” anlamındadır.
- Başka bir görüşe göre ise, ayette geçen غَوَى fiili “dirliği/hayatı bozuldu/fesada uğradı” anlamındadır ve Arapların “Deve yavrusu, sütü fazla içip, mide fesadına uğradı” anlamına gelen غَوِيَ الْفَصِيلُ ve غَوَى الْفَصِيلُ kullanımından gelir. Fiilin bu iki yapıdaki kullanımı, هوى kökünün هَوِيَ ve هَوَى şeklinde iki ayrı yapıda kullanılmasına benzer.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: إِنْ كَانَ اللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يُغْوِيَكُمْ : Eğer Allah sizi helâk etmeyi dilerse (11/34). Bu ayet,
- Bir görüşe göre, “Allah (c.c.) azgınlığınızdan (غَىٌّ) dolayı eğer siz cezalandırmayı diliyorsa…” anlamındadır.
- Başka bir görüşe göre ise, “eğer Allah (c.c.) aleyhinize olarak azgınlık üzere kalmanıza hükmetmeyi istiyorsa…” anlamındadır.
Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: قَالَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَغْوَيْنَا أَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا تَبَرَّأْنَا إِلَيْكَ مَا كَانُوا إِيَّانَا يَعبُدُونَ : Aleyhlerine hüküm gerçekleşen kimseler: Rabbimiz; işte bunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz nasıl azmışsak onları da öylece biz azdırdık. Onlardan uzaklaşıp sana geldik, zaten onlar bize tapmıyorlardı, derler (28/63). Burada onlar, “biz onlara, bir insanın gücü dahilinde, dostuna yapabileceği en son şeyi yaptık” diye haber vermektedirler. Çünkü, bir insanın kendisi için istediğini dostu içinde istemesi gerekir. Ancak bu durumda “sahip olduklarımızdan onlara verdik ve onları kendimize benzer, denk hale getirdik” diyebilir.
Yüce Allah’ın şu sözünde bu çerçevededir: فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ : Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık (37/32); قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ : İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım (7/16). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: قَالَ رَبِّ بِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ : İblis dedi ki: Rabbim; beni azdırdığın için, andolsun ki; ben de onlara yeryüzündeki fenalıkları güzel göstereceğim ve onların hepsini azdıracağım (15/39). (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
غَوَى (geniş zaman يَغْوِى mastar isim غَىٌّ ve غَوَايَةٌ): Saptı; doğru yoldan saptı; doğru yoldan şaştı; cahilce davrandı; amacında başarısızlığa uğramıştı, hayal kırıklığına uğramıştı; kaybolmuştu; helak oldu; yaşamı nahoş bir hal aldı.
اَغْوَاهُ : Onun doğru yoldan sapmasına veya ayrılmasına sebep oldu; onu, arzu ettiği şeyi elde etmesinde hayal kırıklığına veya başarısızlığa uğrattı; onu aldattı veya yanlış yönlendirdi; azgınlık yapmasına sebep oldu; helak olmasına sebep oldu; onun azgınlık yaptığını veya kaybolduğunu bildirdi; onu mahvetti; saptığı için onu cezalandırdı; doğru yoldan saptığı, kaybolduğu veya helak olduğu için ondan bir şey yapmasını istedi.
غَىٌّ : Hata; doğru istikametten sapma; azap hali; sapkınlık/azgınlık için ceza; doğru yoldan vs. sapmanın veya ayrılmanın, azgınlığın karşılığı.
غَاوٍ (ismi fail): Azgın.
اِبْنُ الْغَىِّ : Veledi zina.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| غَوَى | fiil-I | 3 | Azdı, zarar gördü, rahatı kaçtı, düzeni bozuldu | 53/2 |
| أَغْوَى | fiil-IV | 8 | Azdırdı | 38/82 |
| غَاوٍ | isim | 6 | Azgın | 26/94 |
| غَوِىٌّ | isim | 1 | Azgın | 28/18 |
| غَيٌّ | isim | 4 | Azgınlık, sapma | 19/59 |
|
| Toplam | 22 |
|
|
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR:
Benzer Manada Kelimeler
- غَوَى (a)
- غَوَى (b)
- أَغْوَى
- غَاوٍ (a)
- غَاوٍ (b)
- خَدَّاعٌ > bak: خ د ع
- غَيٌّ
Zıt Manada Kelimeler
- غَوَى (a)
- غَوَى (b)
- أَغْوَى
- غَاوٍ (a)
- غَاوٍ (b)
- غَيٌّ
AÇIKLAMA:
FESÂD ile GAYY kelimeleri arasındaki fark
( ف س د – غ و ي )
Her gayy, “kabîh / çirkin”dir. Oysa fesâd, “kabîh / çirkin” olmayabilir. Çürüdüğü için elmanın fesâdı / bozulması gibi. Böylece elmanın ilk bulunduğu durumda değişiklik olur. “Falan kişi fâsiddir (bozuktur)” dediğimiz zaman, bu, o kimsenin “fâcir” (günahkâr) olmasını gerektirir. Eğer ennehû gâvin (o azgındır) dersen, bu da, onun mezheb ve itikâdının fâsid / bozuk olmasını gerektirir.
(Farklar Sözlüğü 313) Bknz: ( ف س د )
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Gayy | غَيّ | Aklın istikametini, yolun doğrusunu kaybetmek. Rüşdün zıddı. |
|
| Gayya | غَيَّة | Cehennemde bulunduğu varsayılan bir kuyunun veya derenin adı. | Gayya kuyusu |
| Gâvî | غَاوِى | Azgın, zalim. | Çoğulu: Gâvûn, Gavâyâ |
| Gavâyet (Gıvâyet) | غَوَايَة | Azgınlık. |
|
| Tagviye | تَغْوِيَة | Azdırıp yoldan saptırma, baştan çıkarma. |
|
| İğvâ’ | إِغْوَاء | Ayartmak. Azdırmak. |
|
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
غَوَى : Fiil-I.
| 20:121 | وَعَصَىٰ آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى |
| Diyanet Meali: | Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı. |
| 28:63 | رَبَّنَا هَٰؤُلَاءِ الَّذِينَ أَغْوَيْنَا أَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا |
| Diyanet Meali: | “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık.” |
| 53:2 | مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى |
| Diyanet Meali: | Arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. * |
أَغْوَى : Fiil-IV.
| 7:16 | قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ |
| Diyanet Meali: | Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” * |
| 11:34 | وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْحِي إِنْ أَرَدْتُ أَنْ أَنْصَحَ لَكُمْ إِنْ كَانَ اللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يُغْوِيَكُمْ |
| Diyanet Meali: | Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. |
| 15:39 | قَالَ رَبِّ بِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ |
| Diyanet Meali: | İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim” dedi. |
| 15:39 | لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ |
| Diyanet Meali: | “Yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, onların hepsini azdıracağım.” |
| 28:63 | رَبَّنَا هَٰؤُلَاءِ الَّذِينَ أَغْوَيْنَا أَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا |
| Diyanet Meali: | “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık.” |
| 28:63 | رَبَّنَا هَٰؤُلَاءِ الَّذِينَ أَغْوَيْنَا أَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا |
| Diyanet Meali: | “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık.” |
| 37:32 | فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ |
| Diyanet Meali: | “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.” * |
| 38:82 | قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ |
| Diyanet Meali: | İblis, “Senin şerefine andolsun ki, elbette onların hepsini azdıracağım” dedi. * |
غَاوِينَ : İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Erkek Çoğul. Nasb / Cerr Hali. Tekili: غَاوٍ
| 7:175 | فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ |
| Diyanet Meali: | (Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde), onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimse(nin haberini onlara anlat). |
| 15:42 | إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ |
| Diyanet Meali: | “Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur.” * |
| 26:91 | وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ |
| Diyanet Meali: | Cehennem de azgınlara gösterilecek..* |
| 26:94 | فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ |
| Diyanet Meali: | Artık onlar ve o azgınlar, … hepsi birden tepetakla oraya atılırlar. * |
| 26:224 | وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ |
| Diyanet Meali: | Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. * |
| 37:32 | فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ |
| Diyanet Meali: | “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.” * |
غَوِىٌّ : İsim.
| 28:18 | قَالَ لَهُ مُوسَىٰ إِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi. |
غَيٌّ : İsim.
| 2:256 | لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ |
| Diyanet Meali: | Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. |
| 7:146 | وَإِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا |
| Diyanet Meali: | Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. |
| 7:202 | وَإِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ |
| Diyanet Meali: | Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar. * |
| 19:59 | فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا |
| Diyanet Meali: | Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır. |