KÖK HARFLER: ع ص و
ANLAM:
عَصَا : Asa, sopa veya değnekle birisine vurmak ya da çarpmak. Yarayı sarmak. İyilik veya kötülük için insanları bir araya toplamak.
AÇIKLAMA:
Müfredatta (ع ص و) ve (ع ص ي) kökleri aynı başlık altında yer almıştır ve aralarında bir anlam bağı bulunduğu ortaya konmuştur. Biz de burada her iki köke ait olan bu bilgileri bir arada ele alıyoruz.
عَصًا / الْعَصَا : Değnek, sopa. Aslı عَصَوٌ şeklinde vavlıdır. Zira Araplar bunun ikilinde عَصَوَانِ çoğulunda ise عُصِيٌّ derler.
عَصَوْتُهُ : Ona değnekle, sopayla vurdum. عَصَوْتُ بِالْعَصَا ve عَصَيْتُ بِالسَّيْفِ şekillerinde kullanılır.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَأَلْقِ عَصَاكَ : Asanı at! (27/10); فَأَلْقَى عَصَاهُ : Bunun üzerine Musa asasını yere attı (7/107); قَالَ هِيَ عَصَايَ : Musa dedi ki; O benim değneğimdir (20/18); فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ : Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler (26/44).
Yolculuğundan dönen kimsenin durumu göz önünde bulundurularak “filan kişi konakladı” anlamında أَلْقَى فُلاَنٌ عَصَاهُ (Filan kişi değneğini yere attı) denir.
عَصَى : Filan kişi itaatin dışına çıktı, itaatten ayrıldı. Mastarı عِصْيَانٌ şeklinde gelir. Temelde ise “kişinin kendini değneğiyle savunmaya ya da korumaya çalışması” anlamına gelir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَعَصَى آَدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى : Âdem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı (20/121); وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ : Kim Allah’a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır (4/14); آَلْآَنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ : Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun (10/91).
“Cemaatten, topluluktan ayrılan kişi” ile ilgili فُلاَنٌ شَقَّ الْعَصَا (Filan kişi asayı yardı) denir. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَصَا (geniş zaman يَعْصُو mastar isim عَصْوٌ):
عَصَاهُ : Asa veya sopa veya değnekle ona vurdu ya da çarptı.
عَصَوْتُ الْجُرْحَ : Yarayı sardım.
عَصَا الْقَوْمَ : İyilik veya kötülük için insanları bir araya topladı.
عَصًا : Bir asa, sopa veya değnek. Toplama veya bir araya getirme; topluluk veya grup. Denir ki اَلْعَصَا kelimesinin temel anlamı birleştirme ve birlik halidir.
اَلْقَى عَصَاهُ : Asasını aşağı attı; gayesine ulaşmıştı.
رَفَعَ عَصَاهُ şu manaya gelmektedir, ayrıldı.
شَقَّ الْعَصَا : Topluma karşı durdu ya da kendini onlardan ayırdı.
قَدْ شَقُّوا عَصَا الْمُسْلِمِينَ : Müslüman toplumu arasında bir hizip veya fitneye sebep olmuş ya da yaratmışlardır.
اِنْشَقَّتْ عَصَا الْقَوْمِ : İnsanlar arasında fitne ve ihtilaf ortaya çıktı.
اَلنَّاسُ عَبِيدُ الْعَصَا : İnsanlar, onlara zarar verenlerden korkar, yani dehşete düşerler.
قَشَرَ لَهُ الْعَصَا : Aklındakini açığa vurdu.
عَصَا azarlamada kullanıldığı için muhtemelen bir asaya benzetilerek, dil manasına da gelmektedir. Bacak kemiği, manasına da gelmektedir (çoğul hali عِصِىٌّ).
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama | |
| عَصَا | isim | 12 | Asa, sopa veya değnek. | 7/107 | Çoğulu: عِصِيٌّ |
| Toplam | 12 |
AÇIKLAMA:
Bazı kaynaklarda bu madde, bundan sonra gelen (ع ص ي) maddesi ile birleştirilmiştir.
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Asâ | عَصًا | Değnek, sopa, baston. |
| İ’tisâ’ | اِعْتِصَاء | Asaya dayanma, baston kullanma. |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
عَصَا : İsim. Çoğulu: عِصِيٌّ
| 2:60 | وَإِذِ اسْتَسْقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ |
| Diyanet Meali: | Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik. |
| 7:107 | فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha. * |
| 7:117 | وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ |
| Diyanet Meali: | Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. * |
| 7:160 | أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ |
| Diyanet Meali: | “Asânı taşa vur” (diye vahyettik). |
| 20:18 | قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِي |
| Diyanet Meali: | Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim.” |
| 26:32 | فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ |
| Diyanet Meali: | Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. * |
| 26:45 | فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ |
| Diyanet Meali: | Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor. * |
| 26:63 | فَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ |
| Diyanet Meali: | Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. |
| 27:10 | وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ |
| Diyanet Meali: | “Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. |
| 28:31 | وَأَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّىٰ مُدْبِرًا |
| Diyanet Meali: | “Değneğini (yere) at.” (Mûsâ, değneğini attı). Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. |
عِصِيٌّ : İsim. Çoğul. Tekili: عَصَا
| 20:66 | فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَىٰ |
| Diyanet Meali: | Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor. |
| 26:44 | فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ |
| Diyanet Meali: | Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler. * |