ث و ب

KÖK HARFLER:  ث و ب

ANLAM: 

ثَابَ : Asilikten Allah’a (c.c.) itaatkârlığa dönmek. Uyanık, sıhhatli veya selametli haline geri dönmek. 

AÇIKLAMA:

Müfredât bu kök altında (ث و ب) ve (ث ي ب) köklerini birlikte ele almıştır. Biz (ث ي ب) köküne ait olan açıklamaları ilgili kök altında inceleyeceğiz.

ثَوْبٌ kelimesi temelde, “bir nesnenin önceden üzerinde bulunduğu ilk durumuna geri dönmesi” ya da “düşüncede amaçlanmış, düzenlenmiş veya hazırlanmış olan duruma geri dönmesi” anlamına gelir. Nitekim Arapların أوَّل الفكرة آخر العمل (önce düşünce sonra iş) sözüyle işaret edilen hal de budur. Arapların şu, ثَابَ فُلاَنٌ إِلَى دَارِهِ (Filan kişi evine geri döndü), ثاَبَتْ إِلَيَّ نَفْسِي (Nefsim, aklım bana geri döndü; kendime geldim) sözleri de ilk duruma dönme anlamındadır. 

“Kuyunun ağzında su çekilen yere” de مَثَابَةٌ denmiştir. 

“Düşüncede amaçlanmış, düzenlenmiş veya hazırlanmış olan duruma geri dönmekle” ilgili ثَوْبٌ (elbise) kelimesi örnek gösterilebilir çünkü elbisenin ثَوْبٌ diye adlandırılmasının nedeni şudur: Eğrilmiş ip elbise haline geldiğinde, düşüncede kendisi için düzenlenmiş veya hazırlanmış olan duruma da geri dönmüş olmaktadır. 

ثَوَابُ الْعَمَل (Amelin sevabı) kullanımında da aynı durum geçerlidir. ثَوْبٌ kelimesinin çoğulu أَثْوَابٌ ve ثِيَابٌ şekillerinde gelir. 

Yüce Allah’ın وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ Elbiselerini temizle (74/4) sözü, “elbiseyi temizleme” anlamına hamledilmiştir. Bir görüşe göre ise, buradaki ثِيَابٌ kelimesi “kişinin nefsinden” kinayedir.

Aslında bu, Yüce Allah’ın إِنَّماَ يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً Ey Ehl-i Beyt, şüphesiz Allah sizden pisliği giderip sizi tertemiz yapmak ister (33/33) sözünde zikr ettiği hususun emre dökülmüş halidir.

ثَوَابٌ : İnsana geri dönen, amellerinin karşılığı (جَزَاءٌ). Bu şekilde, ikisinin de aynı şey olduğu düşünülerek “ceza”, ثَوَابٌ olarak adlandırılmıştır. Nitekim bakılırsa Yüce Allah, فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür (99/7) sözünde جَزَاءٌ’yı (karşılığı) amelin aynısı yapmıştır. Fakat burada جَزَائُهُ (onun karşılığını) dememiştir. 

ثَوَابٌ kelimesi “hayırla” ilgili de, “şerle” ilgili de kullanılır. Fakat yaygın kullanımı daha çok “hayırla” ilgilidir. Yüce Allah’ın şu sözlerinde böyledir: ثَوَاباً مِنْ عِنْدِ اللّهِ وَاللّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ …tasavvur edemeyeceğiniz bir sevap ile Allah tarafından musab olacaklar (ödüllendirilecekler), sevabın da en güzeli Allah yanında (3/195); فَآتَاهُمُ اللّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ اْلآخِرَةِ Allah da onlara hem dünya sevabını hem de âhiretin güzel sevabını verdi (3/148).

Yüce Allah’ın şu sözünde geçen مَثُوبَة kelimesi için de aynı durum geçerlidir: هَلْ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللهِ De ki: Size Allah katında cezaca, karşılıkça ondan daha fenasını haber vereyim mi? (5/60) Çünkü burada şerle, fenalıkla ilgili müsteâr olarak kullanılmıştır. Bu kullanımıyla, بَشَارَةٌ (müjdeleme) kelimesinin aynı konuda müsteâr olarak kullanılmasına benzer. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَلَوْ أَنَّهُمْ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ الله خَيْرٌ Eğer onlar iman edip Allah’ın yasaklarından sakınsalardı, Allah katında elde edecekleri sevap daha hayırlı idi (2/103).

إِثاَبَة kelimesi “sevilen, arzu edilen ya da hoşlanılan şeylerle” ilgili kullanılır. Örneğin, فَأَثَابَهُمُ اللّهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا اْلأَنْهَارُ Böyle demelerine mukabil Allah da kendilerine sevap olarak altından ırmaklar akan cennetleri verdi (5/85). 

Ayrıca, zikri geçen müstear kullanıma benzer bir biçimde “kerih görülen, hoşlanılmayan şeylerle” ilgili de kullanılmıştır. Örneğin, فَأَثَابَكُمْ غَمَّاً بِغَمٍّ Size bir keder üzerine bir kederi ödül olarak verdi/sizi kederden kedere uğrattı (5/Mâide 153).

تَثْوِيبٌ kelimesi ise, Kur’an’da yalnızca “kerih görülen, hoşa gitmeyen şeylerle” ilgili kullanılmıştır örneğin, هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَُ Kâfirler, yaptıklarının cezasını gördüler mi? diye (83/36). 

Yüce Allah’ın şu sözüne gelince: وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَأَمْناً Hani Ka’be’yi insanlar için sevap kazanma yeri ve güven yeri yapmıştık (2/Bakara 125):

  1. Bir görüşe göre, burada geçen مَثَابَة kelimesi “insanların vakit geçtikçe ya da zamanla kendisine geri dönecekleri bir yer” anlamındadır. 
  2. Başka bir görüşe göre ise, “sevabın kazanılacağı bir yer” anlamındadır. 

تَثْوِيبٌ : Tekrar tekrar seslenmek ya da ünlemek. Ezanda tesvib (تَثْوِيبٌ) de buradan gelir. 

“İnsana arız olan esnemenin ثُوبَاء diye adlandırılmasının nedeni tekerrür etmesi, tekrarlanmasıdır. (Müfredât)

Sevb, siyâb, esvab kelimeleri “giysi” anlamında kullanılan kelimelerdir. Bu kelimelerin “dönmek, rücû etmek” anlamındaki kök mana ile ilişkisi şöyledir: Giysiler giyilir sonra tekrar giyilir ve aynı fiil sürekli tekrarlanır. (Sabri Türkmen 127) 

DİĞER BAZI TÜREVLER:

ثَابَ (geniş zaman يَثُوبُ mastar isim ثَوْبٌ): Uyanık, sıhhatli veya selametli haline geri döndü.

ثَابَ اِلَى اللّٰهِ : Asilikten Allah’a (c.c.) itaatkârlığa döndü. 

ثَابَ الْمَرِيضُ : Nekahet dönemine girdi.

ثَابَ اِلَيْهِ عَقْلُهُ : Sağduyusu yerine geldi.

ثَابَ النَّاسُ : İnsanlar toplanıp geldi.

ثَابَ الْمَاءُ : Su gölette toplandı.

ثَابَ الْحَوْضُ : Gölet doldu veya neredeyse dolu hale geldi.

ثَابَ الْمَالُ : Mallar bol ve toplu hale geldi.

ثَابَ التُّرَابُ : Tozlar kalktı, dağıldı ve çoğaldı.

اَثَابَ الرَّجُلُ : Sağlığını geri kazandı.

اَثَابَ الرَّجُلَ : Onu ödüllendirdi, tazmin etti, cezalandırdı veya mükâfatlandırdı.

اَثَابَ الثَّوْبَ : Giysiyi ikinci kere dikti.

ثَوَّبَ الدَّاعِى : Misafir, ihtiyacını giysisini (ثَوْبٌ) işaret ederek tekrarladı.

ثَوَّبَهُ : Onu ödüllendirdi, tazmin etti, cezalandırdı ve mükâfatlandırdı.

ثَوَابٌ ve مَثُوبَةٌ ve مَثْوَبَةٌ : Sevab: İnsana amellerinin karşılığı olarak dönen şeyler manasına gelirler. İkisi de hayırda ve şerde kullanılır. Ancak hayırda kullanılışları daha çoktur ve hayra tahsis edilmiş gibidirler. Ödül, bedel, iyi veya kötü için verilen karşılık ya da mükafat; bal; yağmur (bulutlardan gelen bereket); arılar (çünkü onlar kovanlarına döner).

مَثَابَةٌ : İnsanların defalarca geri döndüğü yer; insanların ayrıldıktan sonra toplandığı yer; mesken; ev; çadır.

مَثَابَةُ الْبِئْرِ : Kuyuda suyun toplandığı yer; avcının tuzağını kurduğu yer.

ثَوْبٌ : Giysi. (çoğul hali ثِيَابٌ: Giysiler; evin perdeleri).

تَعَلَّقَ بِثِيَابِ اللّٰهِ : İbadethanenin perdelerine tutundu.

ثِيَابٌ : Silahlar; giyen kişinin vücudu veya kendisi; bir insanın amelleri.

اُسْلُلْ ثِيَابَكَ مِنْ ثِيَابِى : Kendini benden geri çek veya ayır.

اِنَّ الْمَيِّتَ يُبْعَثُ فِى ثِيَابِهِ الَّتِى يَمُوتُ فِيهَا : Hayatı sonra erdiğinde yapmış olduğu ameller doğrultusunda; ölüler öldükleri giysiler içerisinde diriltilecektir. (Aynı zamanda kişinin kalbi için kullanılır.)

ثِيَابَكَ فَطَهِّرْ : Giysilerini temizle; kalbini temiz tut; ahlakını düzelt.

فُلَانٌ نَقِىُّ الثَّوْبِ : Böyle biri temiz kalpli, iyi ahlaklı veya itibarlıdır.

دَنِسُ الثِّيَابِ : Fena veya hain.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek Açıklama
ثَوَّبَ fiil-II 1 Karşılığını verdi 83/36
Meçhul: ثُوِّبَ
أَثَابَ fiil-IV 3 Karşılığını verdi 3/153
مَثَابَةٌ isim 1 Dönülen yer, mevzi 2/125
مَثُوبَةٌ isim 2 Sevap 5/60
ثَوَابٌ isim 13 Sevap 3/145
ثِيَابٌ isim 8 Elbise (çoğul) 18/31 Tekil: ثَوْبٌ

Toplam 28


BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Mahreci Benzeyen Kökler

Benzer Manada Kelimeler

  • ثَابَ
  • ثَوْبٌ
    • مَلْبَسٌ > bak: ل ب س
    • رِدَاءٌ > bak: ر د أ
    • دِثَارٌ > bak: د ث ر
    • مِئْزَرٌ > bak: أ ز ر
    • زِيٌّ
    • مَبْذَلَةٌ
    • مَيْدَعٌ

Zıt Manada Kelimeler

AÇIKLAMA:

SEVB ile LİBAS kelimeleri arasındaki fark

( ث و ب – ل ب س )

Sevb kelimesi Kur’ân’da hep çoğul olarak, “siyâb” şeklinde geçmiştir. Bu durum siyâbın tek tip olmadığına, çeşitlilik arz ettiğine işaret eder. Libas kelimesi ise Kur’ân’da daima tekil olarak kullanılmıştır. Siyâbın daha çok dış kıyafet anlamında, libasın ise iç giysi anlamında olduğunu düşünebiliriz. Libasın “ayıp yerleri örtme” anlamı ön plandadır. Türetilmiş olduğu kök mana “karışmak, müdahale etmek” şeklindedir. İnsanı çirkin olandan koruyan her şey libastır. Eşlerin birbirleri için libas olmaları, birbirlerini kötülükten alıkoymaları sebebiyledir. 

Siyâb kelimesi “bırakmak” anlamındaki “vada’a” fiili ile birlikte kullanılmaktadır. Bu da siyâbın giyilip çıkarılmasındaki kolaylığa işaret eder. Libas kelimesi ise “soymak” anlamındaki neze’a fiili ile birlikte kullanılmaktadır. Bu fiil, “bırakmak” anlamındaki fiil kadar kolay yapılan bir işlem değildir, zorluk ve meşakkate delalet eder. (Sabri Türkmen 130) Bknz: ( ل ب س )

SEVAP ile TÖVBE kelimeleri arasındaki benzerlik 

( ت و ب – ث و ب )

Sevap kelimesi, insana yaptığı şeylerin karşılığının geri dönmesi anlamındadır. Asıl mana “dönmek”tir. Tevbe kelimesi de günahtan geri dönmek demektir. İkisinde de “dönmek” manası ortaktır. ث ve ت harfleri zaten mahreç bakımından birbirine çok benzer. Diğer iki kök harf ise aynıdır. Bknz: ( ت و ب )

CEZA, SEVAB ve ECR kelimeleri arasındaki benzerlik 

( ج ز ي – ث و ب – أ ج ر )

Ceza ve sevab kelimeleri “karşılığını vermek” anlamındadır. Her ikisi de hayır ve şer konularında kullanılabilir. Fakat özellikle Türkçede yaygın kullanım olarak ceza kelimesi olumsuz, sevab kelimesi ise olumlu davranışların karşılığıdır.

Ceza bütün işlere verilen karşılıktır, sevapta ise sadece âhiret mükafatı söz konusudur. (Sabri Türkmen 178) 

Ecir kelimesi de bu anlamlara yakın bir anlama sahiptir. Ücret kelimesi de bu kökten gelir. Bunlar Allah tarafından olduğu gibi, insanlar tarafından da verilebilir. Ceza da öyledir. Fakat sevap kelimesi beşere isnad edilmemiştir. (Sabri Türkmen 177) Bknz: ( أ ج رج ز ي )

SEVÂB ile ECR kelimeleri arasındaki fark

( ث و بأ ج ر )

Ecr, ücret verilecek kimsenin fiilinden önce olur. Sevâb ise, ancak amelden sonra söz konusu olabilir. Buna karşılık sevâb gibi ecr de, ancak amelden sonra hak edilir. Fakat kullanımı, belirttiğimiz gibidir. 

Yine sevâb, yaygın olarak “iyiliğin karşılığı” anlamında, ecr ise, hem bu anlamda, hem de “ticarete konu olan malların en düşük bedellerde alınıp fiyatlandırılarak satılması yoluyla elde edilen ücret” anlamında kullanılmaktadır. (Farklar Sözlüğü 350) Bknz: ( أ ج ر )

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Sevb ثَوْب Elbise. Giyilecek eşya. Kaftan. Bez. Çoğul: Siyâb
Esvâb أَثْوَاب Sevbler, giyecekler, giyimler.
Sevâb ثَوَاب Hayır. Hayırlı iş. Allah (C.C.) tarafından mükafatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı. Allah’ın (C.C.) rızasını kazanmağa mahsus iyi amel.
Tesvîb تَثْوِيب Sevab vermek. 
Sevvâb ثَوَّاب Elbise satan, elbiseci.
İsâbe إٍثَابَة Ecir, mükafat, karşılık vermek. Doldurmak.
Mesâbe مَثَابَة Derece, değer, rütbe. Menzile. Sevap yeri.
Mesûbe مَثُوبَة İyiliğe karşı Cenab-ı Hakk’ın vereceği mükafat.
Müsâb مُثَاب Sevab kazanan, ettiği iyiliğin Allah’tan karşılığını gören.
Tesevvüb تَثَوُّب Sevap kazanma, sevaplanma.

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

ثَوَّبَ : Fiil-II. Meçhul: ثُوِّبَ

83:36 هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Diyanet Meali: Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı? *

أَثَابَ : Fiil-IV.

3:153 فَأَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا أَصَابَكُمْ
Diyanet Meali: Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. 
5:85 فَأَثَابَهُمُ اللَّهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ
Diyanet Meali: Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, içinden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. 
48:18 فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا
Diyanet Meali: Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih nasip etmiştir. 

مَثَابَةٌ : İsim. 

2:125 وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَأَمْنًا
Diyanet Meali: Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. 

مَثُوبَةٌ : İsim. Masdar.

2:103 وَلَوْ أَنَّهُمْ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ خَيْرٌ
Diyanet Meali: Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. 
5:60 قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللَّهِ
Diyanet Meali: De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? 

ثَوَابٌ : İsim.

3:145 وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا
Diyanet Meali: Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. 
3:145 وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا
Diyanet Meali: Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. 
3:148 فَآتَاهُمُ اللَّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا
Diyanet Meali: Allah da onlara hem dünya nimetini … verdi. 
3:148 وَحُسْنَ ثَوَابِ الْآخِرَةِ
Diyanet Meali: (Allah da onlara hem dünya nimetini) hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. 
3:195 وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ
Diyanet Meali: Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. 
3:195 وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ
Diyanet Meali: Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.
4:134 مَنْ كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا
Diyanet Meali: Kim dünya sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki)…
4:134 فَعِنْدَ اللَّهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ
Diyanet Meali: Dünya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. 
18:31 مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ نِعْمَ الثَّوَابُ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا
Diyanet Meali: Orada tahtlar üzerine kurulacaklardır. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!
18:44 هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلَّهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا
Diyanet Meali: İşte bu durumda velayet (himaye ve koruyuculuk) yalnızca hak olan Allah’a mahsustur. O’nun mükâfatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır. *
18:46 وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا
Diyanet Meali: Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.
19:76 وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا
Diyanet Meali: Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.
28:80 وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللَّهِ خَيْرٌ لِمَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا
Diyanet Meali: “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlıdır.”

ثِيَابٌ : İsim. Çoğul. Tekili: ثَوْبٌ

11:5 أَلَا حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Diyanet Meali: Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. 
18:31 وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ
Diyanet Meali: İnce ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. 
22:19 فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ
Diyanet Meali: Bunlardan inkâr edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. 
24:58 مِنْ قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّهِيرَةِ
Diyanet Meali: Sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit …
24:60 فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ
Diyanet Meali: Dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. 
71:7 جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ
Diyanet Meali: Parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler…
74:4 وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
Diyanet Meali: Nefsini arındır. *
76:21 عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ
Diyanet Meali: Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır.