غ ب ر

KÖK HARFLER: غ ب ر

ANLAM: 

غَبَرَ: Geride kalmak, kaybolmak ya da devam etmek; geride durmak. 

غَبِرَ : Göçüp gitmek. Garez, kötü niyet, kin veya hınç beslemek. Kalbinde nefret veya düşmanlık saklamak.

AÇIKLAMA:

غَابِرٌ : Beraberinde olanın geçip gitmesinin ardından, bir yerde oyalanan, bekleyen veya kalan. Yüce Allah Şöyle buyurmuştur: إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ : Sadece yaşlı bir kadın geride kalanlardan oldu (26/171). Yani “ömürleri uzun olanlar arasından…

  1. Bir görüşe göre, “geride kalıp geceleyin Hz. Lut (a.s.) ile birlikte yola çıkmayanlar arasından…” anlamındadır.
  2. Başka bir görüşe göre ise, “azaptan sonra geriye kalanlar arasında…” anlamındadır

Başka bir ayette ise şöyle geçer: إِلَّا امْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ : Yalnız eşin hariç; o geride kalanlardan olacaktır (29/33). 

Bir diğer ayette de şöyle geçer: إِلَّا امْرَأَتَهُ قَدَّرْنَا إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ : Yalnız Lût’un eşi hariç, onun geride kalanlar arasında olmasını takdir ettik (15/60).

Şu kullanımlar buradan gelir: 

غُبْرَةٌ : Memede arta kalan süt. Çoğulu أَغْبَارٌ şeklinde gelir. 

غُبَّرُ الْحَيْضِ : Hayızda kan kalıntıları. 

غُبَّرُ اللَّيْلِ : Gecenin son bölümü ve geri kalan kısımları. 

غُبَارٌ : Tozu kaldırılmış olan topraktan geri kalan. Bakayayla, kalıntılarla ilgili kullanılan دُخَانٌ ve عُثَانٌ kelimesi ile aynı yapıda oluşturulmuştur.

قَدْ غَبَرَ الْغُبَارُ : Toz kalktı. 

Şöyle denmiştir: “Geçene, gidene ve geçmişe” غَابِرٌ denir, “geriye kalmış olana, devam edene” de غَابِرٌ denir.

Eğer bu doğruysa, “geçene, gidene ve geçmişe” ancak “tozun bir yerden geçip gitmesi” düşünülerek غَابِرٌ denmiş olur ve “geriye kalmış olana, devam edene” de ancak “tozun, koşup da kendisini geride bırakanın ardında kalması” düşünülerek غَابِرٌ denmiş olur. 

غُبَارٌ kelimesinden “bir nesneye yapışan toz” ve “toz renginde olan şey” anlamına gelen غَبَرَةٌ kelimesi türemiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ : Bazı yüzler o gün tozlanmış (80/40). Bu ifade “üzüntüden, kederden dolayı yüzün renginin değişmesinden” kinayedir. Bu itibarla Yüce Allah’ın şu sözüne benzer: ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا : Yüzü simsiyah kesilir (16/58). Fiil olarak “üzüntüden, kederden dolayı yüzünün rengi değişti” anlamında غَبَرَ şeklinde kullanılır. Bu fiilin mastarı غَبَرَةٌ şeklinde gelir; yine fiil olarak “toz renginde idi ya da toz rengini aldı, bozardı” anlamında اِغْبَرَّ şeklinde kullanılır, ayrıca اِغْبَارَّ şeklinde de kullanılır. 

دَاهِيَةٌ غَبْرَاءُ (ğabra olan felaket) tabirine gelince bu,

  1. Ya Arapların “bir şey, tozun içinde bulundu” anlamına gelen غَبَرَ الشَّيْءُ tabirinden gelir ki buna göre sanki “bu felaketin insanı toza buladığı” söylenmek istenir.
  2. Ya “bakiye, kalıntı” anlamına gelen غُبْرٌ kelimesinden gelir. Bu durumda ifade “asla sona ermeyen, baki, kalıcı olanan, devam eden felaket” anlamına gelir.
  3. Ya غَبَرَةُ اللَّوْنِ kullanımından gelir ki bu da Arapların دَاهِيَةٌ زَبَّاءُ sözlerine benzer.
  4. Ya غُبْرَةُ اللَّبَنِ kullanımından gelir. Bu durumda sanki bunun, “sona erdiğinde geride eserinin kaldığı bir felaket” olduğu söylenmek istenir.
  5. Ya da Arapların “aralıklarla ağrısı ya da hastalığı nükseden damar” anlamına gelen عِرْقٌ غَبِرٌ sözlerinden gelir. Bu fiil olarak “Damardaki ağrı ya da hastalık aralıklarla nüksetti” anlamında قَدْ غَبِرَ الْعِرْقُ şeklinde gelir.

غُبَيْرَاء : İyi bilinen bir bitkidir ve onun meyvesinin biçiminde ve renginde olan bir meyvedir. (Müfredât)

DİĞER BAZI TÜREVLER:

غَبَرَ (geniş zaman يَغْبُرُ mastar isim غُبُورٌ): O kişi veya şey kaldı, kayboldu; geride kaldı ya da durdu.

غَابِرٌ (ismi fail): Geride duran veya geride kalan kişi.

غَبِرَ : O kişi veya şey göçüp gitti; garez, kötü niyet, kin veya hınç besliyordu, kalbinde nefret veya düşmanlık saklıyordu.
غَبِرَ الْجُرْحُ (ya da غَبِرَ ) : İltihaplanıyorken veya içten kuruyan bir durumdayken yara dıştan iyileşti.

غَبَرَ : Gelecekti, nitekim غَابِرٌ gelecek zaman, manasına da gelmektedir.

غَبَرَةٌ : Toz toprak; kalkan ve yayılan toz topraktan geriye kalan.

KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ: 

Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.


Tür Adet Anlam Örnek
غَبَرَةٌ isim 1 Toz 80/40
غَابِرٌ isim 7 Geçip giden, helak olan; nükseden, geride kalan 29/32

Toplam 8

BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR: 

Kök Harflerinin Yer Değişimi

Benzer Manada Kelimeler

TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER: 

Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.

Gabar (Kabar, Kabarmak) غَبَر Yara kabarmak.
Gubur (Kubur) غُبُر Kürek kemiklerinin çıkıntılı yerleri.
Gubâr غُبَار Toz, toprak.
Gâbir غَابِر İstikbal, gelecek zaman. Kalan.
Tagbîr تَغْبِير Toza bulanma. Tozlanma.
Muğber مُغْبَر Gücenmiş, gücenik, küskün.
İğbirâr اِغْبِرَار Gücenme, güceniklik, kırgınlık.
İstigbâr اِسْتِغْبَار  Tozlaşma.

Nişanyan Sözlük “kabarmak” kelimesinin eski Türkçe kökenli olduğunu söyler.

ÂYETLER:

DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.

غَبَرَةٌ :  İsim. 

80:40 وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
Diyanet Meali: O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler. *

غَابِرِينَ : İsim. İsm-i Fâil. Kurallı Erkek Çoğul. Nasb / Cerr Hali. Tekili: غَابِرٌ

7:83 فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
Diyanet Meali: Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu. *
15:60 إِلَّا امْرَأَتَهُ قَدَّرْنَا إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ
Diyanet Meali: Lût’un karısı dışında (onların hepsini kurtaracağız). Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik. *
26:171 إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
Diyanet Meali: Geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç… *
27:57 فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِرِينَ
Diyanet Meali: Biz de onu ve ailesini kurtardık. Ancak karısı başka. Onun geride kalıp helâk olmasını takdir ettik. *
29:32 لَنُنَجِّيَنَّهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
Diyanet Meali: “Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helâk edilenlerden olacaktır.”
29:33 إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا امْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
Diyanet Meali: “Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.”
37:135 إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
Diyanet Meali: Geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında…