KÖK HARFLER: ع ز و
ANLAM:
عَزَا : Birisinin (başka bir kimsenin) oğlu olarak akrabası olduğunu ileri sürmek.
AÇIKLAMA:
عَنِ الْيَم۪ينِۙ وَعَنِ الشِّمَالِ عِز۪ينَ Sağdan soldan gruplar hâlinde… (70/37). Yani “dağınık bölükler halinde…” Tekili عِزَةٌ şeklinde gelir. Aslı “onun şu soydan olduğunu söyledim ya da iddia ettim, o da şu soydan olduğunu söyledi ya da iddia etti” anlamına gelen عَزَوْتُهُ فَاعْتَزَى kullanımlarından gelir. Dolayısıyla ayette sanki “onların, ya doğum ya da evlilik neticesinde birbirleriyle soy bağı olduğunu söyleyen ya da iddia eden bir topluluk olduğu” söylenmek istenir.
Savaşta “ben filan kişinin oğluyum, filan kişinin arkadaşıyım, dostuyum” diyerek belirli bir soydan olduğunu söylemesi ya da iddia etmesi anlamına gelen اِعْتِزَاء kelimesi de buradan gelir. Şöyle rivayet edilmiştir: مَنْ تَعَزَّى بِعَزَاءِ الْجَاهِلِيَّةِ فَأَعِضُّوهُ بِهَنِ أَبِيهِ “Her kim Cahiliye dönemindeki şekilde kendisinin bir soydan olduğunu iddia söyler veya iddia ederse ona babasının هَنَةٌ’sini (şeyini) ısırtın.
Şöyle denmiştir:
عِزِين kelimesinin aslı Arapların “sabretti” anlamında söyledikleri عَزِيَ fiilinden gelir. Bu fiilin mastarı عَزَاءٌ, ism-i faili عَزٍ şeklinde gelir. تَعَزَّى fiili ise “kendini sabretmeye zorladı” anlamındadır. Bu itibarla ayette geçen عِزِينَ kelimesi sanki “birbirleri ile teselli bulan, birbirine bakıp sabreden bir topluluğun” adıdır. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَزَا (geniş zaman يَعْزُو mastar isim عَزْوٌ):
عَزَاهُ اِلَى فُلَانٍ : Onun (başka bir kimsenin) oğlu olarak akrabası olduğunu ileri sürdü.
اِعْتَزَى اِلَيْهِ : Ona onun oğlu olarak akrabalığını ileri sürdü.
عِزَةٌ : Bir grup insan; topluluk; ayrı bir grup.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek | Açıklama |
| عِزِينَ | isim | 1 | Topluluk, grup (çoğul) | 70/37 | Tekili: عِزَةٌ |
|
| Toplam | 1 |
|
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Azv | عَزْو | Bir söz veya hareketi başkasına nisbet etme. |
| Azâ’ | عَزَاء | Sabır. Cenaze alayı. Başsağlığı ziyareti. |
| Ta’ziye | تَعْزِيَة | Sabra teşvik etmek. |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
عِزِينَ: İsim. Çoğul. Tekili: عِزَةٌ
| 70:37 | عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ عِزِينَ |
| Diyanet Meali: | Sağdan soldan gruplar hâlinde…* |