KÖK HARFLER: ع ق ر
ANLAM:
عَقَرَ : Yaralamak. Hayvanın bacağını kesmek. Öldürmek ya da telef etmek. Ot veya çayır yemek. (Kadın) kısır olmak. Gebe kalması kesilmek. Bir sonuç vermemek.
AÇIKLAMA:
عُقْرُ الْحَوْضِ : Develer su içmeye geldiklerinde durdukları, havuzun arka, geri tarafı.
عُقْرُ الدَّارِ : Bir yurdun, ülkenin, insanların oturduğu, ikamet ettiği, asıl temel olan bölümü vb kullanımlar bunun temelini oluşturur. Buna عَقَرٌ da denir.
Şöyle denmiştir: مَا غُزِيَ قَوْمٌ فِي عُقْرِ دَارِهِمْ قَطُّ إِلاَّ ذَلُّوا “Oturdukları, ikamet ettikleri ülkelerin asıl bölümünde ya da ortasına düşman tarafından kendilerine saldırılmış olup da zelil duruma düşmemiş hiçbir kavim ya da topluluk yoktur.”
Köşke, kasra عَقْرٌ denmiştir.
عَقَرْتُهُ : Onun ukruna (عُقْرٌ) yani aslına, köküne temeline vurdum ya da dokundum. Bu kullanımı itibariyle “başına vurdum ya da dokundum” anlamındaki رَأَسْتُهُ fiiline benzer. Şu kullanımlar buradan gelir:
عَقَرْتُ النَّخْلَ : Hurma ağacını kökünden kestim.
عَقَرْتُ الْبَعِيرَ : Deveyi boğazladım.
عَقَرْتُ ظَهْرَ الْبَعِيرِ فَانْعَقَرَ : Devenin sırtında yara açtım; o da yaralandı.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا فِي دَارِكُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ : Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine Salih dedi ki: Yurdunuzda üç gün daha yaşayın.(11/65) Yine şöyle buyurmuştur: فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَى فَعَقَرَ : Arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti (54/29)
Buradan müstear olarak şu kullanımlar doğmuştur:
سَرْجٌ مُعْقَرٌ : Sırtta yara yapan at semeri.
كَلْبٌ عَقُورٌ : Avını yaralayan, öldüren, yakalayıp boynunu kıran köpek.
رَجُلٌ عَاقِرٌ : Kendisine ait, doğmuş hiçbir evladı olmayan, kısır adam
اِمْرَأَةٌ عَاقِرٌ : Çocuk doğurmayan kadın. Bu kullanımda sanki “onun erkeğin menisini boğazladığı ya da yaraladığı” söylenmek istenir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا : Karım da kısır bulunuyor (19/5); وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ : Karım kısırdır (3/40).
Fiil olarak قَدْ عَقِرَتْ şeklinde kullanılır.
عُقْرٌ : Son çocuk. بَيْضَةُ الْعُقْرِ ifadesi de benzer bir şekilde “tavuğun yaşlandığında yumurtladığı son yumurta” anlamına gelir.
عُقَارٌ : Şarap. Aklı yaralamasından ya da boğazlamasından dolayı böyle adlandırılmıştır.
مُعَاقَرَةٌ : Devamlı olarak ya da ısrarla kendini şarap içmeye vermek.
Arapların “davar sürüsüne” عَقْرٌ demelerinde ise “kasra, köşke bir benzetme” bulunmaktadır.
Arapların رَفَعَ فُلاَنٌ عَقِيرَتَهُ şeklindeki sözleri ise “Filan kişi sesini yükseltti” anlamındadır. Bu kullanımın dayanağı ise adamın birini ayağı kesilerek (عُقِرَ) sesini yükseltip bağırdığına dair rivayettir. Bu hadisenin ardından müstear olarak “ses” anlamında kullanılır olmuştur.
عَقَاقِير : İlaçların karışımları. Tekili عَقَّارٌ şeklinde gelir. (Müfredât)
DİĞER BAZI TÜREVLER:
عَقَرَ (geniş zaman يَعْقِرُ mastar isim عَقْرٌ):
عَقَرَهُ : Onu yaraladı, onu çok yaraladı; hayvanın bacağını kesti; ayakta dururken hayvanın bacaklarını hançerle kesti; deveyi bıçakladı ya da kesti; onu öldürdü ya da telef etti.
عَقَرَ الْكَلَأَ : Ot veya çayırı yedi.
عَقُرَتْ ve عَقَرَتْ : O (bir kadın) kısırdı veya o hale geldi, gebe kalmadı ya da gebe kalması kesildi.
عَقَرَ (geniş zaman يَعْقِرُ) ve عَقِرَ (geniş zaman يَعْقَرُ ): Kısırdı; üremiyordu.
عَقُرَ (geniş zaman يَعْقُرُ) : O şey bir sonuç vermedi.
عَاقِرٌ : Kısır bir kadın, gebe kalmayan veya gebe kalması kesilen bir kadın; kısır bir adam; evladı olmayan bir adam; meyve vermeyen bir ağaç; ot vermeyen bir toprak arazi.
عَقَارٌ : Gayrimenkul veya taşınmaz mal.
عُقَارٌ : Şarap.
KUR’ÂN’DA GEÇEN TÜREVLERİ:
Aşağıdaki tabloda Kur’ân’da geçen ve bu kökten gelen kelime türevleri, bunların gramatik adlandırılışları, Kur’ân’da kaç kere geçmiş olduğu belirtilmiş ve örnek bir ayet için, sûre/âyet numarası verilmiştir.
|
| Tür | Adet | Anlam | Örnek |
| عَقَرَ | fiil-I | 5 | Köküne indi. Canına okudu, kesti, canına kıydı. | 54/29 |
| عَاقِرٌ | isim | 3 | Kısır. | 3/40 |
|
| Toplam | 8 |
|
|
TÜRKÇEYE GEÇEN KELİMELER:
Aşağıdaki tabloda bu kökten Türkçeye geçmiş olan kelimeler, bunların Arapça yazılışları, Türkçe anlamları verilmiştir. Bu kelimelerin bazılarına günümüz Türkçesinde pek rastlanmaz. Daha çok Osmanlıca metinlerde görülmektedir.
| Akâr | عَقَار | 1: Kiraya verilerek gelir getiren ev, dükkân, tarla, bağ vb. mülk. 2: Kısırlık. | Çoğul: Akârât |
| Akâret | عَقَارَة | Kısırlık, kısır olma. |
|
| Âkir | عَاقِر | Kısır. | Çoğul: Avâkir |
ÂYETLER:
DİKKAT! İncelediğimiz kökten gelen kelimeleri, Kur’an-ı Kerim’deki yerlerinde, yakın çevresindeki kelimelerle ilişkilerini gösterecek şekilde listeliyoruz. Uzun ayetlerin sadece bir bölümünü ele aldık. Bazı ayetlerin sadece bir kısmını gördüğümüz için, ayetler hakkında yanlış bir hüküm verilmemesi gerekir. Tamamını ele aldığımız ayetlerin meallerinin sonuna bir yıldız (*) işareti konmuştur.
عَقَرَ : Fiil-I.
| 7:77 | فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ |
| Diyanet Meali: | Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler. |
| 11:65 | فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا فِي دَارِكُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ |
| Diyanet Meali: | Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın.” |
| 26:157 | فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ |
| Diyanet Meali: | Derken onu kestiler, fakat pişman oldular. * |
| 54:29 | فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ |
| Diyanet Meali: | Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti. * |
| 91:14 | فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا |
| Diyanet Meali: | Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helâk etti ve kendilerini yerle bir etti. * |
عَاقِرٌ : İsim. İsm-i Fâil.
| 3:40 | قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ |
| Diyanet Meali: | Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. |
| 19:5 | وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا |
| Diyanet Meali: | “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır.” |
| 19:8 | قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا |
| Diyanet Meali: | Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır (ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken), benim nasıl çocuğum olur?” dedi. |